9/10
·238 syf.··
Beğendi
·
2026 84. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 10:58
Romanın merkezinde, Uzun İhsan Efendi’nin gerçeklik ve varoluş üzerine kurduğu anlam arayışı vardır. Kitapta gerçek ile hayal, bilim ile efsaneler arasında iç içe geçmiş bir gerçeklik kurgulanmıştır. Yazar, tarihi düz bir rota olarak baz alıp onu efsanelerle sarmalayarak yeni bir gerçeklik düzlemi yaratıyor. Kitaba adını veren 'pus' da tam olarak bu şekilde oluşuyor. ​'Düşünüyorum, o hâlde varım' prensibinden yola çıkarak 'Hayal ediyorum, o hâlde hayalim de gerçek mi?' sorusuna ulaşıyoruz; bana kalırsa kitabın ana temeli budur. Okurken çok keyif aldım ve elimden bırakamadım. Sürekli merak uyandıran, oldukça başarılı kurgulanmış bir roman. Hikâye içerisindeki diğer hikâyeler bir labirent gibi ilerleyip tek bir çıkış noktasında birleşiyor. Metinde geçen eski kelimeler ve mekânların o güne ait tasvirleri sayesinde 17. yüzyıl İstanbul’unu adeta yaşıyoruz. ​Bu eser, okuru sadece bir maceraya sürüklemekle kalmıyor; zihnin sınırlarını zorlayan bir ayna tutarak, 'gördüğümüzün ötesinde ne var?' sorusunu hayatımızın bir parçası kılıyor. İhsan Oktay Anar, kelimelerle ördüğü bu puslu dünyada okuyucuya bir pusula veriyor; ancak yönü bulmayı yine bizim hayal gücümüze bırakıyor.
1000Kitap
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,6bin okunma
10/10
·200 syf.··
2026 154. kitabı
Söyleme Bilmesinler, birbirinden bağımsız gibi görünen ama ortak duygularda buluşan öykülerden oluşur. Kitapta insanlar çoğu zaman söyleyemedikleri şeylerle yaşarlar:İçlerine attıkları kırgınlıklar.Gizledikleri pişmanlıklar.Aile içinde konuşulamayan gerçekler.Küçük mutluluklar ve büyük yalnızlıklar… Şermin Yaşar, sıradan insanların hayatlarına yakından bakarak okura “Bu hikâyede biraz da ben varım.” duygusunu yaşatır. Bu kitap bittiğinde insanın aklında şu düşünce kalıyor:”Keşke bazı şeyleri daha önce söyleyebilseydik”. Çünkü bazen hayatı değiştiren şey büyük kararlar değil, söylenmeyen birkaç cümledir. Söyleme Bilmesinler Şermin Yaşar
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,2bin okunma
Reklam
8/10
·64 syf.··
2026 22. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 00:00
Kitap kulübümüzde mayıs ayımızın kitabı seçilen Bir Kadın'ı okudum fakat yorumumu ancak yazabiliyorum. Annie Ernaux'un kalemiyle ilk defa tanıştım. Yazarın annesini anlattığı bu hikaye bana kalırsa gerçek bir edebi şölendi. Tarihi ve felsefi dokundurmaları olan, bir anne ve kızın ilişkisini yad ettiği ve bunu büyük bir dürüstlükle yaptığı okuması son derece keyifli bir kitaptı. Yazar annesini anlatırken çok dürüst, onu eleştiriyor ve hatta bazı kısımlarda ona acıyor gibi. Kitap gerçekten de bir kadının -o kadının- yaşamı. Ben okurken annesini çok sevdim, yer yer ona hayranlık da duydum. Bulunduğu o sığ dünyada kendi başına var olmaya çalışması, kitaplara dokunurken büyük bir hürmetle onları eline alması, diğer insanlara ve hatta kendinden daha üstte olduğunu düşündüğünü insanlara "Ben de burdayım ve varım!" deme şekli beni çok etkiledi. Gerçek bir emekçi ve ailedeki tüm geliri tekeline almış biri. Yazarın bunları anlatırkenki üslubu çok güzel, çok yalın ve okuyanı hiç yormuyor. Kesinlikle yazarın diğer kitaplarını da okurum, buna eminim. Çok beğendiğim birkaç alıntı ile yorumumu sonlandırıyorum. "Elbette, bu kitap ne bir yaşam öyküsü ne de bir roman, belki edebiyat, sosyoloji ve tarih arasında bir şey. Baskıcı bir çevrede doğan ve bu çevreden çıkmak isteyen annemin tarihin bir parçası olması gerekiyordu ki dahil olmamı istediği, kelimeler ve fikirlerle yönetilen dünyada kendimi daha az yalnız, daha az yapay hissedebileyim." "Artık sesini duymayacağım. Olduğum kadını, bir zamanlar olduğum çocukla bir araya getiren onun sesi, sözleri, elleri, tavırları, gülüşü ve yürüyüşüydü. Geldiğim dünyayla aramdaki son bağ da koptu." Son olarak da kitaba 10 üzerinden 8 puan verdiğimi belirtmek isterim.
Bir KadınAnnie Ernaux · Can Yayınları · 20233,859 okunma
Aslında o öyle degilmiş :))
9/10
·724 syf.··
2026 43. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 17:40
İncelemeye geçmeden evvel sözlerime bir özür ile başlamak istiyorum.(bir önceki Tutunamayanlar eseri ile ilgili puanlama ve incelemem için).Yalnızlığın yabancılaşmanın ve içe dönüşün samimi bir anlatımıdır.Bu sebepledir ki yıllar gecmesine rağmen güncelliğini korumakta ve her yeni nesil de keşfedilmeye devam etmedir.Bugüne kadar okuduğum tüm kitaplar içerisinde ilk beşe seni yazdım #k:279172.İçeriğiyle ilgili çok detaya girmeyecem (spoiler olmaması adına )ama henüz okumayanlara veya okuyup okumama arasında gidip gelenlere naçizane tavsiyem hic tereddüt etmeden hemen okuyun.. Oğuz Atay sevenler kulübünde artık bende varım..
