Drakula
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 21:42
Drakula İyi akşamlar hissedenler, şimdi de size #ürkünçhikayeler #bramstoker'dan #drakula kitabıyla geldim. #thekitapçocuk kitabını çocuklarınızla okuyabilirsiniz. Yaş sınırı nedir bilmiyorum ama gece okunmamasını tavsiye ederim Avukat Jonathan Harker, Romanya'ya sıradan bir iş gezisine gittiğini düşünüyordu. Ancak Kont Drakula'nın kalesi bilinmezliklerle doludur. Kale çok ilginç, sanki kalede yaşanılmamış gibi boş ve toz içindeydi. Kont ise bir görünüp bir kayboluyordu. Jonathan kaldığı kalede bir şeyler gördü ve hastalandı. Bu kadarlık olsun, gerisi kitapta Sizce Jonathan ne görmüştür? Neden, nasıl hastalanmıştır? Aslında hikayemiz tam buradan sonra başlıyor diyebiliriz. Nasıl mı? Bayağı dolu dolu geçiyor, durak bilmiyor. Ben sevdim, size de öneririm. Vampirlerle aranız nasıl? Dikkat edin, vampirle karşılaşabilirsiniz #kitapalıntıları Jonathan'ın bütün vücudu korkudan titremeye başladı. Bu garip adam kimdi ya da neydi? Neden gündüzleri uyuyordu? Hem de tabutun içinde... Neden gördüğü basit bir sarımsak kutusundan bu kadar korkmuştu? "Kaçtın mı?" dedi Mina, şaşkınlıkla. "Neden Kont Drakula'nın şatosundan kaçman gerekti ki?"
DrakulaBram Stoker · The Kitap Çocuk Yayınları · 20266,3bin okunma
9/10
·372 syf.··
Beğendi
·
2026 129. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 20:48
Herkese Merhaba Bugün sizlere Lynda Rutledge kaleminden Zürafalarla Batıya Doğru kitabının yorumu ile geldim Haziran ayının sıradaki kitabı 2026 yılı basımlı 372 sayfalık bir kitap Hikaye, 1938’de Amerika’da gerçekten yaşanmış bir olaydan ilham alıyor. •Hikayenin kalbinde 17 yaşında, hayatta tutunacak hiçbir şeyi kalmamış sıska bir çocuk var: Woodrow Wilson Nickel, yani Woody. Ailesini o dönemin lanetli toz fırtınalarında kaybetmiş. Köksüz, öfkeli, her gece kabuslarla uyanan bir tip. New York limanında üstü başı kan içinde, donmak üzereyken gözünü bir açıyor; karşısında devasa bir kasırgadan mucize eseri sağ çıkmış iki tane Afrika zürafası! •Bu iki tonluk Oğlan ve Kız isimli zürafaların New York’tan San Diego Hayvanat Bahçesi’ne götürülmesi gerek. Başlarında da huysuz ama dünya tatlısı bir hayvan bakıcısı, Charlie Riley (biz ona İhtiyar diyoruz). Woody bir şekilde bu yolculuğa dahil oluyor ve Amerika’yı bir uçtan diğer uca geçecekleri o efsanevi 12 gün başlıyor. •Arkalarından gelen o çilli, kızıl saçlı fotoğrafçı kızla birlikte zürafaların peşinde yol alırken, İnansam da inanmasam da Tanrı’nın bana da biraz yüzünü dönmesinin vakti gelmişti artık diyor. Kendini o kadar değersiz hissediyor ki, Kaliforniya’ya ulaşırlarsa hayatının kurtulacağına inanıyor. •Birbirinden tamamen farklı üç insan, geçmişi sırlarla dolu İhtiyar, erkek egemen dünyaya kafa tutan fotoğrafçı Kızıl ve kimsesiz Woody. Ortak hayalleri: Vadedilmiş topraklara, Kaliforniya’ya sağ salim varmak. •Ama yolculuk bitince her şey bitmiyor işte. Arada koca bir II. Dünya Savaşı geçiyor, Pearl Harbor bombalanıyor. Woody gençliğini cephelerde bırakıp yirmi beş yaşında geri döndüğünde bile, okyanusun ortasındaki fırtınalı bir askeri gemide tek sığınağı yine o zürafaların sakinleştirici hatırası oluyor. •Hem bir büyüme hikayesi, hem
