Münkir, mürted, münafık gibi dini terimleri kolayca diğer Müslümanlar için kullanmaktadırlar. Tarikatı tenkit eden veya bazı kabul ve uygulamalarını reddeden kimseye “münkir" denir. Tarikat münkirinden, öz kardeş olsa bile adeta bir aslandan kaçar gibi uzaklaşmak gerekir. Böyle bir kişinin (münkirin) bir lokmasını yemek, kalbin kırk gün manevi gıdasını almasına mâni olur. Kalbi öldürür ve zikir yapamaz hale getirir. Fitnelerinden müridleri korumak amacıyla böyle münkirlerin gıybetlerini yapmak caizdir.
Bizce Müslüman hikâyesinin romana istihale edememesinin, saydıklarımızdan başka bir sebebi de tenkit fikrinin yokluğudur. Hakiki tenkit zaruri şekilde tarih fikrine bağlıdır. Hareket noktası olarak maziyi değil bugünü alır. İslâm fikriyatında ise bu yoktur.
Etik dediğimiz şey göstermelik bir disiplindir. Gözümün içine baka baka beni kazıklama da ne yaparsan yap, demenin adıdır. Hâlbuki ahlak , doğrudan doğruya öze dairdir; ortada kimse yokken, sizi tenkit etmesi muhtemel bir insan mevcut değilken bile sizi çekip çeviren, sizi bağlayan bir hâli vardır.
Yani kendi başınıza ve yalnızken de bir ahlak ve edep söz konusudur.
Muâvive (r.a.)'a hakaret etmek, onu tenkit etmek veya düşmanca sözler sarf etmek, Ehl-i Sünnet anlayışına tamamen aykırıdır. Bir Ehl-i Sünnet müslüman asla bu münakaşaya girmez ve böyle bir şeyi yapması doğru sayılmaz.