7/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 00:00
Kitabın ele aldığı sorular şunlar: İnsan olarak dünyada varolmaya devam etmeli miyiz? Edeceksek neden, etmememiz gerekiyorsa neden? Kitap, varoluşu, “olması gereken bir şey” olarak değil, çoğu zaman “olması gerekmeyen ama yine de olan” bir süreç olarak ele alıyor. Başlıkta yer alan çift parantezli ifade (varolma-varolmama), metnin temel gerilimini ele veriyor: yaşamın kendisi sabit bir anlam taşımaz; anlam, sonradan ve kırılgan biçimde kurulur. May, varoluşu romantize etmeden ele almış. “Hayatın bir anlamı vardır” gibi iddiaları doğrudan kabul etmiyor; bunun yerine, anlamın çoğu zaman sonradan inşa edilen, kırılgan ve bağlama bağımlı bir yapı olduğunu savunuyor. Bu yaklaşım, özellikle modern bireyin “kendini gerçekleştirme” baskısı altında yaşadığı gerilimi görünür kılıyor. Yani metin, motive edici bir yaşam felsefesi sunmaktan çok, bu beklentinin kendisini sorguluyor. Bazı bölümlerde felsefi argümanlar oldukça net ilerlerken, bazı yerlerde aynı fikirler farklı kavramlarla tekrar ediliyor ve bu da metnin ritmini düşürebiliyor. Okur, yer yer bir sistematik analizden çok, düşünsel bir tekrar döngüsünde ilerliyormuş hissine kapılabilir. Metin genel olarak, büyük iddialar kurmaktan kaçınan ama varoluşun sıradanlığını da hafife almayan bir çizgide duruyor. Okurdan beklediği şey, hazır cevaplar değil; kavramlarla birlikte düşünmeyi sürdürebilme kapasitesi.
Varolma(ma)nın FelsefesiTodd May · İrene Kitap · 202545 okunma
7/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 00:00
Kitabın temel iddiası, "İnsanlar karmaşık mesajları anlamaz, net hikâyeleri anlar. Eğer markanız ne sunduğunu birkaç saniye içinde anlatamıyorsa, müşterilerin ilgisini kaybetmesi kaçınılmazdır." olarak özetlenebilir. Miller, kitabında markaları bir hikâye anlatıcısı gibi düşünmeye davet ediyor. Bu hikâyede kahraman marka değil, müşteri. Marka ise müşterinin sorunlarını çözmesine yardımcı olan rehber rolünde. Bu yaklaşım, birçok işletmenin yaptığı en büyük hataya işaret ediyor; müşterinin ihtiyaçlarına odaklanmak yerine, sürekli kendinden bahsetmek. Verilen örnekler sade, uygulanabilir ve özellikle küçük işletmelerden büyük şirketlere kadar geniş bir kitleye hitap ediyor. Bu nedenle, özellikle girişimciler, içerik üreticileri, küçük işletme sahipleri ve kişisel marka oluşturmak isteyenler için yeni bilgiler içeriyor. Okuduktan sonra birçok reklamın, internet sitesinin ve sosyal medya hesabının neden etkisiz kaldığını farklı bir gözle değerlendirmeye başlıyorsunuz. Marka Yaratmak, pazarlamayı insan zihninin hikâyelere nasıl tepki verdiği üzerinden açıklayan pratik bir rehber. Hikâye, mit ya da masalın yakalayamayacağı insan zihni henüz evrimleşmedi :)
Marka YaratmakDonald Miller · Epsilon Yayınevi · 202329 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·264 syf.··
2026 24. kitabı
