"Denize düşen üç kardeşin bir Hawaii
adasına sürüklendiği bir hikâye okumuştum. Bir söylence aslında, eski zamanlardan. Çocuktum okuduğumda, detayları tam olarak hatırlayamasam da şöyle bir şeydi: Üç erkek kardeş tekneyle balığa çıkıyor, fırtınaya yakalanıp sürükleni-yorlar, tekneleri batınca uzun bir süre denizde yüzüp sonunda ıssız bir sahile varıyorlar. Burası çok güzel bir ada, hin-distancevizi ağaçlarının, bolca meyvenin yetiştiği, ortasında yüksek bir dağın olduğu bir yer. O gece, Tanrı üçünün de rüyasına girip şöyle diyor: Sahilin az ilerisinde, üç iri, yuvarlak kaya parçası bulacaksınız. O üç kaya parçasını istediğiniz yere kadar yuvarlayarak götürün. Artık kayayı daha fazla itemediğiniz yer, her birinizin yaşaması gereken yer olacak. Ne kadar yükseğe çıkarsanız dünyayı da o kadar fazla görebileceksiniz. Ne kadar gideceğiniz size kalmış."
"Tanrı'nın dediği gibi, üç kardeş sahilde üç iri kaya parçası buluyorlar. Sonra da onlara dendiği gibi, o kayaları yuvarlıyorlar. Çok iri, ağır kayalar bunlar, yuvarlaması güç, tepeye doğru itmek de fazlasıyla yorucu. En küçük kardeş ilk seslenen oluyor: 'Abilerim, bana bu kadarı yeter. Burası sahile de yakın, hem balık da avlanabilir. Rahatça yaşarım bu-rada. Dünyayı o kadar fazla görmesem de olur.' Daha büyük iki kardeş ilerlemeye devam ediyorlar. Ancak dağın yarısına geldiklerinde, ortanca kardeş sesleniyor bu kez: 'Abicim, bana bu kadarı yeter. Burada bolca meyve yetişiyor, rahatça bir yaşam sürebilirim. Dünyayı o kadar fazla görmesem de olur?
En büyük kardeş dağa tırmanmaya devam ediyor. Yol giderek daralıp dikleşiyor ama o vazgeçmiyor. Sabırlı biri ve dünyayı da olabildiğince ötelere dek görmek istiyor. Gücü yettiğince kaya parçasını itiyor. Aylar boyu neredeyse hiçbir şey yemeden ve içmeden itiyor ve sonunda o kaya