Ayrıntılar Yalan Söylemez
İnsanın bir yerde muhakkak kendini ele vereceğini bildiği için, en beklenmedik zamanlarda zayıflık göstereceğini tecrübesiyle tespit etmiş olduğu için, hiçbir belgeyi küçümsemezdi... Durmadan cümle biriktirirdi albayım; insana ait her şeyi bir köşeye koyardı. Oyun alanını genişletmenin gereğine içten inanmıştı.
Sayfa 410
Alıntı
İslam'da bir konuda ifrata ve tefrite sapmamak için o konunun nasıl ve ne kadar olması gerektiğini bilmek icap eder. Bilgi olmadan bir meselenin azını yahut fazlasını göz kararı tespit etmek mümkün değildir. Böylesi kabaca bir yaklaşımla ortalama almak ve bunu mutedil saymak doğru ve isabetli bir yöntem değildir. Bu yüzden her konunun ölçüsünü ve çerçevesini öğrenip ona göre fazlasına ifrat, azına tefrit diyebiliriz. Yoksa göreceli ve keyfi durumlarla karşılaşırız. Söz gelimi bir kimseye, cumadan cumaya namaz kılmak mutedil, her gün beş vakit namaz kılmaksa aşırılık olarak gellebilir. Bir başkası bayramdan bayrama namaz kılmayı orta bir yol sayabilir. Öte yandan birileri, Ramazan'ın her günü oruç tutmayı aşırı bulup bir gün tutup bir gün tutmamayı dengeli bir yaklaşım olarak görebilir. Dikkat edilirse ifrat ve tefrit mevzusu bir aritmetik ortalamadan sapma konusu değildir. Aynı șe-kilde öznel bir yaklaşımla bir optimum (en uygun olanın) arayışı da değildir. Çünkü esas olan, ölçüye uygunluktur.
Sayfa 34·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Yeni İhya Tercümesi Hakkında
Eser, rabbânî âlim, ârif, hüccetü'l-İslâm (İslâm'ın delili), dinde imam, Zeynüddin (dinin süsü) İmam Gazâlî'ye (v. 505/1111) ait İhyâu Ulûmi'd-Dîn'dir. Bu eser, hazretin son on yılı içinde olgunluk döneminde yazdığı en büyük ve en meşhur eseridir. Eser Arapça olup aslı dört cilttir. Eserde kırk kitap (kırk ana konu) mevcut olup, bir müslümanın bütün hayatında lazım olacak konuları içermektedir. Eserin içeriği ve tertibi, müellifin mukaddimesinde anlatılmaktadır. İhya, yazıldığı günden bu yana İslâm âleminde Kur'an ve Sünnet'ten sonra en fazla kabul görüp okunan eserler arasındadır. Türkçe yanında diğer dillere de pek çok tercümesi yapılmıştır. Íhya, Kur'an ve Sünnet'le kalplerini ihya, hallerini ıslah eden kâmil müminlerin iman, ibadet ve güzel ahlâkını anlatan en güzel kitaplardan biridir. İhyâ, salihler tarafından yaşanan İslâm'ı anlatır, kendisiyle amel edeni ihya eder. Denilmiştir ki: Ölüler dirilseler, dirilere İhya'yı tavsiye ederlerdi. Çünkü onda, yüce Allah'ın müminlere vaat ettiği dünya ve ahiret saâdeti anlatılmaktadır. İhyâ, amel kitabıdır, İhyâ, sunduğu reçeteye itimat edip gereğini yapan için bütün kalp hastalıklarını tespit ve teşhis edip tedavi yolunu gösteren, ayrıca her müminde bulunması gereken güzel hasletleri âyet, hadis, menkıbe ve sözlerle anlatan muazzam bir eserdir. Sahibi ise dinde mütehassis manevi bir kalp doktorudur. I-13/14
Kitap Alıntısı
Nietzsche’den harika bir tespit! Toplumun ve dinin insanlara sunduğu hazır paketin adıdır vicdan. Sorumluluğu direkt bu şablona atarız. Bir hata yaptığımızda da hemen bu şablona sığınırız: "Ama benim niyetim iyiydi, vicdanım rahat!" İnsanlar akıllı ve dürüst olmak yerine, vicdanlı maskesini takarak kendi yetersizliklerini gizlerler. Sözü uzatmadan Nietzsche'nin o muazzam sözünü sizlerle paylaşıyorum: V İ C D A N L I L A R - Vicdanın sesini dinlemek, aklın sesini dinlemekten daha kolaydır: çünkü her başarısızlıkta bir özür ve rahatlama barındırır içinde, - bu yüzden çok az sayıdaki akıllı kişinin karşısında hâlâ bu kadar çok vicdanlı kişi var.
