8/10
·304 syf.··
2026 102. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 08:47
Gece Yarısı Kütüphanesi severler burada mı? O zaman Gece Yarısı Treni’ne hoş geldiniz Hayatınızın sonuna geldiğinizde, bir trenle geçmişinize yolculuk etseniz hangi durakta inmek isterdiniz? Matt Haig, Gece Yarısı Kütüphanesi ile aynı evrende geçen bu son romanında yaşanmışlıklar, pişmanlıklar ve ikinci bir şans arayışı üzerine düşünmemizi sağlıyor. Bazı anların hayatımızın en kıymetlileri olduğunu, ya da tüm hayatımızı etkileyecek birer dönüm noktası olduğunu anlamadan o anları ıskalayabiliyoruz. Kıymetini anlamak için ise bazen bir ömür geçmesi gerekiyor. 81 yaşında hayatın kıyısına gelen Wilbur Budd bir işkoliktir ve hayatının aşkını ihmal ederek sonunda kaybetmiştir. Acaba onu kazanmak için ikinci bir şans yakalayabilecek mi? Gece Yarısı Kütüphanesi’ni okuyanlar için kitapta bir Nora Seed sürprizi de var
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026151 okunma
Doğayı hissederek okudum.
8/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Bazen bir kitabı sürükleyici olduğu veya çok önemli bilgiler içerdiği için okumazsın. Bazen bir insanın dünyaya nasıl baktığına tanıklık etmek, kitabın sayfalarının sakinliğine ortak olmak için okursun. Son Meşenin Ötesi, farkındalık ve meditasyon üzerine yazılmış 77 kısa öyküden oluşuyor. Ama kitabı bitirdiğimde, aslında öykülerden çok yazarın yaşamına ve bilinç düzeyine tanıklık ettiğimi fark ettim. Yazar James Washburn, doğayı dikkatle gözlemleyen, sade yaşayan, farkındalık pratiğini günlük hayatının içine yerleştirmiş, maneviyatı güçlü bir insan gibi görünüyor. Çadırında yaşayan, doğanın içinde olmayı seçen, denizi, rüzgârı, hayvanları, karı, güneşi ve sessizliği izleyen bir insanın dünyayı nasıl deneyimlediğini görmek bana iyi geldi. Kitabı okumasaydım hayatımda belki hiçbir şey değişmeyecekti. Ama bazı kitaplar değiştirmek veya öğretmek için değil, hatırlatmak için hayatımıza girer diye düşünüyorum. Kendimle konuşuyormuş gibi okudum sayfaları. Daha önce fark ettiğim ama adını koyamadığım şeyleri yeniden duydum içimde. Bir sayfalık kısa öyküler… Bir kuşun sesi, bir ağacın duruşu, bir nehrin akışı, bir anın sessizliği… Hayat çoğu zaman düşündüğümüzden daha basit, daha yakın ve daha gerçek. Doğru ya da yanlış değil mesele. Sadece yol var. Yolu yürüyen yolcu var. Bir de birbirimizin yolculuğuna tanıklık etmek… Gerisi çoğu zaman zihnin anlattığı hikâyeler. Yazar “Bana bak” dememiş. “Şuna bak” demiş. Bir ağaca… Bir nefese… Bir kuşa… Bir ana… Son Meşenin Ötesi, hayatıma dokunan hafif bir rüzgâr gibi geldi. Güzel hissettirdi. Serinletti. Tazeledi. Ve geçti. Kitabı bitirdiğimde aklımda yazar kalmadı. Ağaçlar kaldı. Nehirler kaldı.
Hayata Dair
Son Meşenin ÖtesiJames C. Washburn · Kapı Yayınları · 20252 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Hayatı Erteleyebilir Miyiz?
8/10
·272 syf.·
2026 10. kitabı
Bazı kitaplar bittiğinde hikâyesi aklında kalır. Bazıları fikriyle yaşar. Beni Asla Bırakma ise bende daha farklı bir iz bıraktı. Kitabı bitirdiğimde dönüp baktığım şey ne distopyası oldu ne de arka plandaki sistem. Garip bir şekilde aklımda kalan şey insanlar oldu. Bu benim için de küçük bir sürprizi. Çünkü distopya okurken ilk dikkatimi çeken şey sistemlerdi. İktidar nasıl çalışıyor? İnsanlar nasıl yönlendiriliyor? Toplum hangi mekanizmalarla şekillendiriliyor? 1984'ü okurken de, Cesur Yeni Dünya'yı okurken de peşinden gittiğim sorular bunlardı. Beni Asla Bırakma'da ise kendimi bambaşka bir şey yaparken buldum. Sistemi çözmeye çalışmıyordum. Kathy'yi anlamaya çalışıyordum. Tommy'nin neden öyle davrandığını düşünüyordum. Ruth'un içindeki eksiklikleri görmeye çalışıyordum. Belki de bu yüzden kitap bana birçok kişinin söylediğinin aksine hiç sıkıcı gelmedi. Çünkü ben bu kez dünyanın nasıl çalıştığını değil, insanların o dünyanın içinde nasıl yaşadığını merak ediyordum. Bu da bana kitap kadar kendimle ilgili bir şey gösterdi. Belki de okur olarak değişiyordum. Kazuo Ishiguro elinde korkunç bir malzeme olmasına rağmen onu hiç dramatize etmiyor. Daha sert bir yazar bu hikâyeyi bir isyan romanına dönüştürebilirdi.Daha öfkeli bir yazar sistemi sayfalar boyunca teşhir ederdi. Daha politik bir yazar sloganlar üretirdin. Ishiguro ise bunların hiçbirini yapmıyor. Bize yalnızca insanların hayatlarını anlatıyor. Ve tam da bu yüzden roman daha rahatsız edici hale geliyor. Çünkü karakterler kaderlerini bilmelerine rağmen zincirlerini kırmaya çalışmıyorlar. Kaçmıyorlar. Savaşmıyorlar. Devrim yapmıyorlar. Sadece yaşamaya devam ediyorlar. İlk başta insan bunu anlamakta zorlanıyor. Sonra fark ediyor ki romanın asıl sorusu sistem değil. İnsan. Kitap boyunca beni en çok düşündüren şey "ertelenme"
Edebiyat
Beni Asla BırakmaKazuo Ishiguro · Yapı Kredi Yayınları · 202512,2bin okunma
Puan vermedi·129 syf.··
2026 41. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 21:49
O kadar doğru bir isim tercihi olmuş ki bu kitap için. Osman'sız yaşattı Osman'ı. Bu hikaye gerçekten de Osman'dan uzunmuş. Daha ilk sayfasından Osman'dan ayrılıkla başlayıp sonrasında geriye kalan boşluk, alışkanlıklar ve insanın kendisiyle baş başa kalmasını anlatıyor. Osman kitapta var ama aslında yok. Çünkü mesele Osman değil. Kitabı okurken sanki bir arkadaşım karşıma oturmuş da filtresiz bir şekilde içini döküyormuş gibi hissettim. Kısacık bir kitap ama içinde çok fazla duygu var. Bence anlatmak istediği şey şu: Bazı insanlar hayatımıza giriyor, çıkıyor ama hayat onlardan daha uzun sürüyor. Hikâye devam ediyor.