Zürafalarla Batıya DoğruLynda Rutledge · The Kitap · 202684 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 09:21
Çağrışım yüklü enfes bir kitap okudum. Toz, toprak, kömür, çimento, briket, cüruf… Kuru bir yaşam. Depreşme, bellek, hasar, deneyim, açlık. Açlık insanı ele geçirir, ete hükmeder, zihni boyun eğdirir. Açlık yorulmaz. Açlık, yemek sözcüklerini lezzetlendirir, zihne yemeği düşündürür, kendini perçinler. Leo, onu bir melek olarak görerek başa çıkıyor; onunla konuşarak, varlığını kabullenerek. Kamp dönüşünde bile onunla yaşamaya devam edecektir. Çünkü kamp insanı cansız bir şeye dönüştürür; o artık değiştirilmiş bir varlıktır. Yaşamak; rayından çıkmış, toza, kara ve sıcağa bulanmış, altüst edilmiş bir şey. Kahramanımız Leo Auberg, genç yaşta Sovyet çalışma kamplarında geçirdiği günleri anlatıyor. Tek vazifesi yaşamda kalmak; bunun için çok şeye katlanması gerekir. Çünkü büyükannesi ona, “Döneceğini biliyorum,” demiştir. Oysa büyükannesi orada değildir. Orası, bilinen her şeyin başka bir şeye dönüştüğü yer: kamp. Devam edebilmek için sinmek ve nefes almakta inat etmek gerekiyor. “Ben kimim?”den “Ben neyim?”e sürüklenen bir gerçekliğin hikâyesi bu. Soyutta müthiş bir başarıya ulaşan, somuttan imgeye geçişte düşün dünyasında leziz bir tat bırakan bir kitap. Gökyüzü katlanıyor, madde dönüşüyor, nesneler büzüşüyor ve bütün bunlar sözcüklerle yapılıyor. Zaman sessiz ve düz; bir günden diğerine yaşananlar neredeyse hep aynı hüznü barındırıyor. Okuması zor ve emek isteyen bir kitap olduğunu söyleyerek bitireyim. Okurken hızlı olmayı tercih edenler muhtemelen sevmeyecektir…
Toplama Kampı
Soluk SalıncağıHerta Müller · Siren Yayınları · 202573 okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2026 38. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 15:34
Sevgili @m_eminyildirim hocamın yine çok güzel bir eseri ile karşınızdayım arkadaşlar. Aile bağlarını tamamen unuttuğumuz bu zamanda ilaç gibi bir okuma oldu. Babalarımızın babası, annelerimizin annesi olduk giderek, her söyledikleri batar oldu bize. Söylerini artık yük olarak görmeye başladık. Cahil sayıp onlar bişey bilmez diyoruz hep. Ama onların bildiğinin toz zerresi bile değil belki bizim bildiğimiz. Onların değerini kıymetini bilmek herzaman boynumuzun borcu. Bunu ise en güzel yapan, tabiki yine en güzel örnek Efendimiz'dir. Anne, baba görmemiş bile olsa onlara fevasını, sevgisini hep göstermiştir. Onun yolundan gitmek gibi büyük bir şeref bize nasip olsun. Tabi anne babanın da çocuğun üstünde hakları var. Anne, baba diye her dediğini kabul etmek de olmaz bunlarada değinmiş hocamız. Bu dengeyi nasıl kurmamız gerektiğini çok güzel anlatmış. Benim için çok güzel bir okuma oldu. Hadislerle, ayetlerle aile hayatınının önemini tekrar anlamış oldum.
