Puan vermedi·216 syf.··
2026 9. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 03:32
Sen(Tu) Mehmet Uzun'un otobiyografik bir eseridir. 12 Mart deneminde Siverek'te tutuklanması ve Diyarbakır Cezaevi’ndeki günlerini anlatır. Tutuklanan herkes gibi o da feci işkencelere maruz kalır. Kitabın orijinal dili Kürtçe'dir, bizim okuduğumuz çeviridir.
SenMehmed Uzun · İthaki Yayınları · 20194,760 okunma
Çocuklara dair altı harfli bir başlık: Tu kaka!
5/10
·248 syf.··
2026 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 23:48
Eserin dili sıcak, samimi, cana yakın ve oldukça akıcı. Mizah öğesini de güzel ele almış Yaşar. Ammavelakinnnn! İşlenilen temalar acaba gerçekten karakterlerin yaşamlarıyla uyumlu mu? Büyüklere saygı, yalnızlık, yabancılaşma, vefa, aile… Ana karakterlerden Selime teyze ile başlayalım. Yaşlanıp çocukları tarafından unutulmuş, kendi halinde, kocası Mustafa’nın ölümü ile yalnız kalmış, tatlı bir nine. Mi acaba? Beni bu kadar rahatsız eden kahramanın göklere çıkarılması çok ilginç geldi. Selime teyze, çocuklarının onu yalnız bırakmasından dert yanıyor ama kendisi çocuklarının ne kadar yanında olmayı seçiyor? İstediği şey çocuklarının onu yanına alması, onların hayatlarına dahil olmak, sosyalleşmek… Peki çocukların hayatları güllük gülistanlık mı? Kesinlikle hayır! Oğullarından Erkan , zengin ve kültürlü bir ailenin kızı ile evlenip sosyokültürel açıdan uçuruma düşmüş bir evlat. Annesini özlediğini söylese de hep ailesine yetmek için çok çalışmak zorunda. Karısı tatillerde Bülent ile baş başa tatile gitmek istiyor. Selime teyze ise niye onu da götürmüyorlar ya da neden onda kalmıyorlar diye dert yanıyor. Hatta karısını boşayıp yanına gelmesini diliyor ki torunlarına kendi baksın. Bu mudur olması gereken annelik? Nerde çocuğuna destek, nerde çocuğunun mutluluğuyla mutlu olma? Kızlarından Meral’e ne demeli? Bipolar bozukluk gibi çok ciddi bir hastalığı olan bir kadın. İyi ve kötü anları zirvede yaşıyor. Annesi kötü anına denk gelince bir daha aramıyor sormuyor uzun süre. Neden? Çünkü çocuklar annelerini arayıp sormalı. Meral tü ka ka! Ne faydası var ki onun? En üzüldüğüm karakter Meral sanırım. Çaresiz… Tekne kazıntısı olarak doğmuş doktor Yıldız var bir de. Aslında istememişler ama olmuş işte. Mustafa Bey ölünce Selime teyze kızın yüzüne bile bakmamış. Kız, hem öksüz
Edebiyat & Roman
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,5bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·124 syf.··
2026 30. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 08:49
"Beklemek acıdır ama beklerken yeşeren ümit her şeye değerdir" Eser absürt tiyatro türünün bilinen örneklerinden biridir. Dünya Edebiyatı çerçevesinde yazar eser olarak ezberlediğim okumanınsa bugüne nasip olduğu bir eser. Oyun bir ağacın altında kim olduğunu, ne olduğunu, ne zaman geleceğini bilmedikleri "Godot" isimli bir insan, varlık veya hissi bekleyen Vladimir ve Estragon etrafında gelişiyor. Büyük bir umutla bekleyen bu iki karakter beklerken aralarında gerçekleştirdikleri konuşmalar ile bir çok noktaya değiniyor. Örneğin sürekli devingen cümleler kurup hiç hareket etmemeleri insanın eylemsizliğini, her seferinde bir ağacın altında başlayan o bekleyişin aynılığı bize hayatın monotonluğunu anlatmaya çalışır. Ayrıca havuç, turp, intihar vb. anlamsız konular üzerinde konuşmaları hayatın vakit kaybetmeden başka bir şey olmadığını anlatmaya çalışır. ( Havuç istediği yerde acaba Godot bir tavşan mı diye düşünmedim değil :)) bu kısımları ben leitmotif diye de değerlendirdim. Godot'yu Beklerken ile Tatar Çölü arasında bağlantı kurdum çünkü orada da karakter sürekli bir bekleyiş içinde, monoton bir yaşam sürüyor ve beklediği şey de bir türlü gerçekleşmiyordu. Son olarak doğruluğundan emin olmamakla birlikte Samuel Beckett Godot için "kim olduğunu bilseydim oyunda söylerdim" demiş. Bence Godot ihtiyacımız olduğunda bizi harekete geçirecek olan "umut"tu, sıkıntılı olduğumuzda içimize su serpecek olan bir "arkadaş"tı, hayatın durağanlığı karşısında bize aktiflik kazandıracak o "his"ti. Ama ben en çok onun "umut" olmasını sevdim. Keyifli okumalar diliyorum okuyacak olan herkese..
