HERCAİ Şiir Kitabı
10/10
·230 syf.··
2026 2. kitabı
HERCAİ Şiir Kitabını önsözünde şairin bizzat kendisi ve takriz yazısıyla Prof.Dr. Serhat BURMAOĞLU çok güzel betimlemişler. Şair Sinan Alataş önsözünde: Herkes beni ŞİİR yazıyorum sanıyor... Aslında; Çektiğim acıları anlatıyorum, Yüreğimin sırlarını paylaşıyorum, İçimde hapsolan kederimi Söküp atıyorum, “Bir Yığın Söz” ile “HERCAİ” hâlimi İfşa ediyorum, “Ferda”sına mıhlanmış ruhumla Zifirî karanlığıma ışık bulmaya Karanlıkta kalmamaya çalışıyorum, Ve en çok da arıyorum, Derdimi anlayacak birini ARIYORUM... diyerek kendine çağırıyor... Prof.Dr. Serhat BURMAOĞLU da HERCAİ Şiir Kitabının bir okuru olarak: “Hercai, okurunu kelimelerin süsüne değil, duyguların çıplak hakikatine davet eden bir kitap. Sinan ALATAŞ, şiiri bir anlatım aracı olmaktan çıkarıp bir yüzleşme alanına dönüştürüyor; acıyı saklamadan, umudu inkâr etmeden ve samimiyetten ödün vermeden konuşuyor. Bu dizelerde insan, kendi kırılganlığıyla göz göze geliyor; bazen yarasına dokunuluyor, bazen yüreğine güç veren bir ses duyuyor. Hercai, okunup geçilecek bir kitap değil, insanın iç dünyasında iz bırakan bir yol arkadaşlığı sunuyor. Cesareti, dürüstlüğü ve içtenliğiyle bu eser, şiirin hâlâ kalpten kalbe giden en sahici yolları açabildiğini hatırlatıyor.” diyerek, "Okudum, kıymetli şairim seni anladım ve sanırım aradığın oldum, sevinçliyim, mutluyum..." vurgusu yapıyor kanaatindeyim... Okuru olmayan her kitap, yazarının yetimidir; okumak, okutmak zamanıdır, HERCAİ Şiir Kitabını ve yazarını/şairini
Şiir
HercaiSinan Alataş · Arkhe Yayınları · 20261 okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2026 5. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2026 17:40
"Benden çok sık duyacağınız bir isimden daha bahsederek; rahmetli Fuat Sezgin ismini benden çok duyacaksınız. Rahmetli Fuat Sezgin'e göre İslam dünyasının ve Türkiye'nin en önemli sorunu eğitim değildi... Tek sorun eğitimdi başka sorun yok İslam dünyasında. Fakat İslam dünyasının bugün verdiği eğitimin Orta Çağ'a uygun bir eğitim olduğunu söylüyordu hocamız." "Ben bunu Fuat Hoca vefat etmeden 5-6 sene önce Almanya'da hocanın enstitüsünde kendisine sordum. Dedim ki; 'Ya hocam sizi görmüş dedim ne güzel şeyler yazmış değil mi' dedim. Dedi ki; 'Ya o zaman gençtim' dedi, 'hoşuma gitmişti şimdi olsa öyle bir şey yazdırmam' dedi. Yani eserin başına öyle bir takriz koydurmam dedi, övgüyü içeren bir şey koydurmazdım filan dedi. Ben Fuat Sezgin kimdir biliyordum ama Akif hocamın gözünden görmeden biliyorum demezdim. Adını yazarken bile burnum sızlıyor aynı anda gurur duyuyorum. Herhalde hayatımda hürmetimi bu kadar hak eden ama haberin olmayan muhtemelen olmayacak ikinci biri yoktur. Direkt hürmet. Çok yakıştı bu kelime. Bir keresinde nasılsınız demişti derse girişte, ben de kimseden ses çıkmayınca sesimi açıp yaşıyoruz elhamdülillah hocam demişim. Gayri ihtiyari. Ben zaten pek bilmem kişiye göre konuşmayı. Genel müdüre müdürüm diyorum mesela karşılaşınca bakana sayın bakan dedim ki bu da denmemeli imiş. Sayın bakanım demek lazımmış vs. Yani daha üst için susmam daha hayırlı. Neyse. Sonra kendimi yerdim hocaya niye öyle yaşıyoruz filan dedim diye. Ama dedirtmedi. Çok güzel dedi. Ve bir anektoda bağladı meseleyi. Bir zaman Mısırda biriyle böyle bir diyalog yaşadım en son dedi. Nasılsın sorusuna cevap olarak, hak ettiğimden iyiyim cevabını almış. Ben bunu duyduktan sonra tabii ki sonraki derslerde cevabımı update ettim. O zaman da gülerdi, yeter baydı demezdi. Ki her ders
Edebiyat
Bilim Tarihi Sohbetleri - Fuat SezginSefer Turan · Timaş Yayınları · 20184,235 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Türkçe'nin hamuru İslâm
