Kitap delileri vardır meselâ. Bunlarda kitap toplama arzusu durdurak bilmez. Kitabı okumak için almazlar, seyretmek, üzerinde yatıp uyumak, okşamak için edinirler. Bazıları da kitapgizlerdir. Kitabı kilit altında tutar, kimseye göstermez, kıskanırlar. Kitap düşmanları vardır kitaptan tiksinir, nefret eder, elini bile süremez. Sonra kitap yakanlar, kitap yırtanlar. -Vay be!.. Ama bunlar çok af edersiniz, yani bir tür manyak oluyor değil mi? ⁃ Elbette.. Nasılsa içlerinde ben de varım. ⁃ Sizinkisi hangi sınıfa giriyordu. ⁃ Benimki en zararsızı. Kitapsever, tutkun. Kitapları seçip alırlar ama kafalarına koydukları kitaba sahip olmak için her fedakârlığa katlanırlar. Sahip oldukları kitaplardan başkalarına övgüyle bahsetmekten hoşlanırlar.
Vay be takım elbise
Bugün bildiğimiz haliyle takım elbise, 19 yüzyılın son 30 yılında, Avrupa'da profesyonel bir yönetici sınıfının kıyafet olarak ortaya çıktı.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Vay be günümüze cuk oturmuş
Günümüzde müthiş bir bunalım ve erken bunama salgını olduğunu çoğumuzun komadaymışız gibi yaşadığını hayvani yanlarımızın zaptedilmez hale geldiğini her an, her saniye durmadan uyarıldığımızı kendimize gelmek için, kendimizi tahrip etmek durumunda kaldığımızı uzun vadeli toplumsal bir intihar sürecinde olduğumuzu iş, iyi geçim, hırs ve sