i, komünist manifesto
10/10
·136 syf.·
2025 1. kitabı
“diyalektik, her şeyin geçici olduğunu, ortaya çıktığını ve ortadan kalktığını, sürekli bir dönüşüm içinde bulunduğunu gösterir; hiçbir şeyin sabit, mutlak, kutsal olmadığını, her şeyin eleştiriye açık olduğunu kavratır. bu kavrayış yalnızca teorik değil, aynı zamanda devrimci praksiste de özgürlüğün gerçek temelidir.” —friedrich engels, doğanın diyalektiği 1848 avrupası; tüm kıtada devrimci rüzgârların estiği, sınıf çelişkilerinin keskinleştiği ve tarih sahnesine insanlığın en görünmez ama dönüştürücü öznesinin -proletaryanın- adım attığı dönemin adıdır. kıtanın dört bir yanında ayaklanmaların, halk hareketlerinin, sınıf isyanlarının kıyısında durulduğu bu tarihsel eşikte; eskiyle yeninin, geçmişle geleceğin, baskıyla özgürlük arayışının iç içe geçtiği, sarsıcı bir geçiş atmosferi hüküm sürmektedir. işte bu çalkantılı çağda, tüm bu çatışmaların içinden doğan bir heyula dolaşmaktadır avrupa’da; komünizm heyulası. bu heyula, yalnızca egemen sınıfların kâbusu değildir; aynı zamanda işçilerin, dışlananların, kenara itilmiş "alt sınıfların" iç dünyasında bastırılmış bir hakikati uyandıran simgesel bir titreşimdir. bastırılan her tarihsel hakikat gibi, sınıf savaşımı da geri döner: ilk dönemlerinde bir heyula gibi hissedilir ve görünmezdir. daha sonrasında günü geldiğinde bu hakikatin halk nezdinde dışavurulmasını tetikleyen bir devrim ile bedene bürünür; sokaklarda, meydanlarda, manifestolarda ete kemiğe döner. komünist manifesto, işte tam da böyle bir heyulanın kelimelere dönüşmüş, bu öfkenin kaçınılmaz rehberi olabilmiş hâlidir: politik bir sezginin somutlaşmış çağrısı ve tarihsel belleğin devrimci yankısıdır. büyük çaplı devrimlerin arifesinde, politik gerilimle ekonomik dönüşümün birbirine dolandığı bir çağda kaleme alınan bu metin; yalnızca kuramsal bir belge değil,
Sosyoloji
Komünist ManifestoKarl Marx · Can Yayınları · 202416,4bin okunma
Filozof David Bradshaw'ın incelemesi....
8/10
·606 syf.··
Beğendi
·
2025 4. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2025 21:39
..... Dünya "F.S. 632'de, bu istikrar yılında" geçmektedir -yani Amerikan araba kodamanı Henry Ford (1863-1947)'un gelişinden 632 yıl sonra; Henry Ford ki onun çok başarılı olan T Modeli (1908-1927) taşıma bandı ve uzmanlaşmış emek gibi salt toplu üretim yöntemleriyle üretilmiş ilk otomobildi. Ford, Dokuz Yıllık Savaşla büyük Ekonomik Bunalım'ın çifte felaketinden sonra kurulmuş bir küresel kast sistemi olan Dünya Devleti'nin önde gelen ilahıdır, onun endüstri felsefesi de bu düzen içindeki hayatın her yönüne hükmeder. Dünya Devleti'nin istikrarı, biyolojik mühendislik ve insanı her yönden koşullandırmanın terkibiyle sağlanır. Bu devletin standartlaştırılmış ikimilyar yurttaşı sadece onbin soyadını paylaşır, dünyaya da doğarak gelmemişlerdir, önceden belirlenmiş rollerini yerine getirmek üzere 'kuluçka'dan çıkarılmışlardır. Politik gövdedeki hücrelerden öte bir şey değillerdir. Çocuklukta edilgen itaatin, maddi tüketimin ve