Murtaza
Puan vermedi·360 syf.··
2026 12. kitabı
Kitap hem çok severek okuduğum hem de aa yeter ama artık bu kadar olmaz diyerek kızdığım bir kitap oldu. Aslında kitabı severek okudum sadece Murtaza karakteri beni bir yerde bu kadar da olabilir mi bir insan dedirtti. Murtaza muhacir olarak ailesi ile kendi ülkesine gelmiştir. Görev ve doğruluk aşkıyla yanıp tutuşam bir gençtir. Onunla gelen bir çok kişi zenginlik içinde yaşarken o doğrudan asla şaşmamış ve ona verilenle geçinmeyi bilmiştir. Tek bir istediği vardır. Dayısı Kolağası Hasan Bey gibi bir asker olmak üniforma giymek bu topraklar için kan dökmek hizmet etmek. Bir gün bekçilikle de olsa bu isteğine kavuşur “Ankarada devlet hem da hükümet burda da ben” diyerek kendini her şeyin üstünde vazifeyi ise her şeyin üstünde görmektedir. Gittiği görev yaptığı her mahalle de hırsızlara sapıklara pisliklere hiçbir şeye göz açtırmamış görevini çok iyi yapmıştır fakat her yerde olduğu gibi meyve veren ağaç taşlanır. Murtaza da böyle kabul görmemiş insanlar tarafından mahallelerin de istenmemiştir. İstememe sebepleri rahatça kızları çocuk denecek yaşta kızları taciz edememek dul kadınlarla birlikte olamamak kimseyi kandıramamak hırsızlık arsızlık yapamamak insan ne kadar pisliğe alışırsa o kadar doğruyu istemiyor işte. Böylelikle mahalleli bir şekilde Murtazanın görev yerini değiştirir ama Murtaza görev aşkından asla vazgeçmez. Aslında yaptıkları çok doğru ve yapılması gereken şeylerdir. Murtaza böylelikle görevinden alınır ve fabrikada yeniden bir işe başlar fakat burada da doğruculuğu sebebiyle kimse tarafından sevilmez herkes onu işten attırmak için uğraşır. buraya kadar ve kitabın bir çok yerinde aslında murtaza yapması gereken şeyleri yapıyor görevinin getirdiği yerine getirilmesi gereken davranışları sergiliyor. Fakat bu davranışları sergilerken aslında olması
1000Kitap
MurtazaOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20184,588 okunma
Araf
7/10
·136 syf.··
2026 23. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 22:55
Zülfü Livaneli’nin bu kitabı toplam sekiz öyküden oluşur. Öykülerde genel olarak insanın aidiyet arayışı, toplumsal varoluşu ele alınmaktadır. Beni en çok etkileyen öyküleri kısaca yorumlarsam; Birinci Öykü, Kitabın bence en etkileyici ve en bilinen öyküsüdür. Hatta Zülfü Livaneli kitabın ismini verirken üstad Yaşar Kemal'in dokunuşuyla, önerisiyle politik bir kitap ismi haline gelmiş. Hikayede yabancı ülkeye göç etmiş bir ailenin kimlik arayışı çocuğun yaşamı üzerinden anlatılmış. Çocuk ne tam olarak oraya ait olabilmiş ne de geri dönebilir durumda değil. Dolayısıyla arafta kalmış bir hikaye okuruz. Bunun yanında ötekine olan düşmanca tavrı da okuruz hikayede. Dokuma İşçisi ve Şair Öyküsü Yine en çok etkilendiğim ve bence kitabın en eleştirel, en vurucu politik mesajlarını içeren hikayesi bu olmuş. Bir işçi ile bir şairin hayatlarının kesişmesi anlatılır. Bu hikayedeki Şair "Aydın" ı temsil etmekte ve bu aydının emekten ne kadar uzak olduğu, görüntüde işçinin, emekçinin yanında gözükmesi, sanatının buradan beslenmesi ancak organik bağdan yoksun, tamamen duygusal mastürbasyondan ibaret bir Emek sevicisi (emicisi) bir karakter var karşımızda. Özetle emekten kopuk bir aydın hicvini okuruz.!! Dördüncü öykü adında da anlaşılacağı üzere bir arpa boyu yol alamamak deyimini yansıtan bir hikaye. Yedinci hikaye olan Üniforma, bence kitabın en sağlam öykülerinde biri. Buradaki üniforma otoriteyi temsil eden, adeta onun kolluk gücü olduğunu göstereen bir araç. Aslında üniformayla beraber kendi kimliğini kaybedip tam da otoritenin istediği biri haline gelmiş bir karakter üzerinden toplumsal rolleri eleştiren güzel bir hikaye olmuş. Genel olarak hikaye arada kalmış , sıkışmış ya da sistem tarafından sıkışmaya zorlanmış, kendi kimliklerini yaşayamayan insanların sancılı
Arafat’ta Bir ÇocukZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 202110,1bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"İnsanlar artık İsa'yı dinlemiyor."
