• Sigmund Freud 1900 yılında Viyana'da, rüyaların analizi üzerine muazzam bir kitap yayımladı. Yaptığı araştırmaların en temel sonuçları şöyledir:

    Rüya, çoğunlukla inanıldığı gibi rastgele ya da anlamsız çağrışımlar veya pek çok yazarın düşündüğü gibi uyku sırasında meydana gelen somatik duygulanımların bir sonucu olmaktan çok uzaktır. Rüya, psişik işlevler gibi sistemli bir şekilde incelenebilir. Rüyaların sebebi, uyku sırasında hissedebilen organik duyular değildir; bunlar rüyanın oluşumunda ikincil öneme sahiptir ve sadece psikenin etkilediği unsurları(malzemeyi) oluştururlar. Freud'a göre her her karmaşık psişik durum gibi rüya da amaçları, geçmişe dayanan çağrışımları olan bir oluşum, bir üründür. Ayrıca düşünülerek yapılmış her hareket gibi mantığa dayanan bir sürecin, farklı eğilimler arasındaki rekabetin ve bir eğilimin diğeri üzerindeki zaferin sonucudur. Yaptığımız her şey gibi rüya görmenin de bir anlamı vardır.
    Carl Gustav Jung
    Sayfa 11 - Pinhan Yayıncılık, İkinci Basım, Ocak 2015, Çeviren: Aylin Kayapalı
  • Bir kekik kokusu tüter sabahın seherinde
    Denizde bir balık kayar, bir yıldız solar gökte
    Ve sabah türkü gibi yayılır
    Salyangozların izleri uzar toprakta
    Otların arasında gider kaybolur
    Bir salyangoz kadar olamadım, der şair
    Ayak izlerimi tutmayan topraklarda yürüdüm
    Unutmasını bilen kadınları sevdim
    Trenle gece yarısı geçilen kentleri..
    Şimdi bir soru işareti gibi kaldım şu dünyada.
    Dokunup yaprakların üstüne düşmüş çiylere
    Uzanıp gölgesine bir portakal ağacının
    Kulak vererek cırcır böceklerinin sesine
    Bu şiiri uyku haliyle yazdım
    Akdeniz bir çaydanlık gibi fokurduyordu az ötede
    Biraz sonra kalkıp yüzümü yıkarım artık
    Sonra bir kitap okurum, ya da çiçekleri sularım.
  • Stephen King'i ilk lise yıllarımda okumaya başlamıştım. Yazarın sürükleyici anlatımı ve konuları, beni ürkütücü dünyasına iterdi her seferinde...

    Bu kitabı elime alıp kapağını açınca karşıma yetmiş karakterin isim listesi çıktı. Ayrıca faremiz, kaplanımız, yılanımız, kuşumuz, bi de tilkimiz var 4-5 yaşlarında İsimleri aklımda tutabilir miyim diye biraz endişelenmiştim ama okudukta gördüm ki, King ve Owen bunun altından çok iyi kalkmış.

