İbadet tevhid eylemidir
Süleyman et-Temîmî'ye göre ibadet; yalnız bir Allah'ın varlığını, yalnız O'nun mercî olduğunu ve mutlak hakimiyetini ifade eden tevhid eylemidir. (Yalnız Allah veya Tevhid, Muhammed Süleyman et-Temîmî, sayfa 6) Bu manasıyla ibadet; Allah'ı birlemek, O'ndan başka hiçbir ilah tanımamak ve yalnızca O'na itaat etmek demek olur. Murtaza Mutahharî ise; ibadeti amelî tevhid olarak tanımlar. Bu da, "tapınmaya layık olarak sadece ve sadece Allah'ı görmek, Allah'ın dışında hiçbir kimsenin önünde eğilmemek, yalnız Allah'a hizmet etmek, Allah için yaşamak, Allah için kıyam etmek, O'nun yolunda ölmek demektir." (Tevhidî Dünya Görüşü, Murtaza Mutahharî, sayfa 96)
Sayfa 18·Kitabı okuyor
Alıntı
Tevhid ve Tevazuda
Sefil bir fani olan ben daha kendi zekamı kavrayamıyorsam, beni harekete geçiren şeyi bilemiyorsam, maddenin tamamına gözle görülür şekilde hükmeden o tarifsiz zekayı nasıl tanıyacağım? Böyle bir zeka var, her şey bana bunu kanıtlıyor. Fakat beni onun ebedi ve meçhul meskenine götürecek olan pusula nerede?
Sayfa 18·Kitabı okuyor
Felsefe
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bir din adamı, hangi asrda bulunursa bulunsun,
Peygamberin ve Eshâbının bildirdiklerine uymazsa, sözleri, işleri ve i’tikâdı bunların bildirdiklerine uygun olmazsa ve nefsine, düşüncelerine uyarak islâmiyyetin dışına taşarsa ve aklına uyarak islâmiyyetin inceliklerine karşı gelir, anlıyamadığı bilgilerde dört mezhebin dışına taşarsa, bu kimsenin kötü din adamı olduğu anlaşılır. Allahü teâlâ bunun kalbini mühürlemişdir. Gözleri hak yolu göremez. Kulakları doğru sözü işitemez. Buna, kıyâmetde büyük azâb vardır. Allahü teâlâ, bunu sevmez. Bunun gibi olanlar, Peygamberlerin düşmanıdırlar. Bunlar, kendilerini doğru yolda sanır. Yapdıklarını beğenirler. Hâlbuki, bunlar şeytânın yolundadırlar. Bunlardan aklını toparlayıp doğruya dönebilen çok azdır. Bunların her sözü tatlı olur. Yaldızlı olur. Fâideli görünür. Hâlbuki, düşündükleri, beğendikleri şeyler hep kötüdür. Ahmakları aldatarak kötü yola, felâkete sürüklerler. Sözleri, kar yığınları gibi parlak, lekesiz görünür. Fekat, hakîkat güneşi karşısında eriyip giderler. Allahü teâlânın kalblerini karartdığı ve mühürlediği bu kötü din adamlarına (Bid’at ehli), ya’nî mezhebsiz din adamı denir. Bunlar, i’tikâdları ve amelleri, Kur’ân-ı kerîme ve Hadîs-i şerîflere ve icmâ’ı ümmete uymıyan kimselerdir. Bunlar doğru yoldan sapmış olup, müslimânları da felâkete sürüklemekdedirler. Bunlara uyanlar, Cehenneme gideceklerdir.Selef-i sâlihîn zemânında ve sonra gelen din adamları arasında böyle bozuk olanlar çok vardı. Müslimânlar arasında bunların bulunması, insanın bir uzvunun kangren [veyâ kanser] olmasına benzer. Bu yarayı yok etmedikce, sağlam kısmlar da felâketden kurtulamaz. Bunlar, bulaşıcı hastalık mikrobu taşıyan hastalar gibidir. Bunlara yaklaşanlar zarar görür. Bunların zararına yakalanmamak için yanlarına yaklaşmamak lâzımdır.
Sayfa 496 - Hakîkat Kitâbevi·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Avrupa ve Amerika'dan getirilen ve hakikatta yine İslâm'ın malı olan fen ve san'atı, nur-u tevhid içinde yoğurarak, Kur'anın bahsettiği tefekkür ve mana-yı harfî nazarıyla, yani onun san'atkârı ve ustası namıyla onlara bakmalı ve saadet-i ebediye ve sermediyeyi gösteren hakaik-i imaniye ve Kur'aniye mecmuası olan Nurlara doğru "İleri, arş!" demeli ve dedirmeliyiz!
vesveseden bütünüyle kurtulmak ancak kulun fena fillah makamına ulaşması kalbin melakut alemine nurlara ve ceberut aleminin sırları ile mamur olması ile gerçekleşir kul öyle bir noktaya varır ki kalp bütünüyle Allah'ın muhabbeti ve tecellileri ile dolar işte o zaman vesveseden her şey kesilir kalbe gelen düşüncelerin şekli değişir hepsi tevhid sırları içinde bir çeşit fikir ve ibretlik nazara dönüşür yüce zat-ı müşahede sebebi olur
Sayfa 246·Kitabı okuyor
☆ ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE ☆
Asım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: O benim sun'-i bedî'im, onu çiğnetme" dedi. İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmiyecek. Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... 0, rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar, Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i... Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şânlı idi. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab... Seni ancak ebediyyetler eder istîâb. "Bu, taşındır" diyerek Ka'be'yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sayfa 829·Kitabı okuyor
Şiir