Puan vermedi·70 syf.··
2026 52. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 00:14
Stefan Zweig bir şey yazmak istediğinde isterse yedi sayfada isterse yetmiş sayfada anlatır. Ama ne olursa olsun en iyisini yazar. Bir kere bile şaşmadı bu. Leman Gölü Kıyısındaki Olay öyküsünde, savaştan kaçıp İsviçre'ye sığınan saf bir Rus askeri olan Boris'in durumu üzerinden devletlerin çizdiği yapay sınırların ve savaşın anlamsızlığını anlatmış ki bence en yalın en çaresiz haliyle anlatmış. Saf bir köylüye sen savaşın neyini anlatıp sorgulatabilirsin ki? Buradaki saf , safi saf. Önceliği toprağı ekmeği olan bir insandan bahsediyorum. Ne bilsin sizin çarınızı çariçenizi. Ya da benzeri zımbırtıları. O eve gitmek ister. Ev neresiyse orada ölmek ister. Siyaseti, haritaları ve etrafındaki insanların dilini anlayamayan, tek derdi kilometrelerce uzaktaki ailesine kavuşmak olan bu masum köylünün acımasız bürokratik çarklar arasında ezilmesi insanın şefkatini merhametini zorluyor. O an ben sadece insan görüyorum. Boris'in, savaşın kurallarını aşıp evine dönemeyeceğini anladığında kendini göle bırakması beynine kurşun yemesinden daha ağır geldi bana. Bırakmıyorlar insan rahatça ölsün. Ruhum daraldı. Bazen rüyamda bilmediğim bir dilde konuşmaya çalışırım. Çok zor bir şey o şekilde anlaşılmamak. Hele hele savaşın ortasında yanlış anlaşılabilirim korkusu. Özellikle dilinin anlaşılmamasını da iki satırda anlatmak büyük mesele. Dilini bile anlamadığın bir esir. Neden oradasın? O devletlere sormak lazım. Dilini bile anlamadığın bir yerde derdin ne işin ne. Hayır değil. Belli ki değil. Bu hep böyleymiş. Şimdi farklı mı tartışılır ama bir adamın üzerine geçirdiğin bir üniforma. Sonrası hiçlik. Kimliksiz mezarlar. Bazen diyorum ki bunu da bilmesen okumasan hissetmesen olmaz mıydı seren. Sonra diyorum ki gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar. Savaş iyi bir şey değil. Bir hiç
Edebiyat
Leman Gölü Kıyısındaki OlayStefan Zweig · Tezgâh Cep Kitap · 2018227 okunma
7/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 16:28
Amerikan edebiyatının en şahsına münhasır yazarlarından #CarsonMcCullers ile tanışma kitabım #AltınGözdeYansımalar . Kitabı bitirdiğim an yazarın hayatını araştırma ihtiyacı duydum ve kendisinin önemli sağlık sorunları yaşadığını, biseksüel olduğunu ve yaşadığı dönemdeki toplumsal baskının kalemine yön verdiğini net anlamış oldum. Kitap henüz ilk sayfasında bir cinayet işleneceğinin haberini bize veriyor. Sonra son sayfaya kadar ilmek ilmek işliyor o anı. “Barış zamanında askeri bir üs sıkıcı bir yerdir. Birşeyler olur olmasına ama bunlar boyuna yinelenir durur. Ama belki de bir üssün sıkıcılığının en büyük nedeni, onun bir ada gibi çevreden yalıtılmışlığı, boş zamanın ve güvenliğin insana bıkkınlık verecek kadar çok oluşudur, çünkü insan bir kez orduya girdi mi kendisinden beklenen tek şey önündekinin peşinden ayrılmamasıdır. Öte yandan, ara sıra, bir daha yinelenmesi olanaksız şeyler de olur. Güneyde bir üste, birkaç yıl önce böyle bir şey oldu: Bir cinayet işlendi. Bu acıklı olayın kahramanları, iki subay, bir er, iki kadın, bir Filipinliyle bir attı. Bu olaydaki asker, Er Ellgee Williams, subaylardan biri Yüzbaşı Weldon Penderton, karısı Leonora Penderton ve atı Ateşkuşu, diğer subay ise Binbaşı Morris Langdon, karısı Alison Langdon, Yardımcıları Anacleto 23 yaşında Filipinli bir erkek ama biraz farklı. Ulu orta dans eder, suluboyalarla resim yapar ve efendisi Alison’a tapar. Yüzbaşı huzursuz ve sinirliydi. Er Williams’ı düşlemek kanser hücresi gibi içinde büyüyüp gidiyordu. Bu takıntılılık seviyesine onu getiren birkaç olay şöyleydi; Çin ipeğinden yeni takımına kahve dökmesi, Ateşkuşu’na binip atı çileden çıkardığı zamanki karşılaşmaları, evinin etrafındaki ağaçları temizlemek yerine yanlış anlayıp budaması, üsteki yolda sıkça karşılaşmaları.. Rahatsızlığının