önüne gelenle düşünmeden yatıp kalkmanın erdemleri hipnopedya (uykuda öğretim) yoluyla telkin edilir. İleriki yaşamlarında Dünya Devleti'nin yurttaşlarına ücretsiz somalar, hükümetçe onaylanmış haplar verilir ve sürü halinde Cemaat Terennümleri ve Dayanışma Ayinleri için (ki rutin olarak bir sefahat alemiyle sona ererler) toplanırlar; bu toplantılar Dünya Devleti'nin savsözü olan "CEMAAT, ÖZDEŞLİK, İSTİKRAR" değerlerini daha derin biçimde aşılamak için düzenlenir. Hayatın her yönü toplumsal yarar düzeyine indirgenmiştir, hatta cesetlerden kullanışlı fosfor kaynakları olarak yararlanılmaktadır. Dünya Devleti'nin on bölgesinden her biri Yerel Dünya Denetçisi tarafından yönetilir. 'Ford-hazretleri' Mustafa Mond, Londra merkezli Batı Avrupa bölgesinin Denetçisidir ve en altta ayak işleri için döllenmiş Epsilon-Eksi Yarı Moronları ile onların üstünde
Edebiyat
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 201273,2bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
“LYKKE…”
8/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2024 63. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 09 Aralık 2024 01:03
Dünyanın en mutlu insanları diye bilinen Danimarkalıların mutluluk sırrı.. ‘Lykke’ (okunuşu: Lu-ke) Danca bir kelime ve ‘Mutluluk’ anlamına gelir. İskandinav yaşam felsefesi son zamanlarda bayağı konuşulur oldu. Haliyle insanlar merak ediyor; orada ne var da bu insanlar bizimkilerden daha mutlu, gerginlikten uzak bir yaşam sürdürebiliyorlar, diye. Bu kitap da işte bunun anahtarını veriyor. Danimarka’nın neden dünyanın en mutlu ülkesi olarak anıldığını anlamak o kadar zor değil; iş ile özel yaşamı kusursuz bir dengede tutmaları, ücretsiz iyi eğitim imkânları sunmaları, trenlerinin her zaman vaktinde kalkması, gibi gibi.. Danimarka’daki evlerde tüm dünyadakine kıyasla mesela daha fazla mum yakılıyor (hem enerji tasarruf bilinci, hem keyif verici ortam yaratma). Ve neden her yere bisikletle gidiyorlar, arabayı nadir kullanıyorlar? Çünkü Kuzey Avrupa ülkelerinde bisiklet sadece bir ulaşım aracı değil, bir yaşam tarzı ve onları daha zinde ve sağlıklı tutuyor. Bunun gibi soruların cevapları bulunuyor ve inanın onlardan öğreneceğimiz çok şey var. Ama öncelikle yazarımız Meik Wiking’e kimdir diye baktığımda; Kopenhag merkezli Mutluluk Araştırmaları Enstitüsü’nün CEO’su diye önümüze çıkıyor. Mutluluk alanında dünyanın önde gelen uzmanlarından biriymiş. Düşünsenize, bunu meslek edinmiş bir insan. Kafelerde oturup insanların gülümsemelerini saymışlığı varmış, mesela. Gerçek anlamda kendini mutluluğu anlamaya adamış. Peki bizler de Danimarkalıların yaşam felsefesini kendi hayatlarımıza dahil edebilir miyiz ve nasıl? Mutluluğun Matematiği’nin aslında çok basit temeller üzerine kurulu olduğunu okuyoruz kitapta: Denge/Birlik + İyilik/Minnettarlık + Güven + Sağlık + Para + Özgürlük = LYKKE (Mutluluk) Örn. Para konusunda kendimize şunu sormamız lazım: Para mı yoksa Anı mı
Kişisel gelişim insan ve toplum
Lykke Dünyanın En Mutlu İnsanlarının SırlarıMeik Wiking · Pegasus Yayınları · 2020540 okunma