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Kabalcı Yayınevi · 200010bin okunma
Kültür Emperyalizmine Dair
8/10
·126 syf.··
2026 40. kitabı
Emperyalizm en basit tabiriyle teknoloji ve askeri kabiliyeti ile egemen bir halkın egemenliğinin ihlali, onurlarının aşağılanması ve kaynaklarının sömürülmesidir. Emperyalizm elinde gücü bulunduran devletlerin bu gücü tekelleştirerek özgür halkları sömürüp onların kaynakları ile kendi halkının refahının artırılmasıdır. Askeri güç emperyalizmin sadece bir yüzüdür. İşgalci güç ne kadar güçlü olsa da askerini yabacı topraklarda sonsuza kadar tutamayacağından sömürgeci amaçlarının yeniden üretilmesi ve sürekliliğinin korunabilmesi için birçok farklı yöntem kullanır. Sömürge altında bulunan halklar kendi mücadelesi ve ödediği bedeller ile bağımsızlığını kazansa da emperyal güçlerin geride bıraktığı işbirlikçi elitler aracılığıyla sömürü düzeni devam eder. Bu devmlılığın biir aracıysa kültür emperyalizmidir. Kültürel emperyalizm görece kendinde daha zayıf siyasi topluluklara ve devletlere karşı kendi dilini ve kültürünü dayatma sürecidir. Medya özelinde konuyu ele aldığımızda hedef kitlenin tüketim alışkanlıkları, yaşam tarzları ve eğlence anlayışları dönüştürülür ve emperyalist gücün amaçlarına uygun hale getirilir. Bu süreç yerel kültürün "tü kaka" denilerek ötekileştirilmesi, aşağılanması, toplumsal ilerlemenin (modernlik) önünde bir engel olarak gösterilmesi hedef toplumun karşılaştığı bir durumdur. Böylece hedef toplumun zihni, güç odaklarının istediği yönde evrilir; bireyin bulunduğu topluma ve kültüre karşı aidiyeti azaltarak veya tamamen ortadan kaldırarak birey köksüz birer mankurt haline getirilir. Kültür, merkezden çevreye doğru yayılır. KİA sayesinde bu yayılma daha hızlı bir biçimde gerçekleşir. Walter Lippmann, "Böylece sosyal olarak üstün olan, sosyal olarak daha alt konumdakiler tarafından taklit edilir; güç sahibi, astları tarafından; daha başarılı
Communication and Cultural DominationHerbert Schiller · International Arts and Sciences Press · 20091 okunma
9/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 00:24
Dema min nû pirtûkê da destê xwe min ji xwere got bixwînim nexwînim hewceyî xwendina vê pirtûkê dike gelo (mamoste nebihîze welleh wê nifiran bike) lê piştî min hevoka pêşî "Me bo hebûnê şer kir. Baş e, evqas jiyanên ku qediyane, çi ne? Ez di bin bandora hevokê de mam min fehm kir kū divê kû pirtûk bê xwendin Lîlav di zimanê kurdî de tê wateya ava ku ji helandina berfê dertê, yanî ava biharê ya zelal û hênik. Nivîskar ev nav ne tenê wekî navekî fîzîkî, lê wekî metaforekê bi kar aniye. Çîrokên di pirtûkê de mîna lîlavê ne; carinan sar û cemidî ne (ji ber rastiyên jiyanê yên giran), carinan jî wekî mizgîniya biharê hênikahî û hêviyê didin dilê mirov. Nivîskar vê pirtûkê de şêwazeke gelekî