Altın Gözde YansımalarCarson McCullers · Can Yayınları · 20041,276 okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2026 49. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 03:02
Gogol, Palto’da sadece Rus bürokrasisinin tozlu koridorlarını değil, insanın "nesne" aracılığıyla kazandığı yapay varoluşun ontolojik kırılganlığını anlatır. Akakiy Akakiyeviç, 14 basamaklı barem sisteminin içinde bir isimden ziyade, bir işlevdir: Evrak kopyalayan bir dişli. Onun hikâyesi, bir giysinin maddi bir ihtiyaçtan çıkıp "kutsal bir müttefike", hatta toplumsal bir zırha dönüşme sürecidir. Bu trajediyi sinema tarihinin en saf haliyle F.W. Murnau’nun Son Adam (Der Letzte Mann) filminde görürüz. Murnau’nun kapıcısı için o sırmalı üniforma neyse, Akakiy için de yeni paltosu odur. Üniforma sırtındayken bir "hiç" olmaktan kurtulan birey, o dış kabuk elinden alındığında toplumsal bir ölüme mahkûm edilir. Lotte Eisner’ın Alman toplumundaki üniforma kültürü için yaptığı "kraldan öte, Tanrısal bir otorite" tespiti, Gogol’ün Petersburg’unda da yankılanır. Akakiy’in yeni paltosu için yaptığı "manevi beslenme" betimlemesi, nesnenin bir fetişe dönüşerek bireyin tüm benliğini ele geçirişinin kanıtıdır. Gogol, küçük insanın onurunun aşağılanışını melodramın tuzağına düşmeden, keskin bir mizah ve absürtlükle işler. "Önemli Kişi"nin karşısında Akakiy’in yaşadığı felç hali, sadece bir azar işitme değil, sistemin dişlileri arasında ezilmenin fiziksel bir dışavurumudur. Bu noktada metin, realizmin sınırlarını aşarak fantastik bir intikam anlatısına evrilir; çünkü sistemin yarattığı haksızlık o kadar büyüktür ki, ancak bir hortlak bu adaletsizliği rütbe ayırt etmeksizin dengeleyebilir.
1000Kitap
PaltoNikolay Gogol · Yordam Kitap Yayınları · 202046,3bin okunma
8/10
·252 syf.··
2026 15. kitabı
Eisner Löwen ve İnsan Ruhunun Karanlık Koridorları: Bir "Sevgi" İncelemesi ‎ ‎​Eisner Löwen'in En Büyük Zaaf: Sevgi eseri, sayfaları çevirdikçe okurun zihninde bir aynaya dönüşüyor; ancak bu ayna yansıtıcı değil, içine çeken türden. Kitabın atmosferi, tam da aradığın o derinlikli ve karanlık dokuyu, insan psikolojisinin en ulaşılmaz köşelerini aralayarak veriyor. Hayat bazen bazılarına "1-0 geride" başlatıyor maçı. Ve karakterimiz "8", bu dezavantajlı başlangıcın, yani bedensel bir eksikliğin tüm bir ömre nasıl "yetersizlik" olarak yansıdığının vücut bulmuş hali. ​"8"in hikayesi, sevginin sadece bir duygu değil, bazen de bir ceza olabileceğini gösteriyor. Birine güzel olduğu halde aksini söyleyip onu aynalara küstürmek, aslında en büyük ihanet. İnsan en büyük darbeyi yabancıdan değil, en yakınından, bazen de doğrudan kendi iç sesinden alıyor. Löwen, bu karakter üzerinden bize şunu fısıldıyor: "Başkalarının yarattığı o sahte boşluk, insanın kendi içinde devasa bir kara deliğe dönüşebilir." ‎ ‎​İşte bu eser üzerine, zihnimde bıraktığı izlerle harmanlanmış bir bakış açısı: ‎​Sevginin Kırılganlığı ve İhanetin Ağırlığı ‎ ‎​Löwen, sevginin çoğu zaman bir sığınak değil, bir hedef tahtası olduğunu hatırlatıyor bize. İnsan, kendi yıkılmazlığına dair o sahte tanrıcılık oyununu oynarken; en büyük darbeyi, kalbini kalkan olarak kullandığı yerden alıyor. "İnsan, hayata karşı en güçlü sandığı anda bile, aslında en derin yarayı tam da sevgiden alır," cümlesiyle yazar, ihanetin sadece bir eylem değil, bir "yakınlık" meselesi olduğunu vurguluyor. Çünkü biz, bize en uzakta duranlara değil, en içimizdekilere yeniliriz. ‎ ‎​Bu durumu, üniformaların ve toplumsal statülerin sahteliğiyle birleştirdiğinde tablo daha da netleşiyor. Bilginin veya rütbenin insanı "iyi" kılmaya yetmediği o
Edebiyat
En Büyük Zaaf: SevgiEisner Löwen · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20268 okunma