8/10
·236 syf.··
2026 68. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 20:38
Stanislaw Lem'in meşhur bilim kurgu romanı. Solaris'in içeriği din, psikoloji, felsefe gibi birçok alanla ilişkili. Bu ilişkinin nedeni de romanın merkezinde bulunan, insanın anlama arayışı. Uzak galaksilerden iç dünyaya kadar her yeri anlama arzusu insana hükmediyor ve solaris bu arzunun üzerine kurulu. Prometheus isimli uzay gemisinden solaris isimli çift yıldızlı bir sisteme ait gezegene gelen Kelvin'in yaşadıklarını merkeze alıyor roman. Burada prometheus adı boşuna seçilmemiş. İnsanlar için ateş metaforuyla bilgi çalan bir titan olan prometheus ile solaris'teki gizemli ve tüm gezegenin yüzeyini kapsayan plazmik varlığı öğrenme arzusundaki bilim insanları arasında benzerlik var. Üstelik prometheus kelimesinin etimolojik anlamının 'önceden öğrenmek' olması, bu kanaati güçlendiriyor. Romanın merkezinde anlama çabası olduğunu söylemiştim. Aydınlanmacı kültürde dış dünya akla uygundur ve anlaşılır. Hegel'in dediği gibi: "Gerçek olan akla uygundur; akla uygun olan gerçektir." Lakin solaris romanı, gerçeğin bu kadar kolay bir şekilde anlaşılamayacağını, bir yerden sonra anlama yetisinin kifayetsiz kalabileceğini anlatıyor. Anlamaya çalıştığımız bir başka bilinçli varlığı kendi zihinsel kategorilerimizde anlamaya çalışıyoruz ama bu bir yerden sonra iflas ediyor. Bunun da ötesinde, romanda, galaksileri ele geçiren insanın iç dünyasıyla yaşadığı sorunlardan bahsediliyor. Anlama etkinliğinin sınırları olacağını döne döne anlatıyor solaris. Tarkovsky bir kez daha; insanlık durumunu, onun özünü (eğer varsa) ve sınırlarını, insanın belirli eşikleri (bilim ya da bilinç eşiklerini) geçmesi gerekip gerekmediğini sorgulamak için karakterlerin, kişiliklerin ve psikolojilerin büyüleyici ve karmaşık bir incelemesini sunuyor. Zira insan, bir dirençsizlik, dikbaşlılık ve hatta
SolarisStanislaw Lem · İletişim Yayınevi · 20181,592 okunma
9/10
·94 syf.··
2026 38. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2026 19:21
Kitap, II. Dünya Savaşı (Büyük Anayurt Savaşı) sırasında Sovyet-Alman cephesinde geçer. Ancak bu klasik bir kahramanlık destanı değildir; savaşın, bir çocuğun ruhunda ve bedeninde yarattığı yıkımı anlatan trajik bir "kayıp çocukluk" öyküsüdür. Hikâye, Teğmen Galtsev'in gözünden anlatılır ve okuyucuya İvan'ın gizemli dünyasını bir yetişkinin şaşkınlığıyla sunar. İvan'ın olgunluk/otoritesi bir çocuk gibi değil de, rütbeli asker gibi talimatlar vermesi: "Seni ilgilendirmez. Ve bana bağırma!" şeklinde çıkışları, onun savaş sahasında kazandığı sert özgüveni gösterir. Annesini ve kız kardeşini gözlerin önünde öldürürler ve acı dolu bir haykırışla kendini paralar. Düşman hattına (nehri yüzerek geçecek kadar tehlikeli bölgelere) iten temel motivasyon nefrettir. Kitabın en vurucu kısmı, İvan’ın akıbetinin bizzat anlatıcıdan değil, savaş sonrasında ele geçirilen soğuk, bürokratik bir Alman askeri