Dünyada zanaat özelliklerinin çokluğuna şaşıyor, bunların varlığından bile şüphelendim eden yaşayıp ölenleri, hem de kendilerini bilgiç sayarak göçüp gidenleri düşünerek ürküyordu.
Yarını düşünüyoruz ama yarın gelmek bilmiyor;
Bir zafer düşünüyoruz
Aslında hiç istemediğimiz.
Yeni bir gün düşlüyoruz
O yeni gün zaten gelmişken.
Kavgada mı kaçıyoruz
Durup görüşmemiz gerekirken.
Çağrıyı dinliyor ama kulak asmıyoruz,
Gelecek için umutlanıyoruz, gelecek yalnızca planlardan ibaretken
Bilgeliği düşünüyoruz, her gün köşe bucak kaçtığımız,
Bir kurtarıcı diliyoruz, kurtuluş elimizdeyken.
Ve hâlâ uyuyoruz.
Ve hâlâ uyuyoruz.
Ve hâlâ diliyoruz
Ve hâlâ korkuyoruz...
Hayallere dal
Yoksa bir slogan devirir seni
Yüreğine güven
Denizler tutuşursa
Geçmişe saygı göster
Ama geleceği de kucakla
Aldırma
Zalimlerle ve kahramanlarla dolu dünyaya
Saklanmışlar kendi içlerine, burunlarının ucunu görmüyorlar. Saklanmışlar, yumulmuşlar kendi karanlıklarına. Bunlar Yeni Cami önündeki kurtarılmayı, kurtulup da şu kirlenmiş boğazın üstüne doğru uçmayı bekleyen küçücük, parlak kafeslerin içinde çırpınan kuşçukları mı verecekler? Binmişler birbirlerinin sırtına birbirlerinin karanlıklarına gidiyorlar kıyamete.
Doymamış olmanın faziletlerini anlamak için şu kedilere bakmak lazım. Bu kediler henüz açtır ve bizden Yemek bekliyor. Gözlerindeki sürekli yırtıcı parıltının bu dakikada ne tatlı, sevimli bir ışık geldiğini görüyor musunuz? Miyavlamaları âdeta yanık bir yalvarıştır, her halleri ikna edici sanatı andırıyor. "Gel" diye işaret etseniz hemen gelecekler, sürünecekler, ayaklarınızın altında yuvarlanacaklar; kovsanız derhal çekilip uzaklaşacaklar. Bu dakikada anlayışları üst düzeyde, sevgileri üst düzeyde, insafları üst düzeydedir. Bunları gururlu , ahmak ve insafsız birer hayvana döndürmek istiyor musunuz? Doyurunuz.