Diyar-ı Bekr
Kadim bir geçmişe sahip bu şehrin eski ismi Amid'dir. Rivayete göre bu isim, Hazret-i İbrahim'in (a.s.) torunlarından Amid b. Bülendi'den gelir. Hazret-i Ömer (r.a.) döneminde (M. 639) Müslüman ordularınca fethedildikten sonra,Dicle kıyısında yaşayan Rebia Arapları'nın iki büyük kabilesinden biri olan Bekr b. Vâil kabilesi buraya yerleşti; bölge Diyâru Bekr veya Diyâr-ı Bekr olarak isimlendirilmeye başlandı. Bu ismin ne zamandan beri kullanıldığı kesin olarak bilinmese de 8. asırdan itibaren kaynaklarda yer aldığı tespit edilmiştir.
Sayfa 18 - İsmi ile Müsemma Olamayan Şehirler·Kitabı okuyor
1000Kitap
Sîr dağı kadar altın borcunuz olsa bile..
Ebû Vâil'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ali'ye bir adam gelip "Ey Mü'minlerin Emiri! Mükâtebe borcumu ödeyecek gücüm yok. Bana yardımcı ol" deyince, Ali "Sana, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem' in bana öğrettiği ve söylediğin takdirde Sîr dağı kadar dinar (altın) borcun olsa bile ödeyebileceğin bir dua öğreteyim mi?" dedi. Adam "Evet" deyince, Ali dedi ki: "Şöyle de: 'Allahümmekfinî bi-halâlike an harâmik ve ağninî bi-fadlike ammen sivâk: Allah'ım! Bana helâl rızık nasip ederek beni haramlardan koru! Lütfunla beni senden başkasına muhtaç etme!"
Sayfa 429·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İş-kence. "İş" kelimesinin Avrupa dillerindeki karşılıklarının kökenlerini araştıralım. İspanyolca'daki "trabajo" kelimesi (Fransızca'da "tra vail") Latince'deki trepanum'dan geliyor (Bu bilgiyi F. Savater'in Genç lerle Politika Üzerine adlı kitabından öğrenmiştim). Trepanum: Üç sopadan oluşma bir işkence aleti. Falaka gibi bir şey yani. Romalılar da "zahmet," "yorgunluk" anlamına gelen "labor" sözcüğünü, iş karşılığında kullanmışlar. Öyleyse, işsizlikten yoksulluktan şikayet niye? Hele çalışmamayı tercih etmeyi, işkence çekmeyi reddetme olarak görebileceğimizi öğrendikten sonra. Boş zaman yoksulu "zengin"ler isyan etmesin de kim etsin...
Sayfa 166
Gül Kokulu Bir Nur
Vâil Bin Hacer: <Allah'ın Resûlü bana elini uzattı; kardan soğuk, miskden güzel kokan bir el...> Enes Bin Mâlik: <Bütün ömrümde ipek ve kadifeden hiçbir şeye dokunmadım ki, Allah Resûlünün avucundan daha nermin olsun...> Hazret-i Fâtıma, babası yâni Allah'ın Sevgilisi için diyecektir ki: <Yusuf'u gördükleri zaman hayranlıklarından ellerini kesenler, eğer benim gördüğümü görselerdi göğüslerini parçalarlardı.>
Sayfa 154·Kitabı okudu
Ás b. Vâil es-Sehmi, Habbab b. Eret'e bir kılıç yaptırmış, Habbab bedelini istediğinde de Hz. Peygamber'e sövmedikçe ödemeyeceğini söylemişti. O da "Allah seni öldürüp tekrar diriltinceye kadar asla sövmem!" diye karşılık verince Âs "O halde bırak ben ölüp tekrar dirileyim, bana mal ve çocuk verilince senin hakkını öderim (bir rivayette: "dinine inandığın arkadaşın Muhammed cennet ehlinin dilediği kadar altın, gümüş, elbise ve hizmetçileri olacağını söylemiyor mu? Bırak ahirete gittiğimde hakkını orada veririm sana"); Allah'a ant olsun, ne sen ne arkadaşın Allah'ın katında benden daha çok nasip sahibi olamayacak!" diyerek onunla alay etmişti. Bunun üzerine şu ayet nazil olmuştur: "Ayetlerimizi inkâr eden ve 'mutlaka bana mal ve evlat verilecektir' diyen adamı gördün mü! O, gaybı mı bilmiş, yoksa Rahman olan Allah'tan bir söz mü almış? Kesinlikle hayır! Biz onun söylediklerini yazacağız ve (ahirette çekeceği) azabı (n süresini) ona uzattıkça uzatacağız. Onun sözünü ettiği şeyler (mal ve evlat) sonunda bize kalacak, kendisi de tek başına bize gelecektir (Meryem 19/77-80).
Sayfa 177
Nesebimiz Hadramevt'te, Yemen Araplarından, Arap kayl'lerinden (reis) bilinen ve sahabeden Vâil bin Cuhr'a uzanır.