İnsanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerden doğan birlik etkisi analog sosyolojidir. İnsanın bireysel dönüşümünden doğan kümülatif etkileşim dijital sosyolojidir. Bu iki yapı arasındaki fark, analogdan dijital sosyolojiye doğru yaşanan bir kırılmaya işaret etmektedir. Sadece sosyoloji alanındaki bu kırılım bile etkin olmayı gerektiren mücadele için başlangıç noktası olarak kabul edilebilir. Sosyolojik değişimi doğru tespit edebilmek, bu çağın en temel gereklerinden biri olarak karşımızda durmaktadır. Sosyolojiyi ve ona bağlı bilimsel ve ilmi alanları yeniden tanımlamamız gerekir. Tanımlamalarımızı geçmişin dayattığı dogmatik bilim anlayışı içinde yaptığımız sürece doğru sonuçlara ulaşmamız mümkün olmaz. Batının bizde görmek istediği insan tipiyle ulaştığımız sonuçlar, kendi kök yapımıza uymaz. Değişen nesil koşulları doğru okunmadan, ortaya konulan reçetelerin kalıcı sonuçlar getirmesi beklenemez. Bu sebeple iki sosyoloji arasındaki farkı yeniden tanımlamak ve gelişen yeni sosyolojik yapıyı açıkça ortaya koymak zorundayız. Analog sosyoloji, toplum katmanları arasındaki birlikten ya da çatışmadan doğan etki süreçlerine odaklanır. Dijital sosyoloji ise ilgi, satış ve bilgi merkezli dijital mecralar arasında bireysel tepkilerden doğan etkileşim süreçlerine odaklanır. Bu iki sosyolojik süreç birbirinden farklı işleyişler üretir. Aynı zamanda yeni sosyolojik yapıyı tanımlamak için de zemin oluşturur. Bir yandan teşhis yöntemi değişirken diğer yandan tedavi yöntemlerimizin de değişmesi gerekliliği bu süreçten doğar. Analog sosyolojide toplum katmanları, inanca bağlı ilişkiler üzerinden şekillenir. Bu anlayışın hayat üzerindeki etki alanları, toplumsal yapıların temelini oluşturur. Açıkça ifade edilmese de bütün toplumsal katmanlar inanç merkezlidir. Toplum katmanları,
Batı dünyasının 1800'lü yılların başına doğru yakaladığı imkân, Osmanlı yönetiminde bir soruyu ortaya çıkardı: Süreç içerisinde Osmanlı'nın ivmesini düşüren din olabilir miydi? Bu soru hakikatin kendisinden değil, dönemin zihinsel dağılmasından doğmuştu. Tarih boyunca, dünyanın tamamına ahlakı, iyiliği ve iyi yaşamayı öğreten Osmanlı Devleti, bu öğretinin temelindeki İslam Dini'nin nitelikli yaşam biçimini kaybetmeye başlamıştı. İslam'ın getirdiği nitelikler, Batı'nın hızlıca yükselmesi sonucundan hareketle hafife alınmaya başlandı. Süreç ilmiyeyi etkilemişti. Usul, medreseden başlayarak bozuldu. Osmanlı ulema sınıfında, medrese usulünde yaşanan bozulmanın etkisiyle sorun ile sonuç yer değiştirdi. Batının yükselişini önemli bir sorun olarak görmeyen zihinler, geri kalışı yalnızca sonuç olarak değerlendirdi ve o sonucun arkasındaki asıl sebepleri aramak yerine görünürdeki farklara yöneldi. Sorunlarla sonuçlar arasındaki ilişki doğru kurulamayınca mecra kaybı yaşandı. Osmanlı'nın geri kalışı neticeydi. Neticenin kaynağı fıkrî cephede ve inanç dünyasında yaşanan zayıflamaydı. Bu gerçek sorun yerine Batı'nın yükselişi merkeze alındı. Batı'nın yükselişini dinin ötelenmesine bağlamak, sorunu içeride aramak yerine dışarıda aramak mahiyetindeki tespit hatasıydı. Din, ivmeyi düşüren unsur değildi. İvme kaybı, dinin hayatla kurduğu bağın zayıflamasından ve ilmin üretim kudretinin azalmasından doğmuştu. Sorun, dinin temsil ve tatbik biçimindeki zayıflamaydı.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bu asırda da, Çinde ultrason cihazıyla tespit edilen altmış milyon kız çocuğu, -sadece kız olduğu için- ana-babalarının kararıyla ana rahminde katledildi.
Sayfa 23
“Tarımsal üretime geçilmesi, her şeyden önce, insan toplumlarının nüfusunun küme toplumlarındakiyle karşılaştırılamayacak kadar çok artmasına yol açtı. Önce yüzlerce, sonra binlerce insan aynı mekânlarda yaşamaya başladı. Bu insanların beslenme, barınma, güvenlik ihtiyaçları toplumları karmaşıklaştırdı. İlişkileri yüz yüze olmaktan çıkarttı. İş bölümünü yarattı,derinleştirdi. Üretenle üretmeyen arasındaki farkın algılanmasını ve tespit edilmesini zorlaştırdı. Refah seviyesini yükseltti. ancak başkalarının sırtından geçinme fırsatları ve yolları da yarattı. Böylece, F. Oppenheimer'a göre, insan toplumlarında iki geçinme yöntemi ortaya çıktı: Üretme ve yağmalama. Üretenler üreterek ve ürünlerinin ihtiyaçlarından fazla olan kısmını aynı durumda olan başkalarıyla mübadele ederek hayat ihtiyaçlarını karşıladı, yağmacılar ise üretenlerin hâsılasını şu veya bu şekilde ve şu veya bu oranda yağmalayarak. Siyasi yönetimler, ilginçtir, bazen yağmayı önledi, çoğu zaman yağmayı bizzat yaptı. Böylece yağmacılık kurumsallaştı.”
Sayfa 20 - İnsan Toplumları ve Siyasal Yönetim·Kitabı okuyor
Shit Test
"Shit Test", kadınların bilinçsizce yaptığı, erkeğin karakter ve özgüvenini sınayan psikolojik bir testtir. Bu test, bir kadının erkek partnerini bilinçsizce manipüle etme isteği sonucu ortaya çıkar. Genellikle kadınlar, erkeklerin özgüvenini ve kararlılığını test etmek için, erkeğin inandığı şeylere karşı çıkarak, onu zor durumda bırakarak veya isteklerini yerine getirmemek suretiyle bu testi yaparlar. Bu testin amacı, erkeğin kendine güvenini ve karakterini sınayarak, gerçekten güçlü ve kararlı bir partner olup olmadığını tespit etmektir. Eğer erkek, bu testi başarıyla geçerse, kadının gözünde daha cazip ve güvenilir bir partner haline gelir. Ancak, bu testi geçemeyen erkekler, kadının gözünde zayıf veya güvenilmez bir partner olarak algılanabilirler.
Psikoloji
Bunu yapan kimsenin uzun seneler resimle uğraşmış olması lazımdı. Burada sadece baktığını sahiden gören bir göz değil, gördüğünü bütün incelikleriyle tespit etmesini bilen bir hüner de vardı.
1000Kitap