Eline sermaye ya da silah alan güç odaklarının insanları köleliğe ya da ölümlere ihale ettiği şu dünyada, denizlerin hırçın yanında seyreden cüreti seviyorum. Yani limanlara bağlı o uysal, o kaptan kumandası bekleyen icazetli tekneleri değil. Bu nedenle de kendimi ideolojilerin din gibi algılanan boyutlarından, dogmalardan yalıttıkça kimilerine göre bir "siyasi kayıp" sayılıyorum (!)
İstanbul'da ilk görüştüğüm İsmet'ti. 29 Teşrinisani'de Zeyrek'te misafir olduğum biraderimin bahçesinde Çamlıcalara kadar uzanan geniş manzara içinde İtilaf'ın bir yığın tekneleri ile sanki istihza eden muazzam Süleymaniye Camii karşımızda Türklüğün bir heykel-i vakarı gibi mağrur duruyordu. Pek eski ve pek samimi arkadaşım İsmet çok bedbindi. — Gördün mü Kâzım? Her şey mahvoldu. Vaktiyle gördüğün gibi sürüklediler ve bitirdiler. Derdin ki batıracaklar ve hayatımızla biz didişeceğiz. Fakat benim hiçbir ümidim kalmadı. Ben kararımı sana söyleyeyim mi Kâzım. Köylü olalım. Askerlikten istifa edelim. Senin kaç liran var. Birleşelim Kâzım Ağa, İsmet Ağa olalım. Çiftçilikle hayatımızı sürükliyelim. — İsmet ne söylüyorsun, dedim. Zannediyor musun ki bizi yaşatacaklar. Ermeni, Rumlar şarktan, garptan Türk'ü boğacaklardır. Bırak ki benim bir tarla alacak param yok fakat olsa da ayaklar atında zelilane ölmektense milletimizin bu kadar senelik yediğimiz ekmeğini namuskârane ölmekle ödemek daha çok yakışmaz mı?
Sayfa 7
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Denize düşen üç kardeşin bir Hawaii adasına sürüklendiği bir hikâye okumuştum. Bir söylence aslında, eski zamanlardan. Çocuktum okuduğumda, detayları tam olarak hatırlayamasam da şöyle bir şeydi: Üç erkek kardeş tekneyle balığa çıkıyor, fırtınaya yakalanıp sürükleni-yorlar, tekneleri batınca uzun bir süre denizde yüzüp sonunda ıssız bir sahile varıyorlar. Burası çok güzel bir ada, hin-distancevizi ağaçlarının, bolca meyvenin yetiştiği, ortasında yüksek bir dağın olduğu bir yer. O gece, Tanrı üçünün de rüyasına girip şöyle diyor: Sahilin az ilerisinde, üç iri, yuvarlak kaya parçası bulacaksınız. O üç kaya parçasını istediğiniz yere kadar yuvarlayarak götürün. Artık kayayı daha fazla itemediğiniz yer, her birinizin yaşaması gereken yer olacak. Ne kadar yükseğe çıkarsanız dünyayı da o kadar fazla görebileceksiniz. Ne kadar gideceğiniz size kalmış." "Tanrı'nın dediği gibi, üç kardeş sahilde üç iri kaya parçası buluyorlar. Sonra da onlara dendiği gibi, o kayaları yuvarlıyorlar. Çok iri, ağır kayalar bunlar, yuvarlaması güç, tepeye doğru itmek de fazlasıyla yorucu. En küçük kardeş ilk seslenen oluyor: 'Abilerim, bana bu kadarı yeter. Burası sahile de yakın, hem balık da avlanabilir. Rahatça yaşarım bu-rada. Dünyayı o kadar fazla görmesem de olur.' Daha büyük iki kardeş ilerlemeye devam ediyorlar. Ancak dağın yarısına geldiklerinde, ortanca kardeş sesleniyor bu kez: 'Abicim, bana bu kadarı yeter. Burada bolca meyve yetişiyor, rahatça bir yaşam sürebilirim. Dünyayı o kadar fazla görmesem de olur? En büyük kardeş dağa tırmanmaya devam ediyor. Yol giderek daralıp dikleşiyor ama o vazgeçmiyor. Sabırlı biri ve dünyayı da olabildiğince ötelere dek görmek istiyor. Gücü yettiğince kaya parçasını itiyor. Aylar boyu neredeyse hiçbir şey yemeden ve içmeden itiyor ve sonunda o kaya
Sayfa 21·Kitabı okudu
Afyon ticareti...yabancı gelmeyen satırlar;)
"Öyle kusursuz bir rüşvet sistemi vardı ki (yabancıların sistemle bir ilgileri yoktu), iş kolaylıkla ve düzenli bir biçimde yürüyordu. Örneğin, yeni yargıçlar atandığında olduğu gibi, geçici engellemeler oluyordu. Sonra ücret sorunu çıkardı... Ne var ki, iyi zamanlarda, ücret işi ayarlanırdı, komisyoncular odadan yüzleri gülerek çıkar ve ülkeye huzur ve dokunulmazlık yeniden hak.im olurdu." Zaman zaman yerel görevliler, Lintin'de bekleyen yabancı teknelerin ya anakaradaki limana gelmelerini ya da çekip gitmelerini isteyen tehditkar kararlar çıkarırlardı; her iki taraf bazen laf olsun diye kedi fare oyunu oynar, Çin gümrük muhafaza tekneleri yabancı gemileri ufukta kayboluncaya kadar güya kovalardı.
Alıntı
Bugün tekneleri alabora olmuş umutları bitmemiş o yurtsuz insanların hüznü var üzerimde.
Alıntı
" Bugün tekneleri alabora olmuş umutları bitmemiş o yurtsuz insanların hüznü var üzerimde. "