Saffet Murat Tura’nın Bilinci Bilimin Ufkuna Taşıma Çabası
Puan vermedi·240 syf.··
2026 50. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 15:56
Histerik Bilinç, Saffet Murat Tura’nın bilinç problemine odaklanan; psikiyatri, nörobilim, fenomenoloji ve zihin felsefesini birlikte kullandığı teorik bir çalışmadır. Kitabın merkezindeki temel soru şudur: “Atomlardan oluşmuş maddi varlıklar olmamıza rağmen neden öznel yaşantılarımız ve fenomenal bilincimiz vardır?” Kitap, klasik anlamda “histeri”yi anlatan bir klinik psikiyatri kitabı değildir. “Histerik” kelimesi bu kitapta popüler anlamıyla değil; bilinç ile beden arasındaki ilişkinin çözümlenmesinde kullanılan teorik-klinik bir kavram olarak kullanılmaktadır. Saffet Murat Tura bu eserinde yalnızca psikiyatrik bir meseleye değil, insan zihninin ontolojik yapısına yönelir. Kitap, “bilinç nedir?” sorusunu popüler psikoloji düzeyinde değil; nörobilim, fenomenoloji ve psikanalizin kesişiminde ele alır. Eserin en güçlü tarafı, bilinç problemini yalnızca biyolojik indirgemecilikle açıklamaya çalışmamasıdır. Tura, beynin fiziksel süreçlerini ciddiye alırken aynı zamanda öznel deneyimin gizemini de korur. Özellikle fenomenal bilinç meselesini işlerken, insanın yalnızca nöronal devrelerden ibaret olmadığını hissettiren bir düşünsel gerilim kurar. Bu yönüyle kitap, katı materyalist bilinç teorilerine karşı eleştirel bir mesafe taşır. Eserin önemli yönlerinden biri de Sigmund Freud ile kurduğu eleştirel diyalogdur. Tura, Freud’un bilinçdışı ve bastırma kavramlarını tamamen reddetmez; fakat bunları çağdaş nörobilim ve bilişsel süreçlerle yeniden yorumlamaya çalışır. Böylece kitap, psikanaliz ile modern bilim arasında köprü kurma girişimi hâline gelir. Dil bakımından eser kolay değildir. Yer yer yoğun kavramsal tartışmalar içerir ve dikkatli okuma ister.
Bilim/Felsefe
Histerik BilinçSaffet Murat Tura · Metis Yayınları · 200762 okunma
Bilincin Sınırlarında Bir Yolculuk
Puan vermedi·384 syf.··
2026 49. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 08:26
Türk Nöroloji literatüründe Bilinç Problemi üzerine yazılmış eserler arasında Sultan Tarlacı’nın Bilinç adlı çalışması, yalnızca Nörobilimsel verileri aktaran teknik bir kitap olmanın ötesine geçerek, İnsanın varoluşsal mahiyetine dair kadim soruları yeniden düşünmeye çağıran önemli bir eser niteliği taşır. Tarlacı’nın çalışmasının dikkat çekici yönü, bilinci yalnızca beynin biyokimyasal faaliyetlerine indirgememesi; aksine, bilimsel metodolojinin sınırlarını koruyarak felsefe, metafizik ve din ile temas kurabilmesidir. Bu yönüyle eser, çağdaş nörobilim ile insanlığın kadim tefekkür mirası arasında köprü kurma çabası olarak okunabilir. Kitabın merkezinde yer alan temel mesele, modern bilimin hâlen tam anlamıyla açıklayamadığı “öznel deneyim” problemidir. Tarlacı’nın özellikle “qualia” kavramını açıklarken kullandığı şu ifadeler dikkat çekicidir: “Ateş düştüğü yeri yakar” ve “acıyı çeken bilir.” Bu yaklaşım, Batı felsefesinin teknik kavramlarını halk irfanıyla buluşturması bakımından oldukça değerlidir. Çünkü bilinç problemi çoğu zaman laboratuvar terminolojisinin içinde soğuk bir meseleye dönüşürken, Tarlacı bu problemi insanın doğrudan yaşadığı varoluşsal gerçeklik üzerinden yeniden görünür hâle getirir. Burada ele alınan mesele yalnızca ağrının nörolojik mekanizması değildir; ağrının “nasıl hissedildiği” sorusudur. Modern nörobilim sinirsel iletimleri, kortikal aktivasyonları ve beyin bölgelerini gösterebilir; ancak “acı çekmenin nasıl bir şey olduğu” hâlâ açıklanabilmiş değildir. İşte bilinç felsefesinin “hard problem” dediği mesele tam da budur. Tarlacı’nın yaklaşımı, bilimin henüz cevaplayamadığı alanları inkâr etmek yerine onları dürüstçe kabul eden bir epistemolojik tavır taşır. Müellifin bu tutumu, eserin en güçlü yanlarından biridir. Eserde dikkat
