“Başka bir insanı öldürmenin nasıl bir his olduğunu biliyor musun? Sırf bundan bahsetmiyoruz diye vicdan azabı duymuyor değiliz. Sırf ölen insanlar iyi insanlar değiller diye bı, insan öldürmeyi kolaylaştırmaz. İnsan buna alışamıyor. Sophie, vicdan azabı birmek tükenmek bilmiyor. Seni boğuyor, sen oluyor. Sonunda sadece ondan ibaret oluyorsun, aldığın canlar ve bunu sorun etmiyormuş gibi davranmak için taktığın maskenin bir birleşiminden.”
“Seni seviyorum,” dedi yalvarırcasına.
Bu dedikleri beni tan göğsümden vurdu. Daha önce bana bunu hiç söylememişti. Şimdiyse hayatımın en kötü ânında, apaçık ortadaydı. Aramızda gerçekten - soğuk ve zalim gerçekten - başka hiçbir şey yoktu ve bu iki kelime birdenbire çok büyük geldi. Hatırlayabildiğğm kadar uzun bir süredir onları duymak istiyordum. Ama şimdi bunlar olduğunda… boş geldi. Yanlış geldi. Ve içten içe ona âşık olmadığımı biliyordum. Asla olmamıştım. Aşk fikri beni büyülemişti ve hayatında sevginin çok az olduğu bir dönemde, Nic savunma mekanizmalarımı bir güzel aşıp kafamda o fikri oluşturmuştu. Onun altında, aslında Nic’in ne ya da kim olduğunu bilmiyordum.