Puan vermedi·75 syf.··
2026 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 21:51
Kitap boyunca öne çıkan en önemli tema, mücadele ve umuttur. Ahmet Telli, yaşanan kayıpları, kırgınlıkları ve özlemleri şiirsel bir dille anlatırken, insanın direnme gücünü de vurgular. Şiirlerdeki samimi ve içten anlatım, okurun kendinden bir parça bulmasını kolaylaştırıyor.
Dövüşen AnlatsınAhmet Telli · Everest Yayınları · 2018592 okunma
Kaçışlar,korktuğumuz şeylerdir
7/10
·134 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
Godot'yu Beklerken Samuel Beckett adlı eseri 2.dünya savaşı sonrası her şeyini kaybetmiş varoluşsal krizler yaşayan insanın anlam arayışını ifade eden bir eser olarak kaleme alınmış. Eserde Vladımır ve Estragon Godot’u beklerler ancak Godo ne bir insandır ne de başka bir şey. Godo, insanın ümit ederek bağlandığı neyse odur. Umuttur. Bu belirsizlik içinde sadece beklerler, beklerken de hayatın karmaşıklığında, yapılması gereken şeyler, ikili ilişkilerimiz, arzularımız,acılarımız,mutluluklarımızla bir oyalanma halindeyizdir… Zamanı böyle geçiririz. Yani aslında anlam arayışı dediğimiz şey anlamsızlığın ta kendisidir. Bunu da Godot’u beklerken bir nişan gibi taşırız,anlamsızlığa anlam atfederiz. Godot’u beklemekte ki amaç aslında insanın sorumluluk almamak için sığındığı bir sığınaktır. Bir kurtarıcı bekler,ama o kurtarıcı asla gelmeyecektir. Ve bu ümitle sırf bir şey yapmamak,çaba sarf etmemek,ter dökmemek için Godot’u beklerler. Her gün aynı yerde onu beklerler. Eserde bir çocuk her gün gelip Estragon ve Vladımır’e Godot’un bugün gelemeyeceğini ama yarın mutlaka geleceğini söyler.Bu söylem insanı zamanın bekçisi yapan ve onu orada zamanın içerisinde köleleştiren umut dolu bir söylemden ibarettir. Oyunda Pozzo ve Luky vardır.Pozzo efendi, Luky ise köle rolündedir. Pozzo gücü,otoriteyi,zenginliği,mülkiyeti temsil eder ve elindeki kırbacıyla Luky’i yönlendirir. Luky ise sistemin içerisinde eriyen insanı temsil eder,muhtaç ve yönlendirilmesi gerekli olanı. Pozzo, Luky olmadan gücünü kanıtlayamaz, Luky de Pozzo olmadan ne yapacağını bilemez. Yani ikisi de birbirine muhtaçtır,sistem bunu bilerek yapmıştır. Biri olmadan bir diğeri varolamaz. Pozzo, Luky’e sahnenin bir bölümünde Estragon ve Vladımır’in isteği üzerine düşünmesini söyler Luky’de şapkasını takıp düşünmeye başlar ancak
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Kabalcı Yayınları · 202110,1bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·556 syf.··
2026 34. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 09:06
Genç, idealist ve haksızlığa boyun eğmeyen bir makine işçisi olan Etienne Lantier, işsiz kaldığı bir dönemde Montsou’daki Voreux maden ocağına gelir. Burada, yeraltının karanlığında, insanlık dışı şartlarda, açlık sınırında çalışan madencilerin dramına tanıklık eder. Maheu ailesi başta olmak üzere maden işçilerinin sefaleti, Etienne’in içindeki adalet duygusunu ve güçlü liderlik potansiyelini harekete geçirir. Çevresindekileri etkileme yeteneği sayesinde işçileri örgütler ve büyük bir grevin fitilini ateşler. Ancak bu direniş, sadece açlıkla değil, sistemin acımasız duvarlarıyla da çarpışır. Kitabın en büyük kırılma noktasında, burjuvaziyi koruyan askerler işçilerin üzerine ateş açar; aralarında çocukların ve Maheu’nun da bulunduğu trajik ölümler yaşanır. Bu büyük yıkım, grevin başarısızlıkla sonuçlanmasına ve işçilerin boyun eğerek yeniden yerin altına dönmesine sebep olur. Her şeyin yerle bir olduğu, kaybedilmişlik hissinin ve buhranlı havanın zirveye ulaştığı bu trajik atmosferin sonunda Etienne, Montsou’dan ayrılır. Etienne tüm hatalarına, hırslarına ve içindeki öfkeye rağmen başarılı ve güçlü bir ruhtu. Çünkü o, Montsou madencilerine sadece grev yapmayı değil, insan gibi yaşamayı talep etme hakkını öğretti. Bilincin uyanışı, somut bir zaferden çok daha kalıcıdır. Askerlerin ateş açtığı, çocukların ve Maheu gibi direnişçilerin öldüğü o kırılma anıydı. Kitap fazlasıyla boğucu ve daraltıcıydı. Zola, okuyucuya konforlu bir alan bırakmadı; madenin karanlığı, açlığın kokusu ve çaresizlik insanın üzerine çöktü. Ve bu buhran esere muazzam bir gerçeklik hissi katıyor. Tarihin ve sömürünün bir döngüden ibaret olması. Zola, 19. yüzyıl maden işçilerini anlatırken aslında insanlığın değişmeyen makus talihini, iyinin ve kötünün birbirini takip eden o ezeli döngüsünü
Roman
GerminalEmile Zola · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201914,3bin okunma