Puan vermedi·232 syf.··
2025 21. kitabı
·
64 günde okudu
·
Okunma: 30 Ekim 2025 15:54
Lütfi Özaydın'ın "Söyleyen Bilmez Bilenler Söylemez" adlı kitabı, Türkçe Mülahazalar serisinin 1. eseridir. Eser TİYO yayıncılıktan neşrolunmuştur. 【1】 Türkçe'de kullandığımız en temel fiil ve isimler dahil birçok kelimenin, yaşantısında İslâm'a uyan ecdadımızın lîsanında da Kur'ânî kavram ve kelime bilgisine ittibaı neticesinde, yine Kur'ânî bir anlayışla teşekkül ettiğini savunmaktadır. Bu güçlü söylemi eser boyunca; Türkçe'de istimal edilen kelimelerin Kur'ân diliyle ilişki, sarf-nahif-emsile-bina gibi kavramların Arapça'daki yeri ve Türkçe'ye olan katkıları ve Türkçe'nin hem ilmî hem de itikadî açıdan taşıdığı İslâm karakteristiğini geçerli sebeplerle ispatlamaktadır. Eserde savunulan düşünce yalnız bir söylem ve slogan olarak bırakılmamış olup, Kur'ân-ı Kerîm'deki kelime ve köklerinin Türkçe'de nasıl yaygın biçimde kullanıldığı mevzuu Ayetlerdeki kelimeler incelenerek ve derinlikli bir lügât olan el-Okyânûs'tan yapılan araştırmalarla ortaya konulmuştur. Yazar burada Türkçe'nin kaynağının Arapça olduğunu savunmaz, bilakis Türkçe'nin kaynağını manâsı yanı sıra sentaksına da varıncaya dek İslâm olarak delilleriyle tespit etmiştir. Kitabın sonunda, araştırmalara kaynaklık edecek nitelikteki bu çalışmalardan kolay faydalanılması ve kitapta bahsi geçen kelimelerin kolay bulunması için bir Fihrist bulunmaktadır. Yazar Hakkında Hakkında biyografik veriler kısıtlı olmakla beraber; Merhum Lütfi Özaydın, Tokat'ta dünyaya gelmiştir. Küçük yaşta, babası ve dedesinin de teşvikiyle, Kur'ân-ı Kerîm öğrenmiştir ve Arapça bilmektedir. Eserde anlatılan ana konuyla ilgili olarak kendi hayatından verdiği örneklere göre mesleğinin öğretmenlik olduğu anlaşılmaktadır. Hayatında bir dönem, İstiklâl Marşı Derneği'nde Genel Kurul Üyesi olmakla hizmet üstlenmiştir. "Söyleyen Bilmez
Söyleyen Bilmez Bilenler SöylemezLütfi Özaydın · Tiyo Yayınları · 201865 okunma
DOĞU VE BATI ARASINDA KADIN
7/10
·197 syf.··
2025 19. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2025 16:53
Ressamlar, siyasi suçlular, isyancılar, devrimciler, gazeteciler, kâşifler, mûcitler, dâhiler, büyücüler... Galeano'nun kadınları. Hiç biri normal değil! Ne normal yaşayabilmişler, ne de normal ölebilmişler. Hepsinin trajik bir hikâyesi var. Kadınlar bu hikâyeleri anlatıyor. Eser ilk olarak "Şehrazat" yazısıyla başlıyor. Hani şu Binbir Gece Masalları'nın Şehrazat'ı. Bu anlatıdaki “Ölüm korkusundan anlatı üstatlığı doğdu.” cümlesini Galeano’nun yaşamıyla da ilintilendirebiliriz. Latin Amerika’nın kanlı toprağı, altın kaçakçılığı, uyuşturucu mafyası ve siyasi infazların odağında büyüyen, bunları gören yazarın böyle bir cümle kurması belki de kendi hayatının bir yansıması olabilir. Kimi yazılarında kitaplarda ki kadın karakterleri ele alır Galeano. Kırmızı Pazartesi'nin Susanna'sı mesela. Bu karakterin öyküsünden yola çıkarak, toplumun kadınla ilgili tabularıyla dalga geçer. Tabii yazarın kadına dâir her fikri savunulur cinsten değil. Tamamen feminen duygulara, hatta ideolojilere sahip bir okur, bu yazıların her birini ululayarak okuyabilir. Ama bizim iç disiplinimiz gereği vasatlıktan yani orta yoldan taraf olduğumuz için bütün yazıları aynı oranda bir takriz ile okuyamadık. Özellikle kadının cinsel kimliğine dair sınırsız özgürlüğe sahip olmasına dair fikirleri, pek tabii kabul edilebilir değil. Ama esere daha üst pencereden bakacak olursak, Avrupa'yı özgürlükler coğrafyası olarak görüp ilahlaştıran zihniyete ciddi bir tarihi delil sunuyor Eduardo Galeano . Bu bağlamda tamamen günah keçisi gibi algılanan kadın için feminizmin Avrupa'yı ve Amerika'yı bu denli ele geçirmesi de pek gayet mantıklı. Doğu coğrafyasına döndüğümüzde görürüz ki, burada kadın asla Avrupa'daki gibi günahın merkezi olarak görülmemiş. Evet bir takım adaletsiz ve yanlış yaklaşımlar mevcut. Ama farzı misal, bir şu değil;
