Sosyal Medya Bağımlılığı ve “Sevgili Avı” Hastalığı
Bugün telefon elimizden düşmüyor. Sabah gözümüzü açtığımız anda Instagram, TikTok, Twitter/X, Tinder, Bumble… Hepsi orada, bizi bekliyor. Bir bildirim sesi, bir like, bir “ilgili” mesaj ve bam! Beynimizde dopamin patlaması. Tam bir kısır döngü.
Sosyal medya bizi yalnızlaştırmak için tasarlanmış gibi. İnsanlar eskiden komşuyla, arkadaş grubuyla, okul kantininde tanışırdı. Şimdi ise oluyoruz. Profil fotoğraflarıyla, özenle seçilmiş 5-6 fotoğrafla, bio’da yazdığımız birkaç cümleyle yargılanıyoruz. Bu kadar yüzeysel bir zeminde “gerçek aşk” aramak, bence modern çağın en büyük kandırmacalarından biri.
Bağımlılık kısmı çok net: Uygulamalar seni tutmak için her şeyi yapıyor. Sonsuz kaydırma algoritma seni en çok sinirlendirecek ya da heyecanlandıracak içeriği ön plana çıkarıyor. Sen fark etmeden 3 saat geçmiş, haber akışında gezerken kendini “keşfet” sayfasında “ideal tipini” ararken buluyorsun. Bu arada gerçek hayatta göz teması kurmayı bile unuttuk.
En tehlikeli yanı da şu: Sosyal medya sevgili bulmayı “kolay” gösteriyor. Oysa çoğu zaman tam tersi. İnsanlar en iyi halini gösteriyor, filtreli, düzenlenmiş, yalan yanlış hayatlar. Sonra match oluyorsun, iki hafta mesajlaşıyorsunuz, “çok uyuyoruz” diyorsun, derken karşı taraf ghost’lıyor. Ya da sürekli yeni insan arayışında olduğu için sen de “daha iyisi var mı” diye kaydırmaya devam ediyorsun. Bu bir hastalık haline geldi resmen. Sevgili bulma hastalığı.
İnsanlar artık “gerçek” bir ilişki için uğraşmak istemiyor. Zorlanmak, emek vermek, tartışmak, barışmak, tanımak… Bunlar zahmetli. Onun yerine hızlı validasyon tercih ediliyor: , “sen çok farklısın” mesajları. Ama o mesajları 10 kişiye birden atan birinden ne kadar gerçeklik bekleyebilirsin ki?
En büyük eleştirim