Bilim/Felsefe
BilinçSultan Tarlacı · Kişisel Yayınlar · 2009107 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Düşünceler Sanatı :)
7/10
·43 syf.··
Beğendi
·
2026 65. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2026 09:37
Öncelikle kitaba isminden dolayı kaba bir üslubu varmış gibi ya da kaba şeyler anlatılıyormuş gibi bakmayın derim çünkü kesinlikle öyle bir anlatımı yok. Kitapta kaba kuvvetten çok aklın, savaşa hazır olmanın ve savaş içinde ne zaman ne yapılmalıdır gibi durumların üzerinde daha çok duruluyor. Özellikle “en büyük zafer savaşmadan kazanılandır” fikri bence savaşına kaba kuvvetten çok zeka işi olduğunu anlatmaya yetiyor. Yazar genel olarak keskin bir dil kullanmış. Ama bu kitabı yorucu bir hale getirmemiş. Sadece söylediği şeyler daha köşeli ve daha nesnel gibi hissettiriyor. Zaman zaman kendi aklından geçenleri öğüt verir gibi anlatırken bazen de direkt stratejik bilgiler veriyor. Savaşta bize düşen düşmanı tanımak kadar kendimizi tanımaktır aynı zamanda bu olguyu kitabın bir çok bölümünde hissediyoruz. Ancak şöyle bir durum var kitap(metin) kısa ve bazı bölümler havada kalabiliyor. Özellikle stratejik bilgiler verilen yerlerde bazı temel bilgilere hakim değilseniz biraz yavaş ve ağır ilerliyor kitap(yanınızda bir sözlük veya bir telefon olsa iyi olur). Genel hatları ile Savaş Sanatı sadece savaş üzerine yazılmış bir kitap değil. Biraz daha insan kararları nasıl almalı, alması gereken kararları neye göre almalı, kendini ve karşısındaki problemi nasıl daha iyi tanımalı... gibi gibi konuları ele alışıyla ufuk açıcı bir kitap olmuş. Okuyacak herkese keyifli okumalar :)
Savaş SanatıSun Tzu · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202649,6bin okunma
"Celal Şengör'ün Görüşleri Ne Değildir?"
5/10
·304 syf.··
2026 10. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2026 00:00
TL:DR Yazar, bilim ile dinin bağdaşabilir olduğunu, yeni ateizmin bilimi propaganda aracı olarak kullanması nedeniyle zedelediğini ve halkın bu manipülatif söylemleri sorgulamadan benimseyip bilimi olduğundan farkı kavradığını iddia etmiş. Yeni ateizmin Türkiye'deki ana temsilcisi olarak Celâl Şengör'ü seçmiş ve çoğunlukla onun üzerinden ilerliyor. Bu kitap nedir, ne değildir? • Celal Şengör'ün ve birkaç diğer ateistin şahsi dünya görüşündeki tutarsızlıklar veya boşlukların tespiti. • Bilime sınırlarının ötesinde anlamlar yüklenmesinin doğurabileceği sorunların tartışılması. • Doğa bilimlerinin evrenin anlaşılması için önemli bir araç olması fakat anlamlandırılması için felsefe gibi sosyal bilimlere de ihtiyaç duymasının temellendirilmesi. • Sekülerleşmenin yalnızca bilimsel gelişmelerle açıklanamayacak kadar çok boyutlu bir süreç olduğunun temellendirilmesi. • Kaynakça zengin • İnsanların putlaştırılması ve söylemlerinin bağnazca kabul edilmesinin ana sebebi olan halkın eleştirel düşünceden yoksunluğuna ve bunun sebeplerine hiç değinilmemiş. • Yazar, din ile bilimin bağdaşabileceğini devamlı olarak otoriteye başvurma safsatasına yaslanarak temellendirmeye çalışmış. Sürekli olarak din ile bilimin birbirini dışlamasının zorunlu olmadığını savunan veya ima eden kişilerin isimleri sayılmakta fakat ne yazarın kendi kattığı bir argüman zinciri var, ne de isimlerini saydığı kişilerin mantıkları ortaya konur. • Kötülük problemi veya kozmolojik argümandaki gedikler çok dar bir perspektifte objektiflikten uzak şekilde ele alınarak geçiştirilmiş. • Yeni ateistleri eleştirdiği veri çarpıtma ve tarihi tek taraflı aktarma hatasını kendisi de birçok kez yapmış. Arap toplumunun veya genel olarak dinlerin bilime/felsefeye katkısı köpürtülerek anlatılsa da MÖ 7. yüzyılda
Din
Bilim Ne Değildir?Alper Bilgili · Timaş Yayınları · 2025462 okunma
Halka güvenmek pişmanlıktır...
