• Modernizm ve Batılı hermenötik anlayış ve seküler eğilim; Kur’anı Allah’ın mutlak doğru ve mutlak mucize olan kitabı olmaktan soyutlayıp, mücerred “kültürel dinî bir metin” mesabesine indirmeye çalışıyor. Hermenötik yaklaşımlar ve çağdaşlıkla tezyin edilen birçok şeytanî yorumun ardında gizli
    duran ve yüzünü saklayan şey, “modern irtidad”dır. Fakat bu mürted yüz; kendisini nifakla korumaya alarak, Kur’an’ın kudsiyetinden ve aşkınlığından söz ediyor. Sanki Kur’an bir felsefî metin imiş gibi!?
    Sünneti ve Fıkh’ı küçümseyen her modern okuma ve yorum; Kur’an’ın ya batınî ya da mu’tezilî tefsirine yönelmedir. Mu’tezile’yi yeniden ihya çabasının altında İslam’ı dünyevîleştirme ve tevhidden soyutlama gayreti vardır. Müslümanların kimileri de bilerek ya da bilmeyerek buna alet olmaktadırlar. Bu ve benzeri yorumların bir kısmına sarılanlarsa heva ve heveslerine uymuşlardır.
    Kur’an’ın Sünnet’le birlikte fıhkedilmesinden rahatsız olanlar, çareyi “te’vîl”e sarılmakta bulmuşlardır. Akıl ve te’vil adeta Sünnet’in ve fıkhın yerini almakta ve bu sebeple de tefsir ilminin ve fıkhın usulünün hudutları yıkılmaktadır.
    Bu yıkılan ilk çeper Allah’ı tevhid etme ve müşriklerden beri olma, diğeri ise Yahudi ve Nasara’dan teberrî etme ve onlara ilimde ve akletmede uymamadır. Modernist te’vilciler, çağdaş Mu’tezile ve Batınîlik bu her iki çeperi gün geçtikçe yıkmaktadır. Modernist Kur’an okumalarının en tehlikeli ve en aşırı eylemi; küfr ehli ile tevhid ehli arasındaki farkı ilğa etmektir.
    Bunun için sık sık “akl”ı gündeme getirirler ve İslam’ın “gaye” ve “ilkeleri” nin; “demokrasi” ve “modern düşünce” ile örtüştüğünden ve bu nedenle de İslam’ın bütün ilkelerinin; “evrensel” olduğundan ve onun her zaman ve mekânda işlevselliğinden söz ederler. Böylece, İslam ve Kur’an hesabına modernizmden izzet devşirmeye çalışırlar.
  • Yazar Emin Akın hoca, kitabın girişinde şunu belirtiyor. "Bu, “risale” mahiyetindeki makaleyi yazmaktan gayemiz; Muhammed Esed ve Mustafa İslamoğlu’nun Meallerinde gördüğümüz kimi yanlışlara ve aşırı te’villerin bir kısmına; Kur’an’a iman eden her insanın üzerine vacib olan “Din Nasihattır” hükmü gereğince acizâne nasihatta bulunmaktır. Nasihat’ın bir anlamıda halis bir “niyet”e ve “temiz” ve “gayesi açık olan bir kasda sahip olmaktır."

