Melike, abisinin yanına doğru yaklaştı. Abisinin koltuğunun önüne geçerek elimden tuttu.
"Yengeciğim, geçmiş olsun çok," diye girdi lafa. "Umarım çabuk iyileşirsin."
(Yengesi kurban. Geçmiş oldu bile şu an. Senin neyiniz biz? Tekrar et bakayım. Allah'ım bu ne güzel gün. Hem kocamızın karısıyız hem de görümcemizin yengesi. Mantıken öyle de hissiyat çok farklı.)
"Sağ ol, Melike," dedim içimde kötü kadın kahkahaları atsam da. (Yengesiyiz tabii. Bize itaat etsin. Şaka şaka.) "Abine söyle de bana iyi baksın."
Hepsi bir ağızdan gülerken Turan, "Başımla beraber," dedi bakışlarını tüm içtenliğiyle yüzümde gezdirirken. O bana öyle bakarken unutuverdim odadakileri.
"Daha uzun zamanımız olsaydı seni severdim," deyiverdim çünkü o anda öyle hissediyordum. "Belki şimdiden seviyorumdur. Umarım bunu söylediğim için benden nefret etmezsin ama mutlu olduğumu biliyorum." Bunu birine söyleme hakkı kazanmak için karşındakini ne kadar süreliğine tanıman gerektiğiyle ilgili zaman endişeleri olduğunu biliyorum ama ne kadar az vakit geçirmiş olsakta sana yalan söylemem. İnsanlar bunu söylemek için doğru anı bekleyerek vakitlerini boşa harcıyor ama biz bu lükse sahip değiliz. Önümüzde koca bir yaşam olsa eminim sana seni ne kadar sevdiğimi söylememden bıkardın çünkü bu yolda ilerleyeceğimize eminim. Ama yolun sonunda olduğumuz için istediğim kadar söyleyebilirim:Seni seviyorum,seni seviyorum, seni seviyorum...