    Stephen King ve küçük oğlu Owen King'in birlikte yazdıkları bu romanda, eğer tüm kadınlar uyursa dünya nasıl bir yer olur ve erkeklerin durumu ne olur? Veya tam tersi. Erkeklerin olmadığı bir dünyada kadınlar ne durumda olur? gibi soruların cevabı arıyoruz bu kitapta. Bunun bilincinde olan bazı kadınlar, uykuya ne kadar direcek, kadınlar belli bi zaman sonra uyanacak mı yoksa kadın nesli dünyadan tamamen mi silinecek?...
    Kitabın verdiği mesaj cok açık, uzun bi yorum yazmak isterdim ama spoiler olacağından detaya giremiyorum. Kitabı okuyan arkadaşlarla karşılıklı oturup kitabı eleştirmek ve uzun uzun sohbet etmek isterdim. Üstüne konuşulacak o kadar yerleri var ki...
    Kitap çok güzel ilerledi, elime aldığım günden itibaren uyku düzenimin bozulmasına rağmen merakla okumaya devam ettim ve kitap beklediğimden de erken bitti...
  • Oblomov... Oblomov... Oblomov... Hayattan bezmiş, uyumaktan başka bir gayesi olmayan, her günü monoton, hareketsiz geçen zavallı Oblomov...Oblomov'luk tembellik hastalığı... Belki de hiçbir kitap günümüz hastalığı olan tembelliği, acizliği bu kadar güzel anlatamazdı... Evet İvan Gonçarov günümüz hastalığını muazzam bir edayla dile getirmiş.. "Oblomov'luk... "Okudukça sizi içine çeken "Oblomov'luk " hastalığını sanki siz de yaşıyormuşcasına hissedeceksiniz... Hatta Oblomov'a çok kızdım... "Artık yerinden kalk be adam, at şu lanet olası tembelliği üstünden" dememek elinizde değil... Sevdiği kadını eski hayatına bağlılığından dolayı kaybeden Oblomov... Sevgi ve aşk onu bir nebze bile kendine getirmiş olsa da değişemedi Oblomov... Çünkü o Oblomov hastalığına iliklerine kadar yakalanmıştı. Kurtulması mümkün müydü? Elbette hayır...

    Ruhumuza Oblomov'u sindirip aslinda herkesin icinde biraz Oblomov vardir, aramaya gerek yok diye garip genellemeler yaptiran kitap.. Her ne kadar Oblomov'luk hastalığının kötü bir hastalık olduğunun farkında olsak bile aslında çoğumuzun istediği hayat... Sakinlik, dinginlik, tembellik...

    Kitabın kapagini actiginiz anda kitap kendigiliginden derin bir rehavet cokertir ustunuze. Sanki kitabın icine uyku tozu serpistirlip uyumanız, hayatın zorlu oyunlarından, insanlardan kaçasınız geliyor....

    Darmadağınık dusunceleri arasindan dunya ile ilgili inanilmaz dogru seyler soyleyen ancak surekli gaza gelip hicbir sey yapamamanin acisini hem ceken hem de bize cektiren Oblomov....


    -Ah! Bu hayat, dedi.
    -Nesi varmış bu hayatın?
    -İnsana rahat vermiyor. Başını derde sokuyor. Ne olur şöyle bir yatıp uyuyabilsem... Hiç kalkmadan....


    Okuyun... Okuyun... Okuyun...
  • Herkese merhaba, sabahın ilk ışıklarıyla uyananlara, gece boyunca gözüne uyku girmeyip şu anda mışıl mışıl uyuyanlara, herkese. Öncelikle başka bir etkinliğin altında bu etkinliğe (#30096680) katılmamı sağlayarak ilk defa Stephan King ve ilk defa korku-gerilim türünde bir kitap okumama sebebiyet verdiği için Hakan'a (Hakan Arık) çok teşekkür ediyorum.

    Kitabın adından başlamak istiyorum, "Hayvan Mezarlığı"... Düşünün ki yıllar yıllar önce yaşamış ve ölmüş olan bir kedi Smocky, tavşan Marta, köpek Spot, boğa Hanratty var. Çocukların tahtalardan; babalarının teneke makaslarıyla kestiği levhalardan yapılmış mezar taşları kiminin üzerinde söz dinlerdi yazan. Düşündük değil mi? O halde hazır bunun sözü açılmışken kitaptan günümüz dünyasında hayvanların dirisine bile saygı göstermeyen varlıkların olduğunu göz önünde bulundurursak eğer (elleri ve kolları kesilen minik bir köpek, hiçbir neden yokken denize atılan kedi, tüm bunların dışında sadece onlara karşı kötü bir girişimde bulunanlar değil, aynı zamanda imkân olduğu hâlde bir iyiliği onlara çok görenler de dahil, bir kap su veya yemek koymaktan aciz insanları da düşünürsek) hayvanların ölülerine değer veren çocukların olduğunu bilmek ne hoştu, kitap da bile olsa...

    Kitabın konusuna değinecek olursam ailesiyle birlikte mutlu bir yaşam süren Doktor Louis Creed, eşi Rachel, kızı Ellie ve oğlu Gage ile birlikte başka bir eve taşınırlar, orada başlarına gelecek ve tüm hayatlarını değiştirecek felaketleri ve kamyon geçen yolun bunda bir parmağı olacağını bilmeden üstelik. Louis'in ilk iş gününde gelen yaralı genç Ludrovr'dan başlayarak gördüğü kâbuslar, evin kedisi Church'un başına gelenler, komşuları Jud Crandall yüzünden evlerinin yakınındaki hayvan mezarlığıyla tanışmalarıyla birlikte olaylar gelişmektedir.

    Kitapta çok muazzam betimlemeler de var, ara ara hoş olmayan kelimeler de ama çok fazla değil, bilginize sevgili dostlarım. Bu kitap bana korku ve gerilimden çok hüzün yaşattı diyebilirim. Bu kadar uzun sürede okuduğuma da aldanmayın lütfen, en fazla 4 ya da 5 günde okuyabileceğiniz bir akıcılıkta bu kitap. Ben nasıl bu kadar uzattım kızıyorum kendime, siz bakmayın bana :)
    Sonlara doğru daha çok heyecan yaşadım ve sonu da hiç beklemediğim bir şekilde bitti diyebilirim. İçimde biraz burukluk ve şaşkınlık kaldı. Sanki kitap hâlâ devam edecekmiş gibi bitti, belki de o an orda bitmesin istediğim için bana öyle geldi, üzdü bu yüzden açıkçası beni. Sonun devamı olmaz ama yine de zihnimizde hayal gücümüzle devam ettirelim diye öyle bir sonla bitirmiştir belki de Sevgili Stephan King...

    "Azıcık SPOİLER olabilir!"
    Düşünün gecenin bir yarısı ormanda yürüyorsunuz, korkunç kuş ötüşleri, parlak bir gece, beyninizi kemiren düşünceler... Size yaklaşan bir şey ne olduğunu bilmediğiniz yaklaştı yaklaştı, bakmayın sakın sonra uzaklaştı ve uzaklaştı. Şimdi yine düşünün çok sevdiğiniz biri öldü. Koca bir sır var sakladığınız, o kişiyi hayata geri getirme şansınız bu sırda gizli. Ama başka bir şey daha var. Şayet bunu yaptığınız takdirde o kişi eskisi gibi olmayacak. Sadece yaşayan bir et parçası, kalbi olmayan belki. Siz olsaydınız ne yapardınız, onun yokluğuna alışmak mı yoksa onun yeniden varlığını bilip gözünüzün önünde yok oluşunu mu izlemek, fiziken yakın olup da kalbinizde tanıdığınız ondan çok uzak olmak mı, oysa onu hep öyle sevdiğiniz halde hatırlamak daha iyi olmaz mıydı, evet hangisi? Louis ne yapıyor peki? Ya Rachel kardeşi Zelda'yla olan anılarını bunca yıllık eşinden neden saklıyor? Ölümden neden bu kadar korkuyor? Ölüm demişken kitapta da geçiyor, grip ve zatürre, kanser, savaşlar, patlamalar, kalp krizleri, felçlikler, böbrek yetmezlikleri, trafik kazaları, intihar, cinayet ve daha sayamadığımız ne çok ölüm sebebi var değil mi? Kimi zaman otururdu ölüm insanla yemeğe diyor Jud.

