Uzun zamandır fantastik okumayan biri olarak bu kitap bana o eski hissi geri verdi diyebilirim Daha ilk sayfalardan itibaren Gümüştepe’nin o karla kaplı, soğuk ve biraz da ürpertici atmosferine çok kolay giriyorsunuz. Okurken gerçekten üşüdüm desem abartmış olmam.
Eira, annesi ve kardeşiyle birlikte büyükannesinin yanına, Gümüştepe’ye geliyor. Ormanda kardeşiyle çıktığı bir gezinti sırasında kendini bir anda bambaşka bir dünyada buluyor. Üstelik bu geçiş tamamen kontrolü dışında gerçekleşiyor. Kardeşinden ayrı kalması, ne olduğunu anlayamadan yalnız ve savunmasız kalması o çaresizlik hissini çok iyi geçiriyor. Bir de geçmişinde babasının öldürülmüş olması gibi ağır bir yük taşıması, karakterle bağ kurmamı kolaylaştırdı.
Fey dünyasına geçişle birlikte olaylar sadece geri dönme meselesi olmaktan çıkıyor. Eira’nın kendi dünyasına dönebilmesi için gerekenler, karşılarına çıkan engeller ve bu süreçte dahil olan karakterlerle birlikte olaylar daha da derinleşiyor. Nos, Marlo ve Zeina ile çıktıkları yolculukta hem bu dünyanın kurallarını öğreniyoruz hem de karakterlerin geçmişlerine dair önemli detaylara ulaşıyoruz.
Özellikle Nos ve Marlo’nun geçmişine dair ortaya çıkan sırlar, olayların yönünü ciddi şekilde değiştiriyor. Bu sırların Eira’nın dönüşüyle bağlantılı olması bence kurguyu daha ilgi çekici hale getirmiş. Nos’un geçmişine indikçe karakter daha anlamlı bir hal aldı. Verilen fedakârlıklar da duygusal olarak bağ kurmamı sağladı
Sonlara doğru tempo iyice yükseliyor Eira dönebilecek mi, Nos ile neler olacak derken sayfalar akıp gidiyor. Final ise tam merak duygusunu zirvede bırakacak şekilde bitiyor
Genel olarak; atmosferi güçlü, akıcı ve o yolculuk hissini veren bir fantastikti. Serinin devamını kesinlikle merak ediyorum