Beyaz Geceler
Puan vermedi·202 syf.··
2026 1. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 13:59
Nasıl başlayacağım bilmiyorum ama bir yerden başlamak gerekiyor. Beyaz gecelerin kitabının ilk öyküsü olan ve kitaba başlığını veren Beyaz gecelerden başlayacağım. Kitapta hayalperest bir kahramanımızla ve nastyenka adlı bir genç kızımız var. Bu iki karakterin yolları kesişiyorlar.(Ki bence yollarının kesişmesi bile milyonda bir.)Neyse bu iki karakter birbirlerini tanımak istiyor o yüzden kendilerinin yaşam öykülerini anlatıyorlar.İkisininde yaşam öyküsünü okuyunca en çok dikkatimi çeken sizinde tahmin edeceğiniz üzere hayalperestinki oluyor. Çünkü diğer kahramanımızın öyküsü herkesin başına gelen yada görülme ihtimali çok olan öykülerden biri bu yüzden de lafı uzatmadan hayalperestin öyküsünü anlatmaya bir an önce başlayayım.Baş kahramanımız(Yani Hayalperest) hayatı yaşamaktan ziyade zihinde ki kurduğu hayallerle yaşamaya çalışan buna örnek olarakda kitaptan bir alıntı paylaşıyorum "Tabii o zaman soruyorsun kendini. nerede şimdi? o hayallerin. Kafanın iki yanına sallayıp yılları nasıl da uçup gidiyor diyorsun yine soruyorsun nasıl geçirdin o yıllarını en güzel zamanları nereye gömdün o yılları yaşadın mı yaşamadın mı?" diye kendine sorular soruyor.Tabii bu sorular cevapsız ve geciken sorular oluyor. Yani dostlarım kısacası baş kahramanımız ömrünü hayalle geçirmekle bitiriyor. Hayalperestin öyküsünden daha da bahsetmek isterdim de ama inceleme pek uzuna kaçıyor. Gelelim bu hikayenin bir diğer noktasına( Spoiler içerir) Nastyenka sevdiği gelmemesini düşününce kendisine aşık olan hayalperesti sevmeye çalışıyor tabii sevsin ama bu yaşananlar 4 gün içinde oluyor 3.günde sevdiği kişi gelmeyince 4.günde yanılmıyorsam hayalperesti sevmeye çalışıyor .Benim anlamadığım nokta şurası hani acını bile çekmeden yani onu unutmaya bile çalışmadan nasıl bir insanı sevebilirsin ki
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024102,4bin okunma
9/10
·448 syf.··
2026 48. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 02:11
Bir yazarı ilk kez okuyacak olmak bazen kitabın kendisinden bile daha fazla heyecanlandırıyor insanı. Benim için de bu kitap, Osman Balcıgil ile ilk tanışma kitabım oldu. Uzun zamandır kalemi hakkında övgü dolu yorumlar okuyordum. Hatta o kadar merak etmiştim ki, hangi kitabıyla başlamam gerektiğini bile uzun uzun düşünmüştüm. Sonunda yolumuz bu kitapta kesişti ;) Bildiğimiz tarih sayfalarını tekrar anlatmıyan, aksine sayfaların arasına saklanmış fikir ayrılıklarını, güç mücadelelerini ve perde arkasında yaşananları bir roman kurgusuyla okurun karşısına çıkarmış yazarimiz. Cumhuriyet'in henüz çok genç olduğu yıllarda; devrimler, ülkenin geleceğine yön vermeye çalışan insanlar, siyasi dengeler ve bunların arasında ilerleyen bir casusluk hikâyesi... Osman Balcıgil'in beni etkileyen, yorumlardada sikca rastladigim en beğendiğim yönü gerçek tarihi kişileri kurguya yapay durmayacak şekilde dahil edebilmesi..Kitap boyunca tanıdığımız,aşina oldugumuz isimleri yalnızca tarih kitaplarında okuduğumuz kimlikleriyle değil, dönemin içinde yaşayan insanlar olarak görmek beni ayrıca heyecanlandırdı. Arada "Acaba bu olay gerçekten yaşandı mı?" diye düşünmeden edemedim. Sanırım benim bu kitaptan beklentim biraz daha farklıydı. Daha yüksek tempolu, olayların peş peşe aktığı, beni sayfaların içinde koşturacak bir tarih romanı okuyacağımı düşünmüştüm. Ama kitap daha çok dönemin fikir dünyasına, siyasi atmosferine ve karakterlerin yaşadığı kırılmalara odaklanmısti. Belki de bu yüzden okurken zaman zaman durup düşünmeme neden oldu.. ama buna rağmen kitabın bende bıraktığı en güzel his, yakın tarihe farklı bir pencereden bakabilmek oldu. Çünkü bazen bir dönemi anlamak için sadece tarih okumak yetmiyor; o dönemin insanlarını, korkularını, ideallerini ve verdikleri mücadeleyi de tanımak
