Edebiyatın belki de en kadim işlevlerinden biri, sesi duyulmayanlara, köşede kalmışlara bir dil armağan etmektir. Sözcüklerin yalnızca insanlara ait olduğu yanılgısına sıklıkla düştüğümüz bu modern çağda, doğanın ve onun sakinlerinin dünyasına içeriden bir pencere açabilmek ayrı bir edebi incelik gerektiriyor. Feride Çiçekoğlu Hocam, Milföy ve Arkadaşları ile bu inceliği göstererek, okuru terk edilmiş bir köpeğin, Milföy’ün dünyasına davet ediyor.
Bu eserde, sokağa bırakılmış bir köpeğin hüzünlü öyküsünün yanında insanın doğayla ve kendi vicdanıyla kurduğu sorunlu ilişkiyi okuyoruz. Bir yuvaya kavuşmak, “sahiplenilmek” için sevimli, uslu ve itaatkâr görünme dayatmasına karşı çıkarak, “Ben neysem oyum, buna sahtekârlık denir,” diyebilen Milföy’ün saf dürüstlüğü, aslında insan ilişkilerindeki gündelik maskelerimizi yüzümüze çarpıyor. Çiçekoğlu, hafızalarımıza kazınan Uçurtmayı Vurmasınlar’ın(okuduğum ilk kitabı) küçük Barış’ındaki o temiz bakış açısını, bu kez bir köpeğin gözlerinden edebiyatımıza taşıyor.
Kanaatimce bu kitabı yalnızca “hayvan sevgisi aşılayan tatlı bir öykü” sınırlarına hapsetmek, metnin felsefi alt metnine büyük haksızlık olur. Yazar, okura ne abartılı bir trajedi sunuyor ne de didaktik bir merhamet dersi veriyor; aksine, gayet sade, akıcı ama bir o kadar da derinlikli bir dille bizi kendi kibrimizle yüzleştiriyor. Milföy ve Arkadaşları, kentlerin soğuk betonları arasında yitirdiğimiz masumiyetimizi, bir sokak köpeğinin bakışlarında arayan zarif bir kitap.