Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sonra pamuk prenses gene tek geçmeye başladı, kederli, yorgun ve yalnız. Öğrenmiş gibiydi yalnızlıkların ancak ilkinde mûcize bekleneceğini. Ve öteki de öğrenmiş gibiydi daha şimdiden bir defa, bir tek defa kartal olunabileceğini, bir defa, bir tek defa jet, bir tek defa at ve bir tek defa efendi olunabileceğini.İnanın bana, bitkinim, bitkin. Çünkü hüzündür dedim işte bu kafamı bulandıran, bungunlaştıran.. ne diyeceğimi unutturan, sözü darmadağın eden hüzündür dedim, size. Biliyorum.. adım gibi hem de; onlar yıllar sonra mutluluklarını hiç kimsenin görmediği bir yıldıza benzeyen elma gibi görecek, ama içinden kapkara, kıvır kıvır kurdun çıktığını da görecekler.Ve, bunu da adım gibi biliyorum, kırk yedinci veya bilmem kaçıncı yaşlarının loş odasından Nisan güneşinin yıkadığı paydos sokaklarına bakan pencerelerinde beyhûde sevinç ve heyecanlarla parça bölük türküler mırıldanacaklar.Hangi kelebekti o toz pembe çiçeğe iğrenç yumurtasını koyan diye düşünecekler mi? Bilmem onu. Ama hüzün kafalarını bulandıracak, bungunlaştıracak, sözlerini darmadağın edecek; bunu da biliyorum. Siz ne dersiniz dramı, trajediyi.. ve mutluluğu kazık kadar olmuş, odunlaşmış kadınlarla erkeklerde arayan koca budalalar?
Geçiyor önümden sirenler içinde,
Ah, eller üstünde,
Çiçekler içinde.
Tabutunda mor dağların büyüsü,
Dudağında yarım bir sevdanın hüznü;
Aslan gibi göğsü türküler içinde.
Rastlardım avluda hep volta atarken,
Cıgara içerken yahut coplanırken.
Sırtını duvara verip öyle tünerdi,
Kimseyle konuşmaz, dal gibi titrerdi;
Çocukça sevdiği çiçeğini sularken.
Diyarbakırlıymış, kod adı Bahtiyar.
Suçu saz çalmakmış, öğrendiğim kadar.
Kim susturabilir bizim türkümüzü, kim?
Biz ki bu hasreti,
Semahların seyrinden alıp gelmişiz,
Biz ki onu sitemkâr anaların
Kirpiğinden derlemişiz;
Süzülsün de acının derin izler bıraktığı
Gül yanaklardan,
Yere dökülsün istememişiz!
Bizim türkümüzü rüzgâr söyler her gece.
Ay vurdukça parıldar,
Gün doğdukça hız alır.
Nevruz ateşleriyle sağaltarak
Çırpınan yarasını,
Can havliyle, kardaş,
Kan içinde bir kartal gibi,
Vadilere saldırır!
Türkülere ilişmeyin!
Türküler nehirdir, gecenin bağrına akar.
Fazla eşelemeyin kardaş;
Taşınca ne siperler kalır,
Ne dev barikatlar...
Deşmeyin diyorum...deşmeyin