"Kılıcımı bana geri ver, sülük. Sana aslında nasıl bir ölümden dönen olduğunu öğreteyim."
"Ne tuhaf." Canavar uzun tırnağını inceliyordu. "bir tehdit."
"Bir yemin."
Bir yanda merasimler var, öleni bizden uzaklaştırmaya, onu yerin altına saklamaya yönelik tüm o uygulamalar. Artık yeryüzünden kelimenin tam anlamıyla silinmiş durumda.
Sosyal Öteki'nin vahşi bir cani, ifrit, cadı, vampir veya bunların
bir potada eritilmiş başka bir hali olarak yapılanması tutarlı bir
ters-yüz etme sembolleri birikiminden kaynaklanır. Sınırlarımız dışında kalan insanlar hakkında anlattığımız hikâyeler onların vahşetleriyle, aşırı açık alışkanlıklanyla ve canavarlıklarıyla oynar. Aynı zamanda bu Öteki'liği keşfederken edindiğimiz korku
ve zevk bileşimi -bahsettiğimiz bu Ötekilerin topraklarına girerken, sömürgecilerin, misyonerlerin ve orduların vahşetini etkileyen türden duygular- bizi kesinlikle bireysel fantezi düzeyinde de etkiler.
Bazı ailelerin sırları vardır, Radley ailesinin ise hayatlarını tamamen değiştiren sırları…
Matt Haig bu kitapta vampir temasını alışılmışın dışında ele alırken; aile olmayı, farklılıkları, bastırılan gerçekleri ve insan doğasını sorgulatıyor. Akıcı dili sayesinde sayfalar hızla ilerlerken, karakterlerin yaşadığı iç çatışmalar da hikâyeye ayrı bir derinlik katıyor.
Fantastik öğelerle harmanlanmış, yer yer düşündüren ve yer yer gülümseten farklı bir okuma deneyimiydi. Özellikle aile ilişkileri üzerine verdiği mesajlar kitabın en sevdiğim yönlerinden biri oldu.
Zendar, kızı kendine çekti. "Hiç değişmesek de kurtadamlıktan çıkamayız Bonnie. Biz buyuz. Ve dolunay olduğunda değişmek canımızı yakar. Sanki ay bize durmadan şarkı söyler ve dolunayda bu şarkının sesi yükselip netleşir. Zamanı geldiğinde değişmenin özlemini duyarız."