Devrimciler ve Süs BebekleriOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 202635 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Heyyttt,var mı bana yan bakan :))))
10/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
SAYILI FIRTINALAR "Eski İstanbul Kabadayıları" REFİ CEVAD ULUNAY Sayılı Fırtınalar Refi Cevad Ulunay'ın Türk edebiyatında ve yakın tarih kitaplığında çok özel bir yere sahip olan, adeta bir "İstanbul folkloru" belgeseli niteliğindeki eseridir. Kitap, tarih kitabı ile roman arasında durur. Olayların önemli bir kısmı hakiki kişiler ve vakalardan beslenir; ancak Ulunay bunları roman tekniğiyle anlatır. Bu yüzden eser, tarihçiler tarafından tek başına belge olarak değil, dönemin sosyal hayatını anlamaya yardımcı bir tanıklık metni olarak değerlendirilir. Bir nostalji sever olarak, eserdeki İstanbul'un mekan hafızası beni en çok etkileyen yönlerden biri oldu.Kahvehaneler, meyhaneler, Direklerarası, arka sokaklar, tulumbacılar, zaptiyeler... Bugün büyük ölçüde kaybolmuş bir şehir kültürü adeta canlı bir dekor gibi anlatılırken ben de adeta içinde yaşadım. ***** Ulunay, bu kitapta Osmanlı'nın son dönemindeki İstanbul kabadayılık müessesesini anlatır.Yazarın bizzat şahit olduğu, dinlediği ya da içinde bulunduğu eski İstanbul sokaklarının yazılı olmayan kanunlarını kayda geçirir. Zincirleme bir hikaye anlatımıyla Abdülhamid döneminin son yılları ile Meşrutiyet İstanbul'unun yeraltı dünyasını ve sosyal hayatını resmeder. Sayılı Fırtınalar, bugün tamamen yok olmuş bir İstanbul alt kültürünü, o kültürün kendine has kodlarını ve insan tiplerini birer belge gibi günümüze taşıyan emsalsiz bir kaynaktır. Üsküdar'da sahafın vitrinde görüp hemen alıp keyifle okuduğum bir eserdir. Yeni basımı var mı bilmiyorum. Merak edersiniz sahaflardan temin edebilirsiniz. Gelelim esere... Kitap, önce kabadayılık, racon gibi kavramları açıklayarak başlıyor. Ardından anlatı, dönemin ünlü kabadayılarından Arap Abdullah'ın karıştığı 'Direklerarası Cinayeti' ile devam ediyor. (Güzel
Tarih
Sayılı FırtınalarRefi Cevad Ulunay · Bolayır Yayınevi · 197361 okunma
10/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2026 150. kitabı
Hamit Çavuş’un gerçek yaşam hikâyesi üzerinden; savaşın acısını, vatan sevgisini, özlemi ve insanın içindeki o vazgeçmeyen mücadele ruhunu iliklerime kadar hissettim. Bir cepheden diğerine koşan, esir düşen, açlık ve yoklukla mücadele eden ama hiçbir zaman umudunu ve vatan sevgisini kaybetmeyen bir kahramanın hikâyesi sayfalara öyle güçlü yansımış ki, okurken zaman zaman gözlerim doldu. Savaşların yalnızca cephede verilmediğini; geride kalan annelerin, eşlerin ve bekleyen sevdaların da kendi savaşlarını verdiğini bir kez daha gördüm. Hamit Çavuş’un Vesile’ye duyduğu özlem, vatanına olan bağlılığı ve yaşadığı fedakârlıklar uzun süre aklımdan çıkmayacak. Yazarın arşiv çalışmaları ve gerçek bir hayat hikâyesini gün yüzüne çıkarma çabası kitaba ayrı bir değer katmış. Tarihin tozlu raflarında kalmış kahramanları tanımak, geçmişe farklı bir pencereden bakmak isteyenler için çok kıymetli bir eser. Eğer gerçek yaşam öykülerini, tarihî romanları ve unutulmuş kahramanların hikâyelerini seviyorsanız Türk Damarı mutlaka okuma listenizde olmalı. “Hayat hesapla değil, nasiple yaşanır.”