    Öyle değil mi ölüm de gerçeği hayatımızın tıpkı yaşamak gibi. Sözü daha fazla uzatmayayım, daha ne diyeyim ki hiç durmayın okuyun... Buraya bir gerilim müziği falan bırakmak isterdim sizin için ama inanın hiç bilmiyorum, eğer sizlerin bildiği varsa atın linkini koyayım hemen, buraya kadar okuduğunuz için gözlerinize çok teşekkürler...
    Az kalsın unutuyordum kitaptan güzel ve anlamlı bir sözle incelememe son vermek istiyorum:
    "İnsanın yüreğinin toprağı daha da taşlıdır. İnsan yetiştirebildiği kadarını yetiştirir."
    O halde güzel kalbinizde taşlara rağmen çok güzel şeyler yetiştirmeniz, beslemeniz ve büyütmeniz dileğiyle...
    Sevgiyle ve tebessümle kalın :))
  • Bu kitap Medyum'un devam kitabidir. Onu okumadan evvel bunu okumayin. Bir anlami yok!

    Stephen amca bir imza gununde mi neyken bir okuyucusu gelmis ve ona sormus "Medyum'daki ufakliga ne oldu?" diye. Ve bunun uzerine Stephen amca uzun uzun dusunmus, o cocuga ne oldu, simdi nerdedir, kimlerledir... Ve sonunda Dr Uyku cikmis ortaya.

    Bu kitap benim icin ozel bir kitap oldu. Cunku, evet cok sayida Stephen King kitabi okudum (gerci burada bu konuda kapisamayacagim pek cok arkadas da mevcut, onlarin yaninda haddimi bilirim) ama ilk kez bir karakterin yillar icindeki degisimini okurken (Kucuk Dan'den 30'larindaki Danial'a) aslinda Medyum'dan (80ler?) Dr. Uyku'ya (2010 sanirim) evrilen King'in kalemine tanik oldum.

    King bence eskiden daha saf korku yaziyormus. Yani, otelde hayaletler goren bir cocuk, sislerle kaplanmis bir sehirdeki devasa orumcekler, ya da hayvan cesetleri... Evet gerilim ama sadece gerilim...

    Ve yine bence sonradan sonraya gerilimin dozu azalmaya, yerini kurgusal zenginlige birakmaya baslamis. Daha gercekci ya da gercek hikayelerden beslenen daha inanilasi kurgular. O yuzden evet gerilimi daha az olsa da okuyucuyu daha cok icine ceken, farkli seyler dusunduren, sasirtan kurgular... Mesela ilk kitaptaki (Medyum) hayaletler ya da anilar bu kitapta daha bir enerjiye evrilmis ve bu enerjiyi kullanan kaynak olarak da isilti sahibi kucuk cocuklaru kullanan bir gruba cevirmis. Evet yine doga ustu ama hikayeyi kayip cocuklarin gozunden, ya da son zamanlarda olmus buyuk tarihi kazalarla harmanlanmis bir sekilde okumak etkiledi.

    Bir diger beni etkileyen nokta da, bence bu kitapla Stephen King'in nasil dusundugunu biraz anlar oldugumu hissediyorum. Cok kisa bir zaman evvel Uyuyan Guzeller kitabini okudum. Oradaki Eva, kesinlikle Rose'dan esinlenmis bir karakter, aralarindaki benzerlikler inanilmaz. Ote yandan Dr Uyku olmasi ve uykudan sonraki diger yasam ile yine Uyuyan Guzeller'deki uyku kavrami cok benzer. Sanirim Uyuyan Guzeller'in temelleri Dr. Uyku zamaninda atilmaya baslanmis.

