Denize düşüp kaybolan su damlası Toprağa karışan toz zerresi Nedir bu dünyaya gelip gidişimizin manası? Fena bir böcek işte, bugün var yarın yok.
Sayfa 162·Kitabı okuyor
"O gün kişi anasından babasından kaçacak. Eşinden, oğullarından.. O gün herkesin kendisine yetecek kadar telaşı olacak. O gün bazı yüzler Allah'a itaat ettikleri için pırıl pırıl parlayacak, neşeli olacak.. (Cennetlik olduklarının hazzını tadacak orada güzel karşılanacaklar) O gün bazı yüzler de toz toprak içinde onu bir karanlık ve siyahlık kaplayacak... Yüzleri kara olanlar kâfirlerin, tâcirlerin ta kendisidir..." (Abese 34/42) Gördünüz mü âyeti... O gün herkes birbirinden kaçacak.
Sayfa 87 - Mektup Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Her şey yavaş yavaş gelir. Nefsimizden, nefsimizin üzerine örtülmüş perdelerden, şirkten, küfürden, nefsin vehminden, zannından yavaş yavaş kurtuluruz. Biz nefsimizden kurtulunca da en son muameleyi Allah yapar. Nasıl? Bütün Mürşid-i kâmillerin bu konuda söz birliği vardır. Derviş, nefsinden temizlenince en son hakkın nazarı Mürşidi kâmille beraber gelir; yani Allah, Mürşid-i kâmille dervişe nazar eder ve dervişteki son perde bu nazar sonucunda paramparça olur, toz duman olur; çünkü derviş artık gücünün yetmediği, hiç bilmediği, anlamadığı yere gelmiştir ve ne yapacağını, nasıl yapacağını bilemez hâldedir; ama bu yolu yürürken huzurda durmuş, çabasını, gayretini sarf edip gereken sabrı göstermiştir. Bu defa da Allah ona “şimdi sıra bende, sen elinden geleni yaptın, şimdi ben bir tecelli edeyim de gör” buyurur ve her şeyi bir vesileyle yaptığı gibi bu tecelliyi de bir vesileyle; yani Mürşid-i kâmille yapar. Mürşid-i kâmille yapmasının sebebi nedir? Çünkü kulunu yol boyunca Mürşid-i kâmille yürütmüş, âyetlerini onunla okutmuş, nefsini tezkiye edip terbiye etmiş, hikmeti, bilmediklerini öğretmiş, yolu onunla yürütüp terbiye etmiş, edeplendirmiş, huzurda durmayı öğretmiş ve onu yine Mürşid-i kâmille huzuruna hazırlamıştır. O yüzden bu son ikramı yine Mürşid-i kâmille yapar ve onunla dervişe nazar edip dervişteki son perdeyi paramparça eder. Bunun sonucunda ise dervişin hakikati kendi üzerinde tecelli eder. Evet, bu âlemde olduğumuza göre rabbimizin bize yolu nasıl gösterdiğini, bizi vahyiyle nasıl eğittiğini, terbiye ettiğini, edeplendirdiğini anlamaya çalışmamız ve onun terbiyesiyle terbiye olmamız gerekir. Öyle ki yolu yürüyüp o son perdeden kurtulabilelim ve rabbimizin huzurunda duralım. Allah bizi kendini tanımayanlardan ve bu âleme neden geldiğini
Sayfa 389·Kitabı okuyor
Tasavvuf ve Din
Demek şimdi gidiyorsun; Yazdığımız son şiir öyle yarım kalacak! Demek şimdi gidiyorsun; Kuşlarımız acıkacak, Saksılarımız artık sulanmayacak! Demek öykümüzü bir ruj lekesi gibi yapıştırıp Aynanın sahtekâr yüzüne... — Oy benim yaralım — Demek şimdi gidiyorsun; Beni böyle toz gibi dağıtıp Merdivenlerin dibine!..
Sayfa 24·Kitabı okuyor
Alıntı
Aklım darmadağın olmuştu benim, benliğim katrilyonlarca parçaya bölünmüştü, parçalarım toz gibi havada uçuşuyordu. Tarifi imkânsız bir ruh hali içindeydim, varlığımı hissetmiyordum.
Sayfa 370 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
Efkaristiya
Hıristiyan ibadetinin merkezî bir parçası Havarilerin Son Akşam Yemeği'nde yaptığı gibi ekmek yeme ve şarap içme ayinidir. Efkaristiya (Yunanca "şükran günü" anlamına gelir) olarak bilinen ayin, İsa'nın ekmeği bölüp, "Bu benim bedenim, sizin için verilen bedenim," dedikten ve şarabı da "Bu kâse ise... benim yeni anlaşma kanım," sözleriyle andıktan sonra havarilerine vermesinden kaynaklanmaktadır. Efkaristiya; Roma Katolik Ayini, Ortodoks İlahi Liturjisi ve Protestan Kutsal Komünyon ibadetinin birçok versiyonunun odak noktasıdır. Hıristiyanlığın farklı kolları, töz dönüşümü, yani ekmek ve şarabın kelimenin tam anlamıyla İsa'nın bedeni ve kanı olup olmadığı konusunda bölünmüştür. Roma Katolikleri ve Doğu Ortodoks Hıristiyanlarının çoğu önemli bir değişiklik yaşandığına ve komünyon alanların aslında Mesih'i aldıklarına inanır; Protestan mezheplerinin çoğu ise bir ekmek ve şarabın tüketilmesini yalnızca İsa'nın antlaşmasının sembolik olarak yerine getirilmesi olarak görür.
Sayfa 264·Kitabı okuyor