KadınlarEduardo Galeano · Sel Yayıncılık · 20242,660 okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2024 1. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 14 Aralık 2024 23:33
İncelemeye başlamadan önce: (kitap incelemesini okumak isteyenler bu kısmı atlayabilir) Sabahın erken saatinde kalkmamı gerektirecek hiçbir sebep yokken erken kalkmış ve hiçbir zorunluluğum yokken bu satırları yazmaya başlamışsam en genel ve soyut ifadeyle “değişimin” vakti gelmiş demektir. Yılbaşı değil, aybaşı değil, hafta başı değil; ibretlik hiçbir şey yaşamadım ve doğum günüm de değil. Bana kalırsa değişim için bir dönüm noktasını beklemek sihirli bir değnekten medet ummak kadar saçmadır; değişim, akla gelen ilk farkındalık düşüncesini harekete dönüştürebilirsek bizi istikrar ve başarıya veya daha doğru bir tabirle tatminlik duygusuna ulaştıracakmış gibi hissediyorum. Ayrıca belirtmeliyim ki içimde uyanan değişim isteği ile birazdan inceleyeceğim kitabın uzaktan yakından ilgisi yok, sadece denk geldi diyebilirim. İlk incelemem ve devam etmesini umduğum tüm incelemeler için takriz sadedinde yazımı yazdıktan sonra artık kitap incelemesine geçebilirim. KİTAP İNCELEMESİ: Kitap bize Washington Üniversitesi’nde Dr. John Gottman tarafından kurulan “Aşk Laboratuvarı’nda” ilişkiler üzerine yapılan bilimsel araştırmaları aktarıyor. Bize derken kitabın adından da anlaşılacağı üzere erkekleri kastettiğimi belirtmek isterim. Zaten kitap kapaktan içeriğine kadar erkekler düşünülerek dizayn edilmiş. Kapağında dikkat çekici olacak şekilde kırmızı renk tercih edilirken yazılar büyük fontta kullanılmış ve ara ara karikatürlere yer verilmiş. Anlaşılan o ki kitabın hitap kitlesi düşünülürken okuma yazmayı hayatta kalacak kadar öğrenenler dahi hesaba katılarak geniş bir okuyucu kitlesine hizmet verilmek istenilmiş. Bu tabi ki içindeki bilgilerin değersiz olduğu anlamına gelmez; bilimsel veriler gayet açık ve anlaşılır bir dille paylaşılarak okuma seyri yüksek bir eser meydana
Erkekler İçin Kadın RehberiJohn Gottman · Sola Unitas · 201750 okunma
Puan vermedi
Kendi kelimelerimle böyle bir eseri nasıl tarif ederim bilemiyorum. O yüzden sözü kendi nakıs ifadelerimden alıp yine kitabın kendisine bırakıyorum. "Demek bu Arabî Mesnevî mecmuası, Risale-i Nur'un bir nevi çekirdeği ve fidanlığı hükmündedir. Bu mecmuanın yalnız dâhilî nefis ve şeytanla mücadelesi, nefs-i emmarenin ve şetan-ı cinnî ve insînin şübehatından tamamıyla kurtarıyor." "Bu Mesnevî-i Nuriye'deki risalelerin isimleri 'Reşhalar, Katre, Hubab, Habbe' şeklinde gidiyor. Eğer Katre Risalesi'nin âhirinde merhum Şeyh Safvet Efendi'nin yazdığı gibi her bir risaleye bir takriz yazılsa idi, o merhumun 'Bu bir katre değil, bir bahirdir.' dediği gibi biz de derdik: 'O bir lem'a değil, bir şemstir. O bir reşha değil, bir bahirdir. O bir zühre değil, bir cinandır. O bir hubab değil, bir ummandır.' " Bu eser ve Risale-i Nur Külliyatı'ın diğer eserleri sadece küçük bir kitleye hitap etmiyor. Küçük bir çocuktan ölüm döşeğindeki ihtiyara kadar her kesimin hatta tüm dünyanın -sadece İslam dünyası değil- istifade edebileceği eserlerdir. Dünya Risale-i Nur okuyor...
Risale-i Nur
Mesnevî-i NuriyeBediüzzaman Said Nursî · Rnk Neşriyat · 20193,458 okunma