raporundan öğrenilmesidir. "Tutuklu 25.12.43 tarihinde sabah saat 6.55'te kurşuna dizilmiştir." Bu ifade, bir çocuğun yaşamının savaş aygıtı içerisinde sadece bir "dosya numarası" ve "infaz saati"ne indirgenişini gösterir. İvan'ın çocukluğu yok. Savaşın patlamaları ve dehşetin, korkunun, ölümün yüz buruşturmalarıyla bin parçaya ayrılmış, uzak bir anıdan başka bir şey değil. İvan bir çocuk, ama çocukluğu yok; çocukluğu mevcut değil ve geriye sadece parçalar, bulanık çizgiler kaldı. Daha önce de söylediğimiz gibi bir rüya, bir özlem. Kısacası İvan hiçbir şey değil; bir insan, ama başkaları ondan gördüklerinden başka bir şey değil ve başkalarının onda gördükleri binlerce kayıp çocukluk. Barış, sıcaklık, yaşam özlemleri. Anne kucağına, saf masumiyete, naif mutluluğa dönme özlemi. Çocukluk, belki de insanlığın kendisi, her ne olursa olsun, çürümeden ve cehenneme dönüşmeden önceki ideal
1000Kitap
IvanVladimir Bogomolov · Детская литература · 20193 okunma
Reklam
kendinin üst kat kiracısı olmak
7/10
·157 syf.··
2026 1. kitabı
insan ara sıra evini yakmalı ve dışarıdan seyretmeli diyordu şule gürbüz, kambur kitabında. bu söz bana tarkovsky'nin offret filmindeki alexander'ın evini yaktığı ve dışarıdan seyrettiği sahneyi hatırlatıyor. (o yakış bana çok acı, çok dokunaklı gelir. başımıza gelen iyi şeylerin tek bir bedeli vardır, en çok anlam yüklediklerimizi feda etmek gibi bir alt inancı barındırması, sezdirmesi bakımından çok kırıcı çok yıkıcı geliyor. ) tanpınar'da ise, bir üst kat kiracısı var. tanpınar, abdullah efendi'yi şöyle tarif eder: "aakikatte abdullah efendi, ömürlerinin sonuna kadar kendileri olmaktan kurtulamayan, nefislerini bir an bile unutamayan, etrafındaki havaya kendilerini en fazla bıraktıkları zamanda bile, içlerinde, tıpkı alt katta geçen bütün şeyleri merakla takip eden bir üst kat kiracısı gibi köşesinde gizli, mütecessis, gayrimemnun ve zalim ikinci bir şahsın mevcudiyetini" hisseden biridir." işte bu üst kat kiracısı onun gardiyanıdır. kendine dışarıdan bakan o gözdür, kendi evini yakar ve dışarıdan seyreder. yine şule gürbüz kıyamet emeklisi'nde diyordu ki insan evini dışarıdan çıkıp bir seyretmeli. şule gürbüz'ün o gençlik ateşi nasıl da küllenmiş yakmayı bırakmış, o ilk on sekizlik telaşlar, hınçlar, öfkeler kalmamış. artık ne olursa, olacak olan da olmuştur bırakmışlığıyla bakmaya başlamış gibi görünüyor. daha bunları yazarken bile aklıma geldi de son mülakatında "bir hal geldi, kendimi bir kabul geldi" diyordu. o dinginliği hissettiren bir şey söylüyor. kafamda bu üç isim o kadar iç içe ki tanpınar'dan bahsedince gürbüz'den, tarkovsky'den bahsetmek mecburiyete dönüşüyor. bu kitapta beş hikaye bulunuyor ancak ben yalnızca abdullah efendi'nin rüyaları hikayesini incelemek istiyorum. kitaptaki ilk hikaye, kitabın da adını aldığı abdullah efendi'nin rüyaları. bu
Abdullah Efendinin RüyalarıAhmet Hamdi Tanpınar · Ahmet Halit Kitabevi · 194381 okunma
keyifli okumalar.