    Tevil ederken sünnetten yüz çevirip tahrif edenlere yazılan güzel bir reddiye. tavsiye ederim.
  • Akıl, bu zaman ve mekan dışı tecelliye, başını eğip teslim olur mu? Mutlaka karıştırmak, kurcalamak, adi kıymet mantığından bir te'vil koparmak ister.
  • Kuranı anlamak için ilahiyatlar te'vil yapabilecek gençler yetiştirmeliler. Tefsir ezberleyen değil
  • Te'vil kişinin Kur'an tefsirine kendini yorumunu katmasıdır.(Tefsir nakildir Te'vil yorum) bunda iki görüş çıkmıştır Ehli Hadis(direk nakilciler) ve Ehli Rey(nakil yorumcular) ehli hadis ayetlerin tefsiri konusunda Kuranın kuranla kuranın sunnetle ve kuranın sahabe ve ondan sonraki basamaklarin yorumu olarak görmüşlerdir. Ehli reyde direk kabul değil yorumlanmasını istemiştir bu fark bundan olusmustur. Ehli Hadis en bilinen temsilcileri imam Ahmet b. Hanbel ve imam idris Safii Ehli reyin en onemli temsilcisi Imamı Azamdir. Ehli Reyde tekfir göremezsin Imami Maturidi'nin meshur sözü sebeyle Te'vil varsa tekfir yoktur demiş ama kendileri Ehli Rey mensupları çok fazla tekfir yapılmıştır. En çok nasibini alanda Imami Azam olmustur. Günümüze gelince Hanifi-maturidi çizgisinde olan insanlarda tekfir var. Bu cizginin ne kadar daraldığını gösteriyor
    Hcrt.ct
  • et-Tefsîrü'l-kebîr'i neşreden Şehhâte, Mukâtil'in İstiva, arş, kürsî, sâk ve yemînullah hususunda tecsîme düştüğünü, diğer haberî sıfatları ise te'vil ettiğini belirtmektedir. Makâlât kitaplarında geçen ağır ithamlar Mukâtil'in eserlerinde ortaya koyduğu görüşlerle uyuşmamakla birlikte et-Tefsîrü'l-kebîr'de teşbih ifade eden bir kısım nakil ve izahların bulunduğu da bir gerçektir. Bu sebeple onun yorum ve açıklamalarında kelâmı anlama ile kelâmın konusu olan varlığı anlama arasında doğrudan bir ilişki kurarak, bir meselenin mutlak gayb alanına ait olmasıyla hem gayb hem duyu alanıyla ilgili oluşunu birbirinden ayırdığı sonucuna varılabilir.

    Buna göre Mukâtil mutlak gayba dair âyetleri aklî çıkarımlarla te'vil cihetine gitmemektedir; çünkü naklî bir delil olmadan bu tür nasların açıklanamayacağını düşünmekte ve sadece âyetin zikrettiği gerçekliğin Kur'an genelindeki paralel anlatımlarına başvurarak ilgili rivayetleri sıralamaktadır. Açıklama türünden söyledikleri ise daha çok rivayetlerin muhtevasından bir bütünlük oluşturmaya yöneliktir.

    Bu tür bir te'vil tarzı, asıl itibariyle mevcut malzemenin aktarılmasından ve Selefe has bir yaklaşımla ifadeleri olduğu gibi kabul etmekten ibarettir.

    Buna karşılık gaybî boyutu olmakla birlikte aslında duyulur âleme dair âyetlerden teşekkül eden ikinci kısımla tamamen duyulur âlemle ilgili âyetlerden oluşan üçüncü kısımda ya doğrudan lugavî açıklamaları ya da istidlal ve ri­vayetleri kullanarak âyetin yorumunu ortaya koymaktadır.

    Bu yönüyle Mukâtil Selef yaklaşımından ayrılmakta ve Selefin yorumlamaktan kaçındığı haberî sıfatları te'vil etmektedir. Dolayısıyla Mukâtil'in yaklaşımı bir ifade tarzı olup onun teşbihe düştüğünü söylemek isabetli değildir.

    Peygamberlerin ismet sıfatına sahip olduklarına dair Mukâtil'in görüşü daha sonra kelâm ilminde benimsenmiş ve kendisi ismet inancının temelini oluşturan âlim olarak kabul edilmiştir.

    Mukâtil'in ilmî şahsiyetinde öne çıkan yönü tefsirciliğidir. Her ne kadar kendisinden önce Saîd b. Cübeyr, Hasan-ı Basrî, Amr b. Ubeyd, Mücâhid b. Cebr, İkrime el-Berberî ve İbn Cüreyc gibi âlimler Kur'an tefsiriyle meşgul olmuşlarsa da onların tefsirleri hem kısmîdir hem de tamamı günümüze ulaşmamıştır.

    Mukâtil'e atfedilen eserler onun nâsih-mensuh, muhkem-müteşâbih, vücûh-nezâir gibi tefsir ilminin ana meseleleriyle ilgilendiğini ve bu konularda kitaplar yazarak, bu ilmin inşasında önemli rol oynadığını göstermektedir.

    Mukâtil âyeti âyetle tefsir etmiş, rivayet ve dirayet yöntemini birlikte kullanmıştır. Bu sebeple Mâtüridî gibi sistematik ve kapsayıcı olmasa da aklî tefsir yöntemini kullanan ilk müfessir kabul edilmiştir.

    Bunlar ilahiyat Fakultesinde ogrendiklerim hakkında bu kitabın