• Birinci TBMM'nin duvarında yazılı olan: "Hakimiyet bilakaydu şart milletindir" ifadesi, o günün Meclisini oluşturan üyeler tarafından "İslâm milleti" veya "İbrahim milleti" veya doğrudan "din" olarak anlaşılırken; biz bu kelimeye bu gün verdiğimiz anlamı yükleyerek onu seküler düzlemdeki "nation" (ulus) kavramıyla eş tutup anlamaya kalkışırsak vahim bir hata işlemiş oluruz. Halen aynı kelime şimdiki TBMM'nin genel kurul salonunun duvarındaki yazıda da geçiyor ve: "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" deniyor. Ancak kelimelerin imlası ve telaffuzu aynı olmakla birlikte içerikleri değişmiştir. Dolayısıyla, bunu göz ardı ederek birinci Meclis'in üyelerinin demokrasiyi benimsediği neticesine atlamak temelsiz olur.
    Rasim Özdenören
    Sayfa 30 - İz Yayıncılık
  • Avrupa’da Muhteşem, Anadolu’da ise Kanuni sıfatını almış en büyük zaferlerin mimarı olmuş, Osman soyunun en parlak padişahlarından biri olan Kanuni Sultan Süleyman’ın hikaye edildiği bir romandır Muhteşem Süleyman.

    Yazarı ilk defa tanıdım, birkaç tane de sinemaya aktarılmış kitapları var. Cezayir asıllı yazar, hünkarının hakkını verememiş, başarılarından ziyade Muhteşem Yüzyıl dizisi gibi konuları kaleme almıştır.

    Hikaye Şehzade Mustafa’nın öldürülmesiyle başlayıp, Şehzade Cihangir ile devam edip, Roxelane’nin (Hürrem) iktidar hırslı ile tutuşmasını ve Muhteşem Süleyman’ın son zamanlarını konu ederek sonlanıyor. Yazım dili çok basit. O kadar çok -yor uzantısı var ki, hiç güzel kurgu ve betimleme yok. Sadece son yirmi sayfa biraz merak uyandırıyor. Onun dışında sıkıcı desek haksızlık etmeyiz.

    Kanuni Sultan Süleyman Han’ın savaş zekası, mücadele ve savaş dolu hayatı hiç konu edilmemiş. Ömrü zaferlerle taçlandırılmış bir padişahın yatak odasını ele almak kişiye hakaret gibi bir şeydir. Zamanının en güçlü ordusu, donanması ve üç kıtaya hükmeden bir padişah için söylenecek milyonlarca cümleden hiçbir yerde söz edilmemesi gerçekten şaşılası bir durum.

    Sultanı kibirli göstermek, sorumsuzca evlat katili yapmak, ailesine karşı duyarsız kılmak benim hiç hoşuma gitmedi. Ben sultanın çok acılar, çok yalnızlık çektiğine inanıyorum. Yine de bir yabancı yazarın Türk bir padişahı konu etmesi benim hoşuma gitti.

    Düşmanlarımızla çatışıyoruz. Savaşı ya kazanıyoruz ya da kaybediyoruz. Ama hep bir sonuca varıyoruz. Lakin ulusumuza devletimize ne geliyorsa yine kendi içimizden geliyor. Kimileri Osmanlıyı yok sayıyor kimileri ise Mustafa Kemal’i… Her biri kendi alanında mükemmel kişilikler ve liderlerdi. Kemal’i bizimdi, Fatih’i de… Lakin bu sahiplenememe nedir anlamıyorum. Çok değil daha 3 sene evvel düşmanlarımızın yapamadığını kendi içimizde Türk bildiklerimiz yaptı. Hiçbir zaman TBMM yara almamıştı. Ancak o gece üzerin bombalar yağdırıldı. Her birimizin bilinçli olması gereken bir çağda yaşıyoruz ve bizim bizden başka hiçbir dostumuz yoktur.

    Hükümeti sevmeye bilirsin, Cumhurbaşkanını sevmeye bilirsin lakin saygı duymak boynumuzun borcudur. Hepsi gelip gecicidir ve aslolan her zaman vatandır. Ülkemizin yüzde elli kısmı diğer yüzde elliye vatan haini diyor diğer yüzde elli ise öteki yüzde elliye vatan haini diyor. Vatan hainliği ile yaftalanmak bu kadar kolay olmamalı. Elimizde tek kalan bir vatanımız var. Oda elimizden giderse, inanın nefes dahi alamayız.

    Kemalistine de Osmanlı yanlısına da diyorum ki; kendimizden olanları sahiplenelim. Ayrıştırmayalım. Hepimiz aynı coğrafyanın kardeş çocuklarıyız. Aynı suyu içip, aynı sofralara oturanlarız. Hazretin dediği gibi; “Bölüşürsek tok, bölünürsek yok oluruz.”

    Sözün özü; kitap okunulası ve tavsiye edilesi değil. Kişiye bir şey katacağına inanmıyorum. Çok ama çok boş zamanınız var ise okuyabilirsiniz.

    Sevgi ile kalın.
  • Hüsamettin Cindoruk (TBMM Başkanı): siyasetçinin görevi devletle, devlet kurumunun ajanlarıyla kavga etmek değil, uzlaşmaktır. Kendi bilgisi varsa o bilgisini test edecektir. O kurumları da görmezlikten gelemez. Benim sayın çiller de gördüğüm, o kurumları küçük görme duygusudur. Bazı bilim adamlarımız da da bu vardır. “Ah ben bu işe bir el koysam, şunu yapsam...” orada ki mukavemetleri bilemezler. Orada siyasetin getirdiği başka birikimler vardır, ekonomik göstergeler vardır, gerçeklik vardır, gereklilik vardır. Türkiye de siyaset zaman zaman bu hataya düşmüştür.
  • Paşa, Meclis binasının iki üçayaklı taş merdivenini çıkarak, Kırmızı -beyaz kurdeleler bağlanmış kapıya yaklaşır; kurdeleyi keserek, TBMM'yi açar.
    Attila İlhan
    Türkiye İş bankası kültür yayinlari
  • Meclisin açılış töreni ve takip ettiği politika itibariyle bugünkü muhafazakâr çevrelerin neden 23 Nisan'a cephe aldığını anlamak zordur.