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,9bin okunma
Düşünüyorum o halde varım
Puan vermedi·264 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 16:52
Öncelikle kitap, diğer kitaplara nazaran farklı bir hava sunuyor bize. Dönemin almanyasına göre baya farklı türde ve özenle hazırlanmış bir kitap diyebiliriz. Yazarımızdan yola çıkalım, ilk olarak yazarımız diğer insanlara nazaran biraz daha şanslı doğmuş biridir. Bunun nedeni yazarımızın babasınında tarih mezunu olup yazar olmasıdır. İkiside tarih bölümü bitirmiştir fakat yazarımızın yazar olma serüveni biraz karmaşıktır. Oyunlar, fıkralar , makaleler derken sonra yazarlığa başlamıştır. Kitabın içeriğini yorumlarsak kitapta; tek bir türün değil, bir sürü türün hakimiyetini görüyoruz. Başlangıçta biraz hüzün, sonrasında polisiye, sonrasında cinayet, sonrasında gizem türüne evrilen bir kitap. Bu nedenle tek bir tür içeriğinde barındırmamız doğru olmaz ve bu tür karmaşıklığın kusursuz ahenki sayesinde kitap, günümüze kadar halen popülaritesini sürdürmekte ve döneminin de en vurgulu kitaplarından sayılmaktadır. Kitabın konusuna gelecek olursam, bazı kısımlarını okurken beni gerçekten rahatsız eden partlar çok fazlaydı. Yazarımız ve çevirmenimiz bu konuda gayet iyi iş çıkarmışlar. Başta o bebeğe yöneltilen betimlere üzülürken daha sonrasında bizi bir merak duygusu kaplıyor. Nasıl yaptığı ve neden böyle olduğuyla ilgili. Ana karakterimizin koku hafızası ve duyusu diğerlerine göre çok daha iyi olduğundan bu kendine bahçedilmiş özellikle birlikte kendi içsel arayışına çıktıktan sonra yaşadığı zorlukları görüyoruz. Ardından bununla birlikte yaptığı cinayetleri. Ana karakterimizin gerçekten duygusu var mıydı yoksa sadece kokusunu alabildiği şeylere mi bir anlam atabiliyordu. Sadece bir kez duygu hissediyordu o da kokusuyla tanımlayabildiği için. Karakterimizi kötü ya da iyi diye bir kefeye koymak doğru olmaz sadece psikopat. O döneme nazaran da bakarsak: savaş zamanları kıtlık
KokuPatrick Süskind · Can Yayınları · 201827,3bin okunma
Vırgınıa wolf “Kendine ait bir oda” Kitap incelmesi.
Puan vermedi·127 syf.··
2026 7. kitabı
Bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda bile zihninizde konuşmaya, tartışmaya ve anlamlandırmaya devam ederiz. Kitabın devamını oluşturmaya çalışırız. Odanın her tarafında yankılanmaya devam eder. Virginia Woolf’un 'Kendine Ait Bir Oda'sı da tam olarak böyle bir deneyim oldu diye bilirim. Woolf, eline kalemi alıp tarihin tozlu raflarında kadınların izini sürerken, okuyucuyu da kendi hayatındaki 'oda' ları ve 'özgürlük alanları' nı sorgulamaya davet ediyor. Kitapta en büyük metaforlardan biri “oda” kelimesidir. Neden bu kadar önemli bir hale getirmiş yazar bu kelimeyi. Aklımıza ilk gelen anlamından ziyada içinde bir gizli anlam barındırıyor. Kendi düşünceleriyle baş başa kalabilme hakkıdır. Woolf, kadının eve ait olan o dar alanından sıyrılıp, kendine ait, kimsenin müdahale edemeyeceği bağımsız bir bölge ilan etmesini ister. Oda, kadının toplumda "ben de varım ve burası benim alanım" deme şeklidir. Bir insanın düşünebilme, üretebilmesi için ekonomik bağımsızlık ve kişisel alana ihtiyaç duyduğunu savunur. Ve kendisi olabilme özgürlüğünü simgeler. O dönemde kadınların üniversiteye gitmesi bir yana üniversitenin çimenlerinden geçmesinin bile yasak olduğunu Woolf’un kitabında bir suç unsuru olarak ele alır ve bunu şu cümleler ile ifade etmektedir; “Ve birden kendimi çimenlerin üzerinde aşırı bir hızla yürüyor buldum. Ve o an, bir erkeğin görüntüsü yolumu kesti. Önce jaketatay giymiş bu garip görünümlü nesnenin el kol hareketlerinin bana yönelik olduğunu anladım. Yüzünden dehşet ve öfke ifadesi vardı. Akıldan çok içgüdü yardımıma koştu; o bir kilise görevlisi, bense bir kadındım. Burası bir çimenlik alandı, ileride de bir patika vardı. Çimenlerin üzerinde yürümeye yalnızca üniversite öğrencilerine ve öğretim üyelerine izin vardı; benim yerim çakıllı patikaydı.” (syf
Kendine Ait Bir OdaVirginia Woolf · İletişim Kitabevi · 202148,2bin okunma
Reklam
Reklam