İçimde yaşamaya devam edeceksin…
Puan vermedi·430 syf.··
2026 13. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 23:23
Kimi kitaplar okunur ve biter, kimi kitaplar ise insanın içinde yaşamaya devam eder. Kitabı bitirdiğimde yalnızca Meryem ve Leyla’nın hikâyesini değil, kadın olmanın, insan olmanın ve özgürlüğün değerini de yeniden düşünmeye başladım. Roman, Afganistan’da savaşın, yoksulluğun ve baskının gölgesinde yaşayan iki kadının hayatını anlatır. Ancak bu eser yalnızca bir savaş romanı değildir; aynı zamanda kadınların maruz kaldığı eşitsizliklerin, değersizleştirilmelerinin ve buna rağmen ayakta kalma mücadelelerinin hikâyesidir. Kitap boyunca kadınların eğitimden, seçim hakkından, çalışma hayatından ve hatta en temel insan haklarından mahrum bırakılmasına tanık oluyoruz. Erkek egemen düzenin kadınları susturmaya, küçültmeye ve yalnızlaştırmaya çalışması insanın içini acıtıyor. Beni en çok etkileyen noktalardan biri, kadınları ezen bu karanlık düzenin içinde kadınların birbirine ışık olmasıydı. Meryem ve Leyla’nın ilişkisi, kan bağı olmadan da gerçek bir aile olunabileceğini gösteriyor. Bu kitapta kadını kurtaran yine bir başka kadın oluyor. Dayanışmanın, sevginin ve fedakârlığın insanı nasıl yeniden ayağa kaldırabileceğini görüyoruz. Roman boyunca insanın değer gördüğü yerde nasıl güzelleştiğini, sevildiği yerde nasıl güçlendiğini fark ediyoruz. Sürekli aşağılanan, hor görülen ve yok sayılan insanların zamanla nasıl solduğunu; buna karşılık sevgi ve saygı gördüklerinde nasıl yeniden filizlendiklerini görmek oldukça etkileyiciydi. Kitap, insan ruhunun ne kadar güçlü olduğunu gösterirken aynı zamanda sevginin bir lüks değil, temel bir ihtiyaç olduğunu da hatırlatıyor. Bin Muhteşem Güneş beni hem çok üzdü hem de çok şaşırttı. Sayfalar ilerledikçe öfkelendiğim, gözlerimin dolduğu ve uzun süre düşündüğüm birçok bölüm oldu. Ancak aynı zamanda sahip olduğum haklar için şükretmeme
1000Kitap
Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2026119,5bin okunma
1/10
·152 syf.··
2026 119. kitabı
Bu kadar karamsarlık çok fazla biz türklerde beyaz umuttur iyi haberdir rahatlıktır ferahlıktır mutluluktur belki de bu umutlarla okumaya basladıgım bu kitap beni derin bir hüsrana uğrattı. Edebi yetenek tamam ama bu kitabın yayınlanması ne kadar doğru bilmiyorum. Keşke yazarın günlüğü gibi sadece kendine kalsaydı…
Beyaz KitapHan Kang · April Yayıncılık · 20242,052 okunma
7/10
·286 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
İnsan geçmişinden kurtulabilir mi ? Gölge gibi takip eder aslına bakarsanız yaşadıklarımız bizi. En çok da eksik kaldığımız sevgi kırıntıları. Ne düşünsek ne yapsak sanki onun eksikliğini gideremeyiz. Bu eksiklik bizi saflaştırır, masumlaştırır. Bu konuya dair nereden bir adım gelse sorgusuz sualsiz bizi içine çeker. "Ben mi çok aptalım, yoksa hayat mı çok zalim, bilemedim..." (s.55) diyecek kadar. Kendimizden önce herkesi önceliğimiz yaparız. Ve farkında olmadan en çok kendimize biz kendimiz zarar veririz. Kimi zaman bunu adına AŞK deriz, kimi zaman GÜVEN, kimi FEDAKÂRLIK, kimi zaman MERHAMET, kimi zaman da İNSANLIK... Ama adı ne olursa olsun bu duygular en çok bizi yıpratır, bizi yıkar... İçimizdeki yaralar tazeliğini her daim korusa da; herkesin kendi defteri ne isterse onu yazar mantığı hep vardır aslına bakarsanız. Biz de önemli olan başımızı yastığa koyduğumuz da baş başa kaldığımız kendimizdir. Ona hesap verebiliyorsak gerisinin çok da ehemmiyeti yoktur. Biz oldukça dirençliyizdir. Tökezler - düşer - kalkar her şeye yeniden aynı şevkle başlarız. Çünkü "İyiliklerin en güzeli UMUTTUR. " "Zoru kolay, uzağı yakın eden, Karanlığı aydınlatan, acıyı hafifleten, Ölümü unutturup suçları bağışlatan UMUT... İyilik de kötülük de bulaşıcıdır, devamlılık gösterir. Kötülerin içinde iyi olmak kadar, iyilerin içinde kötü o zordur. Önce biz başlayalım düzeltmeye. Sevmediklerimizi sevmeye, Saymadıklarımızı saymaya, Suçladıklarımızı bağışlamaya... " "BELKİ BİR GÜN KENDİMİZİ DE BAĞIŞLARIZ." Okuduğum ilk Gülseren Budayıcıoğlu kitabıydı. Dili sade ve akıcı, konuları işleyişi ise oldukça başarılıydı. Okurken kendimi zaman zaman sorguladığımı hissettim. Konular benzer olmasa da kişinin kendini sorgulamasında eksik kalan taraflara değiniyordu. Acabalarla dolu bir okuma oldu benim
Günahın Üç RengiGülseren Budayıcıoğlu · Remzi Kitabevi · 201916,5bin okunma