Bu Hikâye Senden Uzun OsmanAylin Balboa · İletişim Yayıncılık · 202213,5bin okunma
《 FRANSIZ TEĞMEN'İN KADINI 》
Puan vermedi·480 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 17:02
Fransız Teğmen'in Kadını, Victoria döneminde, aşk maskesi altında anlatılan bir ihanet hikâyesidir. Bu esere sadece ihanet hikâyesi de diyemeyiz. Eser, toplum tarafından dışlanan bir kadının bu durumu özgürlüğe dönüştürmesini de anlatır. Sarah'a yapıştırılan "Fransız Teğmen'in Kadını" yaftasını o, bir direnişe dönüştürür ve bu durumu özgürlüğü adına kullanır. Charles'ın bireyselliği penceresinden baktığımızda ise kitap, kimlik bulma ve kişinin bireysel hayatını kurma mücadelesi olarak anlatılır. Victoria dönemi, ikiyüzlülüğün tavan yaptığı bir dönemdir. Toplumsal yapıda katı ahlaki kuralları olan ve bunu biçimlendirdiği sınıflara göre şekillendiren riyakâr bir dönemdir. Yazar bu dönemi, arka planda tüm kılcallarına inmek suretiyle kurgu içinde eriterek anlatır. Victoria toplumu, Sarah'ın Fransız bir teğmene olan aşkını fahişelik olarak nitelendirir. Sarah bunu kabullenir gibi görünerek bu durumu özgürlüğü adına kullanır ve kim olmak istiyorsa o şekilde davranır.Toplum onu etiketleyerek köleleştirdiğini zannederken o, özgürlüğünün kraliçesi olarak yoluna devam eder. Buraya kadar Sarah'ın hakkını verdiysek şimdi biraz da kızmam gerekiyor çünkü Sarah bazı yanlışlar yapıyor. Ne olursa olsun özgürlük yalan söylemek değildir. Bireylerin özgürlüğü başkalarının sınırına dokunana kadar vardır. Yani ben özgürüm istediğimi yaparım diyerek birinin duygularıyla oynamak, yalanla yanlışla birinin hayatından ve zamanından çalmak hırsızlıktır. Bu özgürlük değil, hadsizliktir. Bu mevzu din konusundan çok insanlık ve vicdan ile alakalıdır. İnsanın kendini tanıması, ne istediğini bilmesi ve tanıdığı kadarıyla bunu dürüstçe ifade etmesi çok önemlidir. Bu konuda İbrahim Tenekeci'nin bir cümlesi zihnimde yankılanır, der ki: "Yalan insana mahsustur ama insani değildir." Özgürlük elbette
Roman
Fransız Teğmenin KadınıJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 20203,032 okunma
9/10
·736 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 18:48
Gülün Adı, görünüşte bir cinayet romanı olsa da derinlerinde; geçip giden zamanın, kaybolan aşkların ve insanın elinden kayıp giden güzelliklerin hüznünü taşıyan son derece şiirsel bir eserdir. "Bazı insanlar hayatımıza sahip olmamız için değil, ruhumuzda bir iz bırakıp gitmeleri için girerler. Ve bazı aşklar yaşanmak için değil, ömür boyu hatırlanmak için var olurlar. Kitabın merkezindeki asıl sorunun: "Kim öldürdü?" değil, "İnsan neden bir şeyi sonsuza kadar koruyamaz?" olduğunu düşünüyorum. Günümüzdeki birçok aşk hikâyesi kavuşmayı yüceltirken, Gülün Adı kavuşamamayı, eksik kalmayı ve özlemi anlatır. Bu nedenle gençlik heyecanından çok, yıllar sonra dönüp bakınca hissedilen tatlı bir hüzün taşır. Bu yüzden Gülün Adı bana göre bir polisiye değil; hafıza, özlem ve fanilik üzerine yazılmış büyük bir edebî meditasyondur. Umut dolu kitaplara, keyifli okumalar...
Gülün AdıUmberto Eco · Can Yayınları · 202015,9bin okunma