Puan vermedi·282 syf.·
2026 14. kitabı
Stanislaw Lem’in bizi uzayın derinliklerine değil, doğrudan kendi zihnimizin karanlık dehlizlerine fırlattığı 1961 çıkışlı bilimkurgu başyapıtı. Bilimkurgu deyince aklına epik uzay savaşları veya lazer silahları gelen nesli fena hâlde ters köşeye yatıran bir romandır bu; çünkü solaris’te asıl uzaylı dışarıda bir yerlerde değil, insanın ta içindedir. Kitabın temel felsefesini özetleyen ve insanın kibrini yüzüne vuran o muazzam alıntıyı anmadan geçmek olmaz: “Biz kozmosu fethetmek falan istemiyoruz, sadece dünyanın sınırlarını kozmosun sınırlarına kadar genişletmek istiyoruz… Biz başka dünyalar aramıyoruz, biz ayna arıyoruz.” Lem, bu kitapta insanlığın bitmek bilmeyen “evrende yalnız mıyız?” sorusunu alır ve evirip çevirip bize karşı bir silaha dönüştürür. Yabancı bir zekâyla iletişim kurmaya çalışıyoruz ama daha kendimizle, kendi bilinçaltımızla ve suçluluk duygularımızla bile iletişim kuramıyoruz. Gezegeni kaplayan o devasa, jelatinimsi okyanus aslında kocaman bir ayna işlevi görüyor. Uzay istasyonundaki bilim insanlarının zihinlerine girip, yüzleşmekten en çok korktukları veya vicdan azabı çektikleri anıları kanlı canlı “misafirler” olarak karşılarına oturtuyor. Ana karakterimiz kris kelvin’in intihar eden eski karısı rheya ile karşılaşması üzerinden okuduğumuz hikâye, bizi şu ağır soruyla baş başa bırakıyor: insan kendi zihninin yarattığı şeytanlarla kapalı bir kutuda kalırsa ne olur? Üstelik okyanusun bunları bir ceza olarak mı, yoksa sadece bizim algılayamadığımız bir iletişim kurma çabası olarak mı yaptığını asla tam olarak bilemiyoruz. (bkz. solaristik) adında koskoca bir bilim dalı kurulup kütüphaneler dolusu kitap yazılsa da, insanlık bu devasa zekâ karşısında bir hiç olduğunu kabullenmek zorunda kalıyor. İşin sinema boyutuna gelirsek; andrei tarkovsky’nin
SolarisStanislaw Lem · İletişim Yayınları · 19971,592 okunma
Stalker
8/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2025 78. kitabı
A.Tarkovsky' nin "Stalker" filminin esin kaynağı olan kitap.En az yazarlar kadar usta yönetmen de büyük mücadele vermiş ve sonuç elimizde hem kitap var hem de zamansız bir film.Son sözü yazarlara verelim o halde " Herkes mutlu olsun, bedavaya ve hiç kimse incinerek gitmesin"
Uzayda PiknikArkadi Strugatski · İthaki Yayınları · 20181,428 okunma
göçebe delilik
10/10
·140 syf.··
2025 84. kitabı
ARAYIŞ, sadece yolda olmak değildir aynı zamanda yoldan da çıkmaktır. Tüm sınırlarını aşmak ve ruhani bir yolculuk. Salt delilik ya da özgürlük değil bahşedilen sadece kopuş. Toplumdan zaten vazgeçen bireyin en sonunda kendinden de ümidini yitirmesi. Lakin yolumuzun üzerinde bize cesaret verenlerin olması yeni bir umut ışığı gibi görülebilir(!) İşte tüm hikayenin koptuğu an. Bilirsiniz ya bazen ilerlemek için kopmak gerekir. Tüm bağları yitirmek : geçmişle ve gelecekle. Aydınlığı satmadan karanlıktan nasıl çıkabilir insan...sıyrılamadığımız ve birçok kederimiz de ortak. Bu imgelem bu coşkunluk varoluşun çürük kokan mücadelesi hepimiz bu kervanın güdüldüğü diyardayız. Bilincin dışına yerleşen bu vurum kitabı elinize aldığınız anda ki noktada sizi de serüvene itiyor. Ya tüm yaşamımız bir rüyaysa? Ve aslında uyandığımızda tüm gerçeklik algımız yitiyorsa? Ve mazimizin bilinenin tam aksi sadece bir kayıp olmadığını kim ispatlayabilir? Hatırladığınız kadarını hayat olarak kabul ediyorsunuz. Ve bu sizi "salt yanıltan şey." Tüm yaşamımız sadece başka bir yaşamın telaşı. Ve uyanıklık hepimiz için korku olacak. Çünkü hiç yaşamadık. Hepimiz yaşama, gözlerimizi kapattığımızda başlayacağız. Bizleri ayıran tek şey : rollerin farklı olması. Rüya: insanı uyandırır. İşte bu bilinçle bu kitabı bir defa kavramak gerekiyor gerisi zaten gelecek. Ve bir defa gerçek ile bağını yitirirsen sayın okuyucum korkarım ki kitap bitmeyen bir yolculuk olacak ve sonunda kapalı kutu hep kapalı kitap ise hiç açılmamış. Tüm karakterleriyle baştan sona bir çırpınış hikayesi. Kimi can veriyor ellerde kimi de can buluyor! Her karakterin kitaptaki herhangi bir nesnenin bulunma ve o an orada durmasının bir sebebi var. Sembolleri kullanabilmek ve hatta onlara bir ruh ihtiva etmek her halde her romancıda
Roman
ArayışFethi Korkmaz · Fihrist Kitap · 2022360 okunma
Reklam
Reklam