‎Fatih Cem Gülbent’in Akıl Odaları, gerilim türünün alışılagelmiş "katili bulma" döngüsünden sıyrılarak, okuru çok daha tekinsiz bir labirente davet ediyor: Bireyin kendi zihni. Kitap, dışsal bir tehditten ziyade, insanın kendi duvarları arasına nasıl hapsolduğuna dair edebi bir manifesto niteliğinde. Zihin, kendi sınırlarını bilmediği sürece attığı her adımın bir yankıdan ibaret olduğunu anlıyor. “Kendi kimliğini sağlamlaştırmadıkça ilerleyeceğin yolları aydınlatamazsın” tespiti, romanın temel çatışmasını oluşturuyor. Gülbent, karakterlerini karanlık odalara hapsederken aslında onları kendileriyle yüzleşmeye zorluyor. İnsanın insanla buluştuğu o kadim köprü ise yine kitaplarda kuruluyor: “Çünkü insan kalmak, insan olmak ve insana ulaşmak kitapladır.” Bu, yazarın okura sunduğu en saf ve hakikatli çıkış kapısı. ‎ ‎Yazar, okumayı sadece entelektüel bir birikim değil, bir disiplin ve inşa süreci olarak tanımlıyor. Birikimli bir zihnin analitik gücünü vurgularken, istikrarın önemini de matematikle temellendiriyor. On yılda 550 kitap bitirmenin sadece niceliksel değil, niteliksel bir "dönüşüm" olduğu gerçeği, bir sinir bilimcinin vizyonuyla birleşiyor: “Hayattaki her şeyde takaslar vardır. Yani merakımızdan dolayı bir televizyon programı izliyorsak başka bir işe ayıracağımız zamandan kullanıyoruz demektir. Belki de daha önemli olan işlerimizi bir şekilde erteliyoruzdur.” Bu takas, aslında modern insanın kendisine sunduğu bir illüzyonun ifşasıdır. Çoğu zaman daha büyük bir "kendi" inşa etmek için harcamamız gereken vakti, anlık hazların veya dikkat dağıtıcı gürültülerin kurbanı ederiz. Gülbent burada bize şunu hatırlatır: Okumaya ayırdığınız her dakika, aslında dünyadaki yüzeysellikten vazgeçip derinliğe yatırım yaptığınız bir "varoluş takasıdır." Zamanı ertelediğimiz o
Edebiyat
Akıl OdalarıCem Gülbent · Dex Kitap · 202417 okunma
Pürdikkat Biri Olmak
Puan vermedi·312 syf.··
2026 3. kitabı
Pürdikkat kitabı, dikkat dağınıklığıyla baş etmeyi somut bir çerçevede ele alıyor. Yazar oluşturduğu davranış modeliyle meseleyi dışarıdaki gürültüden uzaklaştırıp gürültüyle kurduğumuz ilişkiye yönlendiriyor. Yazarın oluşturduğu model temel adımlardan oluşuyor: içsel tetikleyicilerde ustalaşmak, dışsal tetikleyicilerin izini sürmek ve dikkat dağıtıcıları engellemek. Yazara göre dikkatimizi yeniden kazanmanın ilk adımı, içsel dünyamızda neler olup bittiğini anlamak. Sonra ise etrafımızdaki dışsal tetikleyicileri mercek altına almak. Bu iki adımı atlayarak yapılan müdahaleler yazara göre eksik müdahalelerdir ve başarısızlıkla sonuçlanması çok muhtemeldir. Tüm bu çabanın temelinde şu gerçek yatıyor: Zaman, sahip olduğumuz en önemli şey. Ve zamanı yönetmek, aslında acıyı yönetebilmekten geçiyor. Rahatsız edici duygulardan kaçmak yerine onlarla durabilmek, dikkatimizi istediğimiz yöne kanalize etmenin ön koşulu. Zaten insan, rahat olmak için yaratılmamıştır. Kitapta da belirtildiği üzere: “Tatmin olmuş hissetmek canlı türleri için iyi değildir. Bugün var olmamızın nedeni, atalarımızın sürekli endişeli olmak üzere evrimleşip daha çok çalışıp çabalamalarıdır.” Yani dikkatimizi geri kazanmaya çalışırken hissettiğimiz stres hayatın doğal bir parçası. Mesele bu stresi doğru yönetebilmek. Ayrıca yazar kitapta pürdikkat kişiyi; kendine, ailesine, arkadaşlarına ve işine vakit yaratabilen ve bu yaratılan vakti doğru yönetebilen kişi olarak tanımlıyor. Yani dikkatimizi kazanmak kendimiz ve çevremiz için yapmak istediklerimiz konusunda da oldukça önemli. Sonuç olarak, Pürdikkat bize asıl sorunun dışarıda değil, kendi içimizde başladığını gösteriyor. Dikkatimizi geri kazanmak teknik bir mesele değil, bir farkındalık ve tercih meselesi. Ve bu tercihi yapmak, her şeyden önce