Edebiyat
Aile AhlakıMuhammed Emin Yıldırım · Siyer Yayınları · 20193,315 okunma
"Toz pembe hayaller vardı. Pembesi gitti, tozu kaldı. "
8/10
·144 syf.··
2026 20. kitabı
SPOILER İÇERİR. Irène Némirovsky’nin henüz 23 yaşında yazdığı ilk romanı Yanılgı, adının hakkını sonuna kadar veren, aşkı ve insan ilişkilerini romantik bir pırıltıdan arındırarak "iletişimsizliğin" ve "yanlış beklentilerin" trajedisine dönüştüren muazzam bir psikolojik tahlil eseri. Demet Akalın'ın şarkısında dediği gibi toz pembe hayallerin, pembesinin gidişini ve tozunun ortada savrulmasını okuyoruz. Yanılgı, Birinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından güney Fransa'da bir sahil kasabasında yolları kesişen aristokrat Denise ile savaşın gölgesinde her şeyini kaybetmiş gururlu Yves'in trajik aşkını (Denise evlidir,aslında bu bir aldatma) konu alır. Birbirlerini çok farklı ideallerle kafalarında büyüten bu iki insan, Paris’in gri ve boğucu atmosferine döndüklerinde aralarındaki sınıfsal uçurumla ve aşılmaz karakter zıtlıklarıyla yüzleşmek zorunda kalırlar. Aslinda bambaşka hayatlar yaşayan iki insanın arasında yaşanan, belirli kısa zamanlarda buluşarak tamamen cinselliğe dönen ve gerçek hayatlarına ve kimliklerine dair hicbir sey paylaşamadıkları bir iletişim biçimi haline gelir. Hatta öyleki ilerledikçe Yves bu ilişkiyi bir zorunluluk olarak görmeye ve bunalmaya başlar. Denise, Yves’e karşı yıkıcı ve körü körüne bir tutku besleyerek ailesini bile ihmal ederken; Yves içine düştüğü depresyonun, kibrin ve maddi yetersizliklerin faturasını sessiz duvarlar örerek Denise'e keser. Némirovsky, her iki karakterin de aslında birbirini hiç anlamadığını ve tamamen kendi zihinlerindeki illüzyonlara aşık olduğunu göstererek, bu iletişimsizliği kaçınılmaz ve sarsıcı bir duygusal kopuşla noktalar. Karakterlerin birbirini asla gerçekten "görememez" . Bir yanda savaşın getirdiği yıkımla sadece maddi refahını değil, ruhsal dengesini de kaybetmiş, gururu ve kibri yaralı Yves var; diğer
YanılgıIrene Némirovsky · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024706 okunma
Yaşayamadıklarına ağlıyordu şimdi, pişmanlıklarına..
9/10
·256 syf.··
2026 64. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 19:30
Spoiler içerir!!! Alişan Kapaklıkaya'nın kendi yaşamından izler taşıyan Siyah Pantolon kitabı, yoksulluğun, aile ilişkilerinin, kayıpların ve sevgi eksikliğinin iç içe geçtiği oldukça etkileyici bir eser. Kitapta beni en çok etkileyen noktalardan biri, Elif'in hikâyesiydi. Daha kendi çocukluğunu yaşayamadan gelin olmuş, erken yaşta anne olmanın yükünü omuzlarında taşımış bir kadın. Hayatın zorlukları onu sertleştirmiş. Bu yüzden çocuklarına sevgisini göstermek yerine çoğu zaman kızarak yaklaşmış. Babaları da benzer şekilde sevgisini açıkça ifade edemeyen bir karakter. Çünkü büyüdükleri coğrafyada çocuk sevmek, sarılmak, sevgiyi göstermek pek alışılmış bir şey değil. İnsanlar seviyor ama göstermeyi bilmiyor. Kitabı okurken sık sık sevgi, zamanında gösterildiğinde anlamlı diye düşündüm. İş işten geçtikten sonra gösterilmeye çalışılan sevgi ise çoğu zaman yalnızca bir pişmanlık olarak kalıyor. Kitap da bunu çok güçlü bir şekilde hissettiriyor. Eğitimle ilgili bölümler de benim için oldukça etkileyiciydi. Öğrencilere korku ve baskıyla yaklaşan Şavaş öğretmen ile çocuklara sevgi, saygı ve özveriyle yaklaşan Melek öğretmen arasındaki fark, bir öğretmenin bir çocuğun hayatını nasıl değiştirebileceğini çok net gösteriyor. Birinin çocukları hayattan ve okuldan uzaklaştırdığı yerde, diğerinin onları hayata bağladığını görmek kitabın en güçlü yanlarından biri. Siyah Pantolon aynı zamanda Alişan Kapaklıkaya ile tanışma kitabım oldu. Son 40-45 sayfayı gözyaşları içinde okudum. Özellikle, çocuklarına sürekli "Üstünüz başınız toz toprak oldu" diye kızan bir annenin, sonunda evladının mezarının toprağına sarılıp o toprağa bulanması kitabın en acı sahnelerinden biriydi. Bir zamanlar üzerlerindeki toprağa öfkelenen annenin, günün sonunda yavrusundan geriye kalan tek şeye, mezarının
Roman
Siyah PantolonAlişan Kapaklıkaya · Yediveren Yayınları · 2021687 okunma