    Bir diger deginmek istedigim nokta da su ki, yine sanki zamanla Stephen King, kotu karakterleri sevimli ve iyi taraflarini da goz onunde tutmaya baslamis. Mendyum'da dusmanimiz sadece Dan'i oldurmek isteyen ve enerjisini almak isteyen mutlak kotu ruhlarken burada Rose'un kendi capinda mantikli noktalari var. Evet bir insan gozunden bir insanin bir cocugu oldurmesi kabul edilemez ama o kisi kendisini insan olarak gormuyor, daha ust bir varlik olarak konumlandiriyorsa, ve kendi grubunun cikarlarini on planda tutarak hareket ediyorsa, ve bunu "sizler koyunun, tavugu, inegi oldururken normal de bizler insan oldurunce mi sorun" diyerek konumlandiriyorsa dogru ve yanlisin arasindaki net cizgi siliklesiyor. Ki bence bu zamanla daha da iki iyinin farkli cikarlari savasina dogru kaymis olabilir SK kitaplarinda. Nitekim Uyuyan Guzeller incelememdeki kotu karakter olan Eva icin "bence hic de kotu degil" yorumunu yaptigimi hatirliyorum. Sadece olaya baktigimiz yerle alakali bir durum.

    Neyse uzun yazdim, her zamanki gibi muhtesem bir kitap, ilk sayfadan itibaren heyecan dorukta. Kesin okunmali. Ama once Medyum :)
  • SPOİLER!

    Herkese merhaba. İncelememe başlamadan önce, bu kitabı Stephen King etkinliği ile okumamı sağlayan Hakan Arık 'a ( #30096680) teşekkür ederim; ayrıca, kitabı beraber okuduğumuz, anlayamadığım ya da kafamın karıştığı yerlerde yardım eden zeyneps 'e de teşekkürlerimi sunarım. Şimdi incelememe başlayabilirim.

    Öncelikle, bu kitabın ismi niye Medyum? Zaten kitapların ismini değiştirmek Altın Kitapın huyu... The Body in the Library kitabını, Cesetler Merdiveni diye çevirmiştir bu yayıncılık, ki kitabın merdivenlerle hiçbir alakası yok.
    Çeviri kötü değil, ama çok daha iyi olabilirdi kesinlikle. İngilizcemin ileri düzey olduğunu bilsem, dolar ucuzlasa, orijinal dilinden okurum; ha çeviri okunuyor mu okunuyor, ama cümle düşüklükleri, anlam bozuklukları çok... Ama ne yazık ki Stephen King'in bütün kitaplarını onlar basıyorlar, mecburuz.

    Kitaba gelirsek... lanetli bir otelde olanları okuyoruz, bu otelde ölen kişilerin ruhları hapsoluyor. Daha fazla detaya inmek istemiyorum. Tabi Torrance ailesi bunu bilmiyor, ama küçük Danny bunu fark ediyor, ama artık çok geç...otel Danny'i ele geçirmek istiyor, biz de olanları okuyoruz...

    İlk 200 sayfasında Jack Torrance, Wendy Torrance ve Danny Torrance'nin geçmişlerini okuyoruz, ilk başta niye kitabın yarısında karakterleri derinlemesine tanıyoruz diye düşündüm, ama sonra fark ettim ki, bu karakterleri tanıma süreci, kitabın diğer yarısına gayet güzel bir zemin hazırlamış.

    Danny... Kitaba başlamadan önce, ben Danny'i kız sanıyordum, ama erkek olduğunu öğrendiğimde gerçekten şaşırdım. Ana karakter kız olsaydı, daha güzel olurdu diye düşünüyorum... ama sorun değil tabii.

    Danny'in yeteneği bence fantastik bir
    durum değil. İnsanların zihinlerini okuyabiliyor, geçmişte yaşanmış bazı şeyleri görebiliyor, geleceği de görebiliyor, evet, her ne kadar fantastik gibi gözükse de fantastik değil. Danny, hayal gücü yüksek ve zeki bir çocuk. Hayali bir arkadaşı var. Tony. Bu da gayet normal, günümüzde birçok çocuğun hayali arkadaşı vardır diye düşünüyorum.
    Ben Danny'nin yeteneğini, beyninin normal insanlara göre daha fazlasını kullanabilmesiyle açıklarım. Ya da beyin dalgalarının daha kuvvetli olması ile. Önsezi de denebilir. Bizim "altıncı his" diye tabir ettiğimiz şey, Danny'de çok fazla var. Ama Danny'i sevdim, iyi bir çocuk o...

