Antoni Casas Ros'un Almodóvar Teoremi, trajediyi edebiyatın ve sinemanın filtrelerinden geçirerek güzelliğe dönüştürmeye çalışan ve 2008 yılında İspanya'da en iyi ilk roman ödülüne layık görülen, yazarın kendi yaşadığı gerçek bir yıkımı merkezine alarak bizleri kimlik, fiziksel görünüm, aşk ve sanat üzerine düşünmeye zorlayan; görünürde çarpıcı ancak içeriğinde o kadar da bir albenisi olmayan bir eser.
Uzun bir giriş oldu :)
Kitap bir otobiyografik eser. Casas Ros'un yirmi yaşındayken geçirdiği korkunç bir trafik kazasına dayanıyor anlatı. Matematik eğitimini tamamlamasını kız arkadaşı Sandra ile kutladığı bir gecenin dönüşünde, aniden yola fırlayan bir geyiğe çarpmamak için direksiyonu kırarken kaza yapıyorlar. Bu kaza kız arkadaşı Sandra'nın hayatına mâl olurken Antoni'nin yüzünü tamamen parçalıyor. Sayısız estetik operasyona rağmen yüzü kendi deyimiyle Picasso'nun kübist tablolarına benzeyen, bakması zor bir halde kalıyor.
"İnsanın bir hayatı olması için bir yüz gerekir," diyor yazar. Bu travma, Antoni'nin 15 yıl boyunca kendisini bir eve kapatmasına, dış dünyayla ilişkisini kesmesine ve çok parlak olan matematik kariyerini bırakıp edebiyata sığınmasına neden oluyor böylece ve yazar o yüzüyle dışarı çıkamadığı için edebiyata sarılıyor ve bu kitabı yazmaya karar veriyor.
Kitabı sıradan bir acı günlüğünden çıkarıp çok katmanlı bir anlatıya dönüştüren detay, kurmacanın metne ustalıkla dahil olmasıydı bana göre. Antoni, geçmişini ve yüzsüz bir adamın hikâyesini yazmaya başladığında, ünlü İspanyol yönetmen Pedro Almodóvar'ın bu kitabı filme çekmek istediğini hayal ediyor. Hayatının geri kalanını ve yazım sürecini, sanki Almodóvar'ın kamerasından çıkmış bir senaryo gibi kurgulamaya başlıyor. Almodóvar sinemasının o cesur, ötekileştirilmiş olanı kucaklayan ve