PürdikkatNir Eyal · Nova Yayınevi · 2021438 okunma
Duygu düzenleme rehberi
10/10
·143 syf.··
2026 6. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 22:01
Duygularınızı Keşfedin, duygularını daha iyi anlamak ve günlük yaşamda daha etkili yönetmek isteyenler için hazırlanmış bir kendine yardım kitabı. Kitap, önce duygular hakkında temel bilgiler veriyor, ardından bilimsel çalışmalara dayanan farklı duygu düzenleme yöntemlerini anlaşılır bir şekilde sunuyor. Kitapta aşamalı kas gevşetme, bilinçli farkındalık, dikkat dağıtma, olumlu içsel konuşma, yeniden değerlendirme, kabul ve tolerans, olumlu deneyimleri zihinde canlandırma, olumlu deneyimleri günlük yaşama taşıma ve duygulara yönelik plan oluşturma gibi çeşitli yöntemler yer alıyor. Her bölümde ilgili yöntemin ne olduğu, nasıl uygulanabileceği, hangi durumlarda işe yarayabileceği ve uygulama sırasında karşılaşılabilecek olası güçlükleri açıklanıyor. Akıcı ve anlaşılır bir üslubu var, duygularını daha iyi tanımak isteyen herkese öneririm.
Psikoloji
Duygularınızı KeşfedinOrçun Yorulmaz · Altınordu Yayınları · 202020 okunma
Puan vermedi·72 syf.··
2023 51. kitabı
Sistem İçinde Bir Hiçlik İradı ‎ ‎Herman Melville’in Kâtip Bartleby’si, sadece bir katibin hikayesi değil, aslında modernitenin, çalışma hayatının ve insanın "işlevsellik" üzerinden tanımlandığı bir düzenin iflas belgesidir. Bartleby, "yapmamayı tercih ederim" cümlesiyle, dünyadaki tüm zorunluluklara karşı en radikal direnişi başlatır. İnsan, içinde bulunduğu toplumun beklentileri altında ezilirken, karakterinin de yavaş yavaş aşındığına tanık olur. “Ama öyledir, bağnaz kafaların sürekli baskısı, sonunda daha cömert olanların tüm kararlılığını yer bitirir” tespiti, Bartleby’nin pasif direnişinin aslında neden kaçınılmaz olduğunu açıklar. Toplum, herkesin aynı ritimle yürüdüğü bir orkestra gibi işlerken; bu ritme uymayı reddeden Bartleby, sadece "cömert" olanın (yani ruhunu korumaya çalışan bireyin) sistem tarafından nasıl tüketilip öğütüldüğünü gösterir. ‎ ‎Melville, karakterlerini birer prototip gibi işlerken aslında insan doğasının en temel iki zaafını ustalıkla eleştirir: “Her zaman iki şeytani gücün kurbanı olduğunu düşünmüşümdür: hırs ve hazımsızlık.” Bu iki güç; hem fiziksel hem de zihinsel dünyamızı yöneten, bizi sürekli "bir şeyler üretmeye" veya "bir şeyler tüketmeye" zorlayan modern yaşamın iki ucu gibidir. Bartleby ise bu iki gücün de ötesinde, tam bir hiçlikte durur; ne hırsı vardır ne de dünyevi bir açlığı. O, sistemin ihtiyaç duyduğu hiçbir şeye sahip değildir. Bartleby'nin "anormalliği", sistemin mantıksal sınırlarını zorlar. Çünkü mantık, "neden" sorusunu sorar; ancak Bartleby'nin dünyasında bir "neden" yoktur, sadece bir "tercih" vardır. “O zaman da, tabiatımızın olağan kusurlarına sahip bir insan böyle bir anormallik, böyle bir mantıksızlık karşısında acı acı bağırmadan nasıl durabilir?” Bu çaresiz haykırış, aslında statükonun, karşısındaki
Edebiyat
Katip BartlebyHerman Melville · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202215,5bin okunma