Türk DamarıAlim Serkan Cesur · İkinci Adam Yayınları · 202621 okunma
Söndürülemeyen aşk
Puan vermedi·107 syf.·
2026 50. kitabı
Bazı kitaplar hikâye anlatır, bazıları ise zihnin içine uzun bir monolog bırakır. Ateşler ikinci gruba ait. Bu kitabı okurken bir olay örgüsünün peşinden gitmiyorsunuz; aşkın, tutkunun, kıskançlığın, terk edilmenin ve insanın kendi içinde büyüttüğü yıkımın peşinden sürükleniyorsunuz. Mitolojik karakterler yalnızca birer araç. Asıl anlatılan, yüzyıllar geçse de değişmeyen insan ruhu. Kitabın en güçlü yanı dili. Cümleler yer yer şiire yaklaşacak kadar yoğun, ama bunu gösteriş için yapmıyor. Özellikle aşkın insanı özgürleştirmekten çok nasıl esir aldığını anlatırken kullandığı imgeler gerçekten etkileyici. Mitolojik öyküleri bugünün duygularıyla yeniden kurması da kitaba ayrı bir derinlik katıyor. Okurken bir anda Akhilleus'u ya da Phaedra'yı değil, kendinizi okumaya başladığınızı hissediyorsunuz. Beni en çok etkileyen taraflarından biri de aşkı romantikleştirmek yerine, insanı yavaş yavaş tüketen bir saplantı olarak ele alması oldu. Sevginin içinde kibri, arzuyu, sahip olma isteğini ve yalnızlığı aynı anda gösterebilmesi, kitabın yıllar geçmesine rağmen hâlâ güncel kalmasını sağlıyor. Buna rağmen kitap kusursuz değil. En büyük sorunu, dilinin zaman zaman kendi ağırlığının altında ezilmesi. Bazı bölümlerde anlamdan çok üslup öne çıkıyor ve aynı duygunun farklı benzetmelerle tekrar tekrar işlendiği hissi oluşuyor. Bu da okuma temposunu düşürüyor. Bir noktadan sonra kitap sizi ilerletmek yerine aynı düşüncenin çevresinde dolaştırmaya başlıyor. Mitolojiye uzak okurlar için de yer yer mesafe oluşturan bir eser. Karakterleri tanımak şart olmasa da, göndermelerin tamamını yakalayamamak bazı bölümlerin etkisini azaltabiliyor. Ayrıca olaylardan çok iç konuşmaların ağırlıkta olması, hareketli bir anlatı bekleyenleri hayal kırıklığına uğratabilir. Sonuç olarak Ateşler, herkese
1000Kitap
AteşlerMarguerite Yourcenar · Metis Yayınları · 1974294 okunma
2/10
·944 syf.··
2026 9. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 00:36
Normalde bu kadar uzun bir kitaba detaylı bir inceleme yazmak beni bayağı bir zorlar çünkü genelde kalın kitapları okumam normalden çok daha uzun sürer ama bu seriyi ve ejderhalarını biraz fazla sevdiğim için okurken notlar aldım ve tek tek düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum çünkü diğer incelemelere baktığımda gördüm ki fazlasıyla abartılmış bir kitap. Bu inceleme spoiler içermektedir. Öncelikle besmele çekip nas felak okuyarak kitabın kapağını açıyoruz sonuçta 900 sayfalık kitap ne olur ne olmaz. Baştan şunu söylemeliyim, ejderhalara bayılıyorum. Fantastik yaratıklar arasında en sevdiklerim kesinlikle ejderhalar. Biraz da bu yüzden bu kitaba bu kadar uzun süre katlandım çünkü gereksiz yere uzatıldığını düşünüyorum. Aslında sadece ben değil diğer incelemelere şöyle bir göz atsanız bile okurlarının neredeyse hepsinin bu kitabın gereksiz uzun olduğu kanaatinde olduğunu görürsünüz. Örnek vererek açıklayayım; ilk bölümde Aretia'daki kurulun kendi aralarında savaş oyunlarından sonra oraya giden öğrenciler hakkında karar vermelerini okuyoruz. 20. sayfanın sonunda bu konuşmalarla ilgili Brennan'ın söylediği ilk cümle geçiyor. Sonra 21. sayfaya geçiyoruz, doğal olarak sohbetin devamını okuyoruz demi. Yok o iş öyle değil. 21. sayfada Violetin o mekan hakkındaki düşüncelerini okumaya başlıyoruz. Tamam 1 sayfa boyunca okuduk, güzel sıkıntı yok. 22. sayfaya geçtiğimizde önceki sayfada söylenen sözün cevabı oradaki başka bir biniciden geliyor. Sonra Brennan tekrar bir şey söylüyor ve sohbet devam ediyor demeyi çok isterdim ama yine violet araya girip odayı anlatmaya başlıyor. Bu sözün cevabı da 23. sayfanın başında geliyor. Yani anlayacağınız üzere, kitapta ciddi bir problem var ki bu da kesinlikle violet ve hiç susmayan düşünceleriyle sürekli araya girilmesi. Şimdi
Demir AlevRebecca Yarros · Olimpos Yayınları · 20243,217 okunma