Sayfa 29·Kitabı okudu
uçurumun kenarında yıkık bir ülke -8
Türk ordusunun maneviyatı her geçen gün biraz daha düşmekteydi. Ordunun askeri hazırlıkları da müttefik kuvvetlerinin saldırılarını karşılayacak durumda değildi. Suriye cephesine sevk edilmiş bulunan 4., 7 ve 8. Orduların mevcudu 211 bin kişiydi. Ancak bunlardan savaş gücüne sahip olanların sayısı sadece 30 bindi. Edirne'deki Bulgar Konsolosu da bakanlığına verdiği bir raporda bu bölgedeki Türk askerinin durumuna değinmekte ve askerin en çok yiyecek ve giyecek yoksulluğundan ıstırap duyduğunu belirtmektedir. Burada askerin günlük tayını 240 grama düşürülmüş ve çok seyrek olarak ta pіrinç verilmekteydi. Askerlerin%25-30 u pamuklu dokuma elbise giymekte ve daha çok miktarının da ayağında yemeni bulunmaktaydı. İstanbul'daki Bulgar Sefaretinden, Bulgar Dışişleri Bakanlığına gönderilen şifreli bir telgrafta hükümete karşı memnuniyetsizliğin daha da arttığı bildirilmekteydi. 12.2.1915 tarihli bu telgrafta belirtildiğine göre; Talat Paşa'ya karşı iki suikast teşebbüsünde bulunulmuştu. Kimlikleri tespit edilemeyen şahıslar Talat Paşa'nın bulunduğu arabaya ateş açmış ve şoförün yanında bulunan muhafızını öldürmüşlerdi. Yine kimlikleri tespit edilemeyen bazı şahıslar Sadrazamın konağına hücum ederek onu öldürmeye kalkışmışlarsa da, evdeki muhafızların tarafından fark edilerek püskürtülmüşlerdi.
Sayfa 38·Kitabı okuyor
Türk Tarihi
uçurumun kenarında yıkık bir ülke -7
Türk ordusunun yenilgisinin önemli sebeplerinden biri de kötü bir ikmalle, son derece kıt iaşe durumudur. Alman emperyalizminin yarı sömürgesi durumuna geçmiş olan Türkiye'nin bağımlı ve kıt ekonomisinin, savaş yıllarının üstüne eklediği yükle son zamanlarda sağlam bir cephe tutması da imkânsız hale gelmişti. Ordunun iaşesi son derece kötüleşmişti. Savaşın daha ilk aylarında, depo edilmiş olan malzeme ve iaşe bitmeye başlamıştı. Tayınlar küçültülmüş, et son derece nadir verilmeye başlamıştı. Öyle aylar geçmiştir ki bu süre içinde askerler bir defa dahi olsun et yememişlerdir. Pirinç, fasulya vb. dahi seyrek pişirilir olmuştu. Tayınların besin gücü de düşürülmüştü. Tayınlar, genellikle mısır ve arpadan yapılmaktaydı. İzmir'deki Bulgar diplomatının 1.4.1917 tarihli bir raporunda belirtildiğine göre; tayınlara % 20 nisbetinde meşe palamutundan yapılmış un katılmaktaydı. 1917 sonlarında, Suriye cephesinde bulunan askerlerin günlük tayin miktarı 350 grama indirilmişti. Bunlara yiyecek olarak da sadece mercimek verilmekteydi. Atların günlük yem miktarı da 2,5 kiloya düşürülmüştü. 1917 Ocak ayında Irak'taki ordu da tayın günde 110 grama indirilmişti. Atlara verilen yem miktarı ise sadece 550 gramdı... Bu durum ordunun gücünü devamlı şekilde düşürmekteydi ve besinsizlik dolayısıyla hastalıklar ve salgınlar baş göstermeye başlamıştı. İzmir'deki Bulgar konsolosunun mayıs 1916, Haziran 1916 Ocak 1917 de Bulgaristan Dışişleri bakanına gönderdiği raporlardan anlaşıldığına göre İzmir, Bandırma ve Çanakkale'deki askeri birliklerde Kolera salgınları bulunmaktaydı. 1916nın 20 mayısı ile 2 haziranı arasında yalnız İzmir'de bin kolera olayı tespit edilmiş ve bunlardan 200ü ölümle sonuçlanmıştı. Binlerce asker de açlıktan ölmüştü. Sadece 6. Irak ordusunda 1917-1918 kışında 17.000 asker
Sayfa 37·Kitabı okuyor
Türk Tarihi