"Kabul ediyorum," dedim neşeyle. Aiden hayrete kapılarak bana bakınca keyfim iyice yerine geldi. "Yani, ne kadar zor olabilir ki?" Omuz silktim. "Ama Aiden," dedim sempatik bir ifadeyle ona dönerek. "Romantizm senin olayın değil biliyorum ve benim kitabımın çoğunluğu romantizm olduğu için neden böyle bir şey istemeyeceğini de anlıyorum. Yani, ben çok korkmadım ama...
"Tamam," dedi Aiden bir anda. "Ben varım. Romantizm çok dert değil. Iki kişiyi asansöre kapatırız, âşık ederiz, sonra asansör
düser."
EUZUBİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Elhamdulillahi rabbil âlemin esselatu vesselamu aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin ve ila cemiil enbiyayi vel murselin ve ila cemiil evliyayi vel hamdulillahi rabbil âlemin.
Sohbetlerimizi yaparken gönlümüzü nasıl açmamız gerektiğini anlamaya çalışmakla beraber, “Allah” deyince önce neyi hatırlamamız gerektiğini, Allah’ın kendini tanıttığı gibi tanımaya, anlamaya çalışıyorduk. Bir de Allah’ı hayali olarak değil kendi üzerimizden anlamaya, tanımaya çalışıyorduk.
Önceki sohbetlerimizde Allah’ın Vedud, Hamid, biraz da Rab ismini ve “el hamdu lillâhi rabbil âlemîn” derken ne dediğimizi anlamaya, bilmeye çalışmıştık. Şimdi de Allah’ın Rahman ismini ayetlerle beraber anlamaya çalışacağız inşallah.
Fatiha’da “El hamdu lillâhi rabbil âlemin” ayetinden sonra “er rahmânir rahîm”(Fatiha /2) ayeti gelir. Allah kendini tanıtırken rahman olarak tanıtmıştır. Biz de bu sohbetimizde Rahman’ı anlamaya, tanımaya çalışacağız inşallah.
Biri Allah’ın Rahman ismini zikredip; “bismillahirrahmanirrahim” derken ne söylemiş olur?
Öncelikle; “benim rabbim olan Allah rahman ve rahimdir, zatında rahmandır, fiillerin de, işinde ise rahimdir” demiş olur. Allah ayet-i kerimede; “rahmetim her şeyi kaplamıştır”(Araf /156) buyurur. Allah’ın rahmeti her şeyi kaplamıştır. Onun rahmeti, rahman olan zati sıfatından tecelli eder. Rahim ismi ise Rahman’ın fiilidir, işidir. Allah tecelli edip, işini yaparken zatında olan rahmeti, rahmaniyeti rahim olarak tecelli eder. Biri; “bismillahirrahmanirrahim” dediğinde “benim rabbim zatında rahmandır, fiili, işi de rahimdir ve rabbim işini rahmetiyle yapar. Ben de onun halifesi olarak bu işi rahmetimle yapacağım” demiş olur. Peki, kul işi hangi rahmetiyle yapmalıdır? Allah, ona zatıyla, sıfatıyla tecelli
Kuşlarım! Milletimin hoş tuttuğu, türkülerle kutladığı tabiat kardeşlerim... Turnalar, şâhinler, kumrular... Tepemde dönüp dolanıyorlar, yumuşak kanatlarla sürünüp geçiyorlar, her biri kendi dilinden bir destan okuyor. Hazreti Süleyman gibi onlarla söyleşesim gelir.
Leyleğe desem ki: "Kendini tamam veremeyen gezgin arkadaş, seni ne kadar severiz de sen gene iğretilikten vazgeçmezsin. Temelli gidemeyen ve temelli kalamayan bütün sevgililer gibi kalbimize hem aşkı hem hicrânı salmışsındır. Seni benimsememek için ne gayretler sarf ederiz, nefsimizi nasıl zorlarız. Kendimizi ve etrâfımızı kandırmak için tılsımlı mağrur sözler bulmuşuzdur. Deriz ki: "Leylek benim ne kuşum? Yazın gelir güzün gider." Fakat ah!.. Güzün sen giderken içimiz sızlar, kasvetli kışımız başlar. Yazın da, özlemeden süzülmüş yüzlerle yolunu bekleriz.
Moda sektörünün en önemli tetikleyicilerinden biri, insanın aidiyet ihtiyacıdır. Sürü dışına çıkmak insanı güvensiz hissettirdiği için bir toplumun ferdi olmak ve o toplumdan 'Tamam, sen de bizdensin, seni fark ediyor ve onaylıyoruz, şeklinde geri bildirim almak, insana çok iyi gelen bir duygudur. Bu yüzden de etrafımızdaki insanların giydiklerini taklit ederiz. Kendini dışlanmış ya da oyun dışı kalmış hissetmek istemeyen insanlar, diğerlerine benzeyerek kabul görmüş hissederler. Ait hissetmek, insanı güvende hissettirdiği gibi "Hayır, yanlış yapmıyorum çünkü diğerleri de bunu yapıyor" duygu durumunu da pekiştirir.