Ayakkabıcılık gibi yalın işlerde bile, ancak özel eğitim gör müş birinin işimize yarayacağına inanırken, siyasette oy toplamasını bilen herkesin devleti yönetebileceğini sanırız, diye yakınıyor, Platon. Hastalandığımızda en yakışıklı ya da en güzel konuşan hekimi değil de, bu konuda özel eğitim görmüş, en yetkili ve usta bir hekimi çağırırız. Öyleyse devlet bütünüyle hastalandığında en bilge, en iyi kişinin hizmetine ve önderliğine baş vurmayı neden düşünmeyiz? Kamu hizmetlerinde yetersizliği, beceriksizliği ve düzenbazlığı önle mek, herkesin iyiliğini düşünerek devleti yönetecek olan en iyi kişiyi seçmek ve onu bu göreve hazırlamak üzere en uygun yolu bulmak: Budur işte siyasal felsefenin sorunu.
“Ufak tefek birşeyler” olmuştu. Salih ve binlerce Salih sınırlarda kol, bacak bırakır, meslek zanaat bırakırken Niko ve Nikolar usta olmuş, dükkanlar açmış, bahçeler satın almışlardı… Ve birşeyler “ufak tefek birşeyler” olmuştu.
Salih’in ağası ve Salihlerin, Salihlerin, Salihlerin, binlerce Salih’in ağası, babası Çanakkale içinde vurulurken, yad ellerde kalırken, Niko’nun ve Nikoların ağası yaman bir aşçı, yaman bir tüccar olmuştu. Haydi bu bir şey değildi. Ama ya şu olan “ufak tefek şeyler?”