Parti kur oy verelim Thomas amca :)
Puan vermedi·232 syf.··
2024 22. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 19 Ağustos 2024 21:22
Hayatında kimseyi incitmeden, kırmadan yaşamış, herkese ve her kötülüğe ne olursa olsun hoşgörüyle yaklaşmış bir yazar Thomas More . Sırf dönemin kralı, kraliçeyi bırakıp başka biriyle evlenmek istiyor ve Thomas “ben bu davranışa onay veremem ama karışmam da” dediği için öldürülüyor. İşte mükemmel bir sosyalistin de ölümü böyle gerçekleşmiş, ne üzücü. Thomas More, kendi kafasının içinde Ütopya adında bir devlet kurmuş. Günümüz şartlarından ve değişik bakış açılarıyla bakıldığında belki dört dörtlük bulmayanlar olacaktır. Olabilir de. Ama ben bu Ütopya ‘yı çok beğendim. Thomas More, hayalindeki başkenti ülkenin tam orta şehrinden seçmiş. Sebebinin ise diğer tüm şehirlerdeki halkın kolayca ulaşım sağlayabilmesi olduğunu yazmış. 1500’lü yıllarda. Size de Atatürk’ün Ankara’yı neden başkent yapmasını hatırlattı mı? :) Ülkede barınma, sağlık, eğitim, gıda gibi temel ihtiyaçları devlet karşılıyor. Ülkeye tamamen ekonomik eşitlik hakim. Zenginlik ve fakirlik gibi kavramlar yok. Hiç kimse diğerinin yaptığı işi küçük görmüyor. Tüm toplum zengin, tüm toplum mutlu, tüm toplum işçi. Devletin de karşılığında sizden tek beklentisi günde altı saat devlet için çalışmanız. Burada More’un çalışmaktan kasti ise, kim hangi meslekte iyiyse onu yapmasını istemesi. Eğitim her yaşa, her alanda ücretsiz. Ve belli meslekler zorunlu öğrenim içine giriyor. Bunlardan en önemlisi ise çiftçilik. “Kadın erkek bütün Ütopya’lılar usta birer tarımcı olmak zorundadır.”(syf:166) diyor çünkü ülkeyi kalkındarabilecek yegane şeyin tarım olduğuna inanıyor. Günümüz Türkiye’sinde ne kadar çiftçiler ve tarım yok edilmek istensede… Sadece tarımla durur mu Thomas Bey? Durmaz… Halkın sadece altı saat çalışmasının sebebi, (ki bu altı saat içinde tabiki sadece çiftçilik yapmıyorlar tüm meslekleri icraat ediyorlar)
ÜtopyaThomas More · EZR Yayıncılık · 201924,6bin okunma
ÜTOPYA GÖRÜNÜMLÜ DİSTOPYA
3/10
·249 syf.··
2024 13. kitabı
Eser ideal devlet düzeni, mutlu insanların kurduğu bir ada devletini konu ediniyor. Peki gerçekten bu eserdeki gibi anlatılan düzende bir devlet olsaydı içinde yaşayan insanlar gerçekten mutlu olur muydu? Bu ideal devlet düzeni kime göre, neye göre insanları en mutlu edecek düzendi. “İnsanlığın yeryüzü cenneti” olarak nitelendirilen bu eseri okurken benim kanım dondu, içinde boğuldum, ruhum karardı. Bu kadar kısıtlayıcı, renksiz, zevksiz, kuralcı bir düzende insanlar gerçekten mutlu olabilir miydi? Mutluluk neydi? Bütün insanlar aynı yaşam tarzını benimsediklerinde mutlu olurlar mıydı? Yoksa insanlar özünde bir kar tanesi gibi değil midirler? Herkesin farklı yaşam tarzı, farklı zevkleri, farklı yetenekleri, farklı hayalleri olması yaşamı yaşam yapan, hayatı değerli kılan unsurlar değil midirler? Ütopya eserinde bahsedilen konu başlıklarını üç başlık altında işledim: alıntılar, yorum, hayalimdeki