İnanma ihtiyacı
İnanç yitimiyle dolu Kayıp Kuşağın aksine, Beat Kuşağı gün geçtikçe daha fazla inanma ihtiyacıyla doluyordu. Voltaire'in eski sağlam şakasının rahatsız edici bir canlandırması gibiydi: "Eğer Tanrı yoksa onu icat etmemiz gerekiyor." Onun yokluğundan hayıflanmak yerine, yoğun ve gelişigüzel bir şekilde her yerde onun adına totemler icat ediyorlar.
Sayfa 12 - Sel Yayıncılık / Altıkırkbeş Yayın·Kitabı okudu
Dişi Totemler/den
"Umay. İç içe yay gibi hala ay fakat niye eflatun yıldızların yarıdan çoğu"
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kadim kültürlerde tapınılan tanrılar az çok insan suretinde resmedilmesine rağmen Mısır tanrı ve tanrıçaları insan bedenli ve hayvan başlı varlıklar olarak tasvir edilmiştir.Başlangıçta yani henüz kent düzeyinde toplumsal bir yapı oluşmadan önce hayvanların gücü, hayvan sembolleri ve totemler ile ifade edilmiştir.Ancak toplumsal yapı geliştikçe sembolik etkilerinin artırılması için olsa gerek, hayvanlar antropomorfik görünümler kazanmaya başlamıştır. Bu nedenle insan bedenli ve hayvan başlı olarak tasvir edilen tanrısal figürler Mısır mitolojisinde önemli bir yer tutmuştur.Örneğin Mısır mitolojisinde aslan, öküz, koç, kurt, köpek, kedi, ibis, akbaba, şahin, su aygırı, timsah, kobra, yunus ve farklı balık türleri ile kurbağa, gübreböceği, çekirge ve diğer böceklere, ayrıca ağaçlara da kutsiyet atfedilmiştir.Ancak Amon, İsis ve Osiris gibi başat tanrısal unsurlar genellikle insan suretinde resmedilirken Seth ve Horus’un başları hayvan figürleriyle eşleştirilmiştir. Örneğin Seth kurt, eşek ya da köpekgiller ailesine benzer bir hayvan başı ile resmedilmiştir. Horus ise her daim şahin başıyla mitolojik resimlere işlenmiştir.
Tarih
"Totemler"
"Yaşamın özgürlük ve neşe anlamına geldiğini yunuslardan daha iyi hangi hayvanlar anlatabilir ki!"
Sayfa 131 - Klan Yayınları·Kitabı okudu
Maç izlerken yaptığımız "totemler", kötü bir şey olmasın diye tahtaya vurmamız (ki bu, Akdeniz'in birçok yerinde görülen bir adettir), zarı öperek atmamız ve hatta obsesif-kompulsif hastaların takıntıları... Hepsi şu aciz ama mağrur insanoğlunun kaderin kendisini savurup atmasına umarsızca direnmesinin işaretleri değil mi?
Sayfa 264·Kitabı okudu
Tarih
Düşünce köklerimiz ve düşünce kaynaklarımız kireç bağlamış gibi, içine girdiğimiz hiçbir değişme oluşunu kritik etmiyoruz. Her değişme kendini kritikten korumak için her yola başvuruyor. Sonunda, düşünmeye ve kritik etmeye karşı kanunlar konuyor. Düşünme yasakları, peşin redler alışılmışın dışına çıkanı aforoz etmeler, totemler ve tabular sistemi kuruyoruz.