    Wendy... Ah canım... pişman oldun Jack'den boşanmadığına dimi canım? Karşılaştığınızda öldürmeliydin onu! Çünkü o Jack değil! Acıdın ama... o sana acıdı mı? Hayır. Ama o iyi bir anne, aynı zamanda iyi bir eş de. Jack de, ben de, Wendy'nin oğlunu öldüreceğine kendini uçurumdan atacağını biliyoruz. Zaten her şey, bu yüzden başına geldi: acıdı.

    Jack Torrance... Evli, bir de çocuğu var. Kendini alkolle bozmuş bir baba/ koca. Orta yaşlı. Ailedeki travmalar geçirmiş. Kendini alkolle sakinleştiriyor, bütün hayatını mahvetmiş bu alkol... Başına gelen trajik bir olaydan sonra bırakmış, ama hâlâ yoğun bir özlem duyuyor... zayıf noktası da bu ya...

    Oğlunu çok seviyor. Ama öfkesine hâkim bir insan değil o. Bir gün oğlunun kolunu kırdı, ama bir daha yapmamak üzere söz verdi, insanlar sözlerini tutar mı, hayır!
    Annesi babası tarafından şiddet görmüş bir adam. Kötü talihi onu bırakmayan bir adam.

    Wendy, kocasını kıskanıyor. Evet. Jack Torrance oğlunu dövdüğü halde, Danny babasına daha bağlı. Wendy de bu yüzden hep kıskanıyor.

    Hallorann... Ullman... Al Shockley...
    Karakterler iyi yaratılmış. Neyse, şimdi kitap hakkında kişisel görüşlerimi anlatıp, incelememi sonlandırayım...

    Tatmin oldum mu, olmadım mı emin değilim. Ama galiba oldum. Genel olarak sevdim, hele son 80 sayfa!
    Stephen King'in okuduğum ilk kitabı. Son olmayacak. Kitabın dilini sevdim, kurguyu sevdim... ama... tek bir sorun var...
    Bu sorun tamamen benle alakalı... Ben karışık kurgulu kitaplardan pek hoşlanmam, bu kitap ta 300.sayfaya kadar kurgusu genel olarak karışık. Danny rüya görüyor, ne gördüğünü falan kavrayamıyorum, mesela rüyalarında birisi onu kovalıyor, "gel ulan buraya pis herif!" diyor, kim diyor ne oluyor, anlamıyordum. O yüzden süreç biraz karmaşık geçti. Sonda açıklığa kavuşuldu tabii... normalde korku/polisiye kitaplarının sonunu pek beğenmem, ama bunun sonunu genel olarak beğendim. Son derken...
    ---- Çok Ağır Spoiler---
    Son derken, Jack'in delirmeye başlayıp, otel havaya uçana kadar. O süreç gerçekten çok güzeldi.
    --- Spoiler hafifledi, rahatla dostum---

    Genel olarak memnun kaldığımı söyleyebilirim, ama eminim King'in bundan daha çok seveceğim kitapları olacak, King'in çoğu kitabını okursam, bu kitabın ilk 5ime gireceğini sanmam, çünkü pek bana hitap eden tarz değil. Yo, korkuyu çok severim sadece böyle hayalet falan filan...
    Kitabın devam kitabı var; Doktor Uyku. Onu da okuyacağım, umarım onu bundan daha çok severim. Benim için ortama bir kitaptı Medyum. Okumayı düşünenlere, çoook beklentiye girmeden okumalarını tavsiye ederim...

    Son olarak, kitabın filmi de var, hem de ünlü yönetmen Kurbick! Mutlaka izleyeceğim. Belki, King'in bir çok kitabını okuduktan sonra, bu kitabı tekrar okurum...

    İncelememi okuduğunuz için teşekkür ederim. Esen kalın. :)