ütopya. Alıntı 1- “Ütopos diye biri orayı fethedip adaya hem şimdiki adını vermiş -eski adı Avamistan’mış- hem de cahil bir vahşiler olan halkını belki de şu an dünyanın en uygar toplumuna dönüştürmüştür.” Yorum: Bir adanın fethedilmesi sonucu oradaki insanlara zorla bir yaşam benimsetilmesi zoraki uygarlaşmak olarak karşımıza çıkar. Hayalimdeki Ütopya: İnsanlar bir kişinin baskısı ve zorlamasına maruz kalmadan kendi yaşadıkları hayattan özgür iradeleriyle beraber uzlaşma içerisinde kendilerine yeni bir yaşam tarzı kurmaya çalışmalarını tercih ederdim. Alıntı 2- “Adada dilleri, yasaları, töreleri ve kurumları aynı olan elli dört mükemmel büyük şehir var. Hepsi aynı plana göre inşa edilmiş.” Yorum: Bu şimdiye kadar duyduğum en korkunç şeylerden biri. Bütün şehirlerin bire bir aynı olması. Bu mu uygarlaşma, bu mu güzel hayat, bu mu mutluluk? Bu resmen renksizlik, monotonluk,
UtopiaThomas More · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202024,6bin okunma
Tembellik Hakkı ve The Venus Project
Puan vermedi·64 syf.··
2023 19. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2023 13:40
Kapitalizm'in getirdiği çalışma çılgınlığı ile insanların yaşamlarının sürekli çalışmaya bağlı yaşadıklarını, bunun sonucunda da farkında olmadan kendi hayatlarını zenginler uğruna harcadıklarını, çalışma saatlerinin fazlalığı sonucunda tembel olmaya bile haklarının olmadığını, ama onların tüm bunlara rağmen deli gibi çalışmayı istemelerini ve çalışmazlarsa aç kalacaklarına inanmış olup aslında çalışarak daha da aç kaldıklarının farkında olmayışlarını eleştiren bu kitap The Venus Project ile aynı şeyi savunur. Zeitgeist II Addendum Belgeseli nden aldığım bu alıntılar yine kitabın ortaya koyduğu eleştireler ile aynıdır. "Bizlere iş sahibi olup çalışmanın saygınlık getirdiği fikri verildi. Bakıyorum da, bu maaşlı kölelik! "Hayatınızı alın terinizle kazanmanız gerektiğine inandırıldınız. Bu, insanları özgür kılmaktan geride tutmak, onları soymaktır. Makineler insanları özgür kılar." "Görüyorsunuz, hayal edemiyoruz çünkü öyle bir dünyayı hiç tanımadık." "Endüstri, iş gününü kısaltmak için makine kullandığında küçülmeye gider. Dolayısıyla siz işinizi kaybedersiniz ve makinelerden korkma hakkınız olur. Yüksek teknolojili, kaynak bazlı ekonomide bugünkü ilerin %90'ı, makineler tarafından halledilebilir. İnsanları kölelik olmadan hayatlarını yaşayabilmeleri için özgür bırakmak, teknolojinin olayı budur." "İnsanların yaşayabilmeleri için işe ihtiyaçları vardır. Sonuç şu ki bu sistem gitmeli. Yoksa asla özgür olamayacağız ve teknoloji sürekli olarak durdurulacak." "Bugünkü birçok mesleğin, kaynak bazlı ekonomide var olmasının anlamı yoktur. Paranın idaresiyle alakalı her şey gibi kanuni sistemde kendi kendini idam eder. Para olmasa bugün işlenen suçların birçoğu olmazdı. Hemen hemen bütün suç çeşitleri para sisteminin sonucudur, ya direkt alakalıdır ya da ekonomik bunalımın
Ekonomi
Tembellik HakkıPaul Lafargue · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202513,3bin okunma