kurt, fersendî (mînîmalîst) û helbestî bi kar tîne. Çîrokên wî dirêj nabin; bi çend hevokan an bi rûpelekê dikare cîhaneke mezin bide avakirin. Ev yek di diyalogên pirtûkê de jî xwe dide nîşandan. Wekî ku di pişt pirtûkê de jî tê gotin, dema ku jê tê pirsîn "Çima helbest û çîrokên xwe wisa kin kin dinivîsî?", ew dibêje: "Mirin li ber deriyê me teva ye. Ez naxwazim yek helbest û çîrok jî di nîvî de bimîne." Ev bersiv bi xwe jixwe felsefeya pirtûkê û leza jiyanê ya di nav sînorên mirinê de nîşan dide. Zimanê pirtûkê kurdiyeke şirîn, herikbar û zelal e. Nivîskar ferhengoka deverê (Batman û derdora wê) û rîtma zimanê axaftinê pir baş di nav hunera çîrokê de bikaranîye Pirtûk rasterast ji dilê civakê û jiyana rojane pêk tê Di pirtûkê de mirov rastî gelek mijaran tê Evîn û Hesret Têkiliyên di navbera mirovan de, evînên ku di nîvî de mane û hesreta demên berê. Şer, Wendabûn û Êş Bandora şer û rewşa psîkolojîk a li ser civakê, trawmayên ku mirov di jiyana rojane de dikişînin. Rastiya Jiyana Bajêe Hevrikiya mirovê nûjen a bi bajêr re, tenêbûn û hewldana hebûnê . Karakterên pirtûkê ne
LîlavWeysel Tirpan · Avesta Yayınları · 201634 okunma
Puan vermedi·647 syf.··
2026 40. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 19:00
Kitap hakkında yazıp yazmamak arasında gidip geldim çünkü hem etkilendim hem sinirlendim. Gerçek bi hikaye desek çok çarpıtılmış gerçekler… Yazarın bakış açısı desek değil çünkü tanık olmamış. Her neyse evet karakterler gerçek ve tam Osmanlı son dönem bencilliği, hayattan kopukluğu içindeler. Mustafa Kemal onları ülkeden kovana kadar iyi hoş, ama kovulunca tü kaka… Yazarın annesi Selma sultan çok idealist, cesur, feminist kadın gibi portre edilmiş ancak para için hiç görmediği hintli bir raca ile sultan vasfını kullanarak evleniyor. Ordaki kadınlara çok üzülüyor ama onları hizmetçisi yaparak kurtardığını zannediyor. Şımarık, gece eğlencesi düşkünü, kendini hala Osmanlı sultanı zanneden, hiç çalışmamış, para kıymeti bilmeyen, sosyeteye girmek için çırpınan zavallı bi son jenerasyon Osmanlı… Hindistan’da Atatürk ölünce okunan selalara tek katılmayan kişi bir Türk olarak kendisi. Zaten Hintliler de anlam veremiyor. Onun yerine kendi kendine şampanya içerek ölümünü kutluyor Atanın!?! Kendi ülkesinde bağımsızlık olmasın ama Hindistanda olsun diye saçma sapan hayaller içinde ama idealizmi sıkılıncaya kadar, sonra kendine mücevher almaya gidiyor haspam. Ama en çarpıcı olan yazarın şu yorumunu gerçek gibi yazması; efendim Atatürk’ü Samsuna çıkması için Vahdettin görevlendirmişmiş, aslında onun fikriymiş, ama başarınca Atatürk onu satmışmış, herkese istediğini zorla yaptırmışmış, kimse Cumhuriyet istemiyormuş, Atatürk herkesi tehdit etmiş mecbur kalınmışmış, ay şiştim. Okuyun sizde şişin
Saraydan SürgüneKenize Mourad · Everest Yayınları · 2022560 okunma