Puan vermedi·396 syf.·
2026 21. kitabı
Uzun süredir üzerine düşündüğüm demokrasi kavramı hakkında yazılmış, asıl demokrasinin nasıl olması gerektiği konusuna değinilen ve alternatif yönetim şekillerine yer verilen kitap. Demokrasi, kelime kökeni olarak eski Yunanca demos (halk) ve kratos (egemenlik) kelimelerinin birleşmesinden oluşur. Halkın egemenliği mümkün mü tartışılır ama bence bizler; adayları seçmiyoruz, bize sunulan adaylar arasından seçim yapıyoruz. Bu da halkın mı yoksa elitlerin mi egemenliği oluyor düşünmek lazım. Nüfusun milyarları veya milyonları bulduğu yerde her adayı halkın oyuyla belirlemek de pek mümkün değil. Aday olan herkesi ne kadar tanıyoruz da oy veriyoruz veya herkes aday olmalı mı veya maliyet ve zaman problemi nasıl aşılacak, hepsi ayrı soru işareti. Kim neye göre aday oluyor? Ülkemizde en son 500 bin tl adaylık ödemesi vardı, bunu ödeyen herkes ülke yönetiminde söz sahibi olmayı hak ediyor mu? Maddî gücü olmayan fakat kendini geliştiren biri aday olamıyorsa, orada seçme ve seçilme hakkının sağlıklı işlediğini söyleyebilir miyiz? Bu soruları sorunca ortaya şu sonuç çıkıyor kanaatimce: seçenekleri belirleyemiyor, belirlenip sunulan şıklar arasından birini güya demokrasi adı altında seçiyoruz ya da daha acısı, seçtiğimizi zannediyoruz. Seçtiğimizi zannediyoruz derken, halkın kendini nimetten saymasından bahsediyorum. Bence insanlığa demokrasi adıyla aslında kralını ve soytarılarını seçtiriyorlar, köleyi özgür bırakmak yerine efendilerini seçme şansı veriyorlar. Hani bu konuyla ilgili görsel vardı; resimde inek, mezbahaya gideceği yolu seçiyordu. İşte insanlığın durumu tam olarak bu değil mi? Tüm ipleri eline verdiğimiz kişiler, yetkiyi alınca her türlü pisliği ve zulmü yapmıyor mu? Her imkandan faydalanıp haksızlığa dibine kadar neden olmuyorlar mı? O halde seçimler neden var
Siyaset
Demokrasi Poliarşi ve DemarşiCoşkun Can Aktan · Çizgi Kitabevi Yayınları · 20052 okunma
Hedef Kitle Problemi Olan Bir Kitap
5/10
·%10 (50/472 syf.)·
Öncelikle kitabın "sahte bilim" karşıtı deliller veya açıklamalar ile dolu olduğunu belirterek başlayayım. Kitap genellikle (çoğunlukla) derin veya eleştirel düşünmeden yoksun, okur yazarlığı zayıf insanların inandıkları saçmalıkları çürütmeye yönelik yazılmış. Bu harika. Problem, bu tür insanların bu tür bilimsel ve detaylı kitapları okumayacak olmalarıdır. Kitabı okurken sıkıldım çünkü konular o kadar sığ ki bu konular çevresinde bu kadar detaylı (sığ olmayan) açıklamalar yapılması pire için yorgan yakmaya benziyor. Bu yüzden ben Sagan'ın bu kitabı "genel okur" için değil, saçma sapan hurafelere ve sahte bilime inanan "meslektaşları" için bir gönderme niteliğinde yazdığına inanıyorum. Her sahte bilim girişimine karşılık kısaca anti-tezlerini sunup başka konulara hızlı hızlı geçtiği bir kitap olsaydı belki okumaya katlanabilirdim ama az sayıdaki konu hakkında onlarca farklı hikâyenin tekrar tekrar sunulup her birinin tekrar tekrar benzer perspektiflerden çürütülmesinde keyif veren veya ufuk açıcı bir taraf yok. Zaten dediğim gibi, bu düzeyde bilimsel açıklamaları "anlayabilen" insanların "çoğunluğu" bu tür sahte bilimlere zaten inanmıyorlar... Bu yüzden kitapta hedef kitle / içerik uyumsuzluğu olduğunu düşünüyorum.
1000Kitap
Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum IşığıCarl Sagan · Tübitak Yayınları · 20101,023 okunma