Spoiler olacak. Finale kitabından da olacak.
Bronz okumamın acılı bir süreç olduğunu düşünmüştüm ama hayır bu bir başkaydı. Bu efsaneydi. Benim devrimim oldu bu kitap.(kötü anlamda çünkü beni rsye soktu) Beklenti denizinden bir yudum su verdi bana, sonra o su da zehirli çıktı.
Allah kahretmesin ben mi fazla taktım yoksa gerçekten imtihanvari bir süreç miydi aklım almıyor. İlk kitaba da bayılmış değildim ama bu rezaletti bence. Kitap bana asla geçmedi. İnsanların favorisinin neden iki olduğunu da asla anlayamadım.
Ya öncelikle ben kimsenin sihre inanmıyor olmasından başlayacağım. Madem kimse sihre inanmıyor gerçek değil abi neden kimse şaşırmıyor şaka mısınız siz? Evangeline falan da aşırı kolay alıştı. İlk başta bu kadar batmamıştı ama kimsenin tuz gezdirmiyor olmasından hoslanmadığımı fark ettim.
Bu insanlar sihirli ve sihrin doğduğu bir yer var anladığım kadarıyla. Ve burası da bu kitaptan çıkarımlarıma göre Kuzey. Peki madem neden Jacks’in sihri Valenda’dan çıkınca azaldı. Scarlet ve Donatella, Jacks’i aramayı kesti mi? Jacks Kuzey’de madem bu kadar popüler bir lorddu neden Güney’de prenslik yapıyordu? Üstelik tahta geçmek için veliahtları falan zehirlemişti. Anlamıyorum? Bu kitap Caraval evreninin devamı mı yoksa yazar Jacks’i istediği gibi yoğurabilmek için farklı farklı elementler mi uyduruyor.
Kitap Caraval evreninden bağımsız yazılsa daha umut vadedici olabilirmiş. Oradaki Jacks karakteri yerine farklı büyülü bir yaratığı ve onun geçmişini okusak süper olurmuş. Bu geçmiş bence Jacks’e oturmamış.
Yazar neden kafasına göre bizim bildiklerimizi değiştiriyor onu da anlamış değilim. “Jacks kader tanrısı olduğu için yaşlanmazdı ama kötü yaralandıysa ölebilirdi.” (248) Hayır? Ölmezdi? Yazarın Caravalda anlattıklarıyla ters düşüyor bu. Finale kitabında Kayan
Bu harika seri hakkında genel bir bilgi sahibi olmanız için son kitabı bitirir bitirmez buraya geldim. Öncelikle bu seri benim için birçok ilki barındırıyor. İlk defa bir kitap beni epey üzdü ama öyle böyle üzmek değil sadece ağlamadım birkaç gün yastaymış gibi mutsuz mutsuz dolaştım. Aklıma serinin biteceği geldikçe ağladım. Bunların hepsi 4. kitapta yaşandı. Sonraki 3 kitabı bitmesin diye uzata uzata 6 ayda bitirdim. Son kitapta vereceğim tepkinin çoğunu 4. kitapta bitirdim. O yüzden şuan serinin bitmiş olması beni çok üzmüyor. Yine de bana 'Bu Cam Şato'nun devamı okur musun?' deseler 'hüpp' diye bitiririm. Bana kalsa bu seri sonsuza kadar sürebilir. (Arka sokaklar gibi.) Ve bu seri okuduğum ilk uzun seri (Bir Genç Kızın Gizli Defteri hariç)
Genel olarak serinin konusundan bahsedersek:
Cealena Sardothien adında suikastçı bir genç kızın Kralın Şampiyonu (kralın pis işlerini yapacak) olması için Endrovier Tuz Madenleri'nden Prens Dorian tarafından çıkarılmasıyla başlıyor. İlk kitapta bu şampiyonluk sürecini okuyoruz. İlerleyen kitaplarda Cealena verdiği birçok sözü yerine getiriyor ve birçok intikam alıyor. Bu süreçte yeni dostluklar, aşklar ve düşmanlar ediniyor. Bir nevi Cealena'nın büyümesini ve olgunlaşmasını okuyoruz.
Öğrenince çok şaşırdığım bir bilgi vereyim size, tüm seri bir yıl içinde gerçekleşen olayları anlatıyor. Seriyi bitirdiğinizde 'Bu bir yılsa benim yaşadığım bir günmüş. ' diyorsunuz (dedim.) Seriyi okurken unutmamanız gereken bir bilgi vereyim: Manon kadın. Ben 3. ve 4. kitap boyunca Manon'u uzun saçlı erkek cadı sanıyordum öğrenince şok oldum. :)))
Kendi okuma sıramı da bırakıyım:
1. Cam Şato
2. Karanlık Taç
3. Ateşin Varisi
4. Suikastçinin Hançeri
5. Gölgeler Kraliçesi
6. Şafak Kulesi ve Fırtınalar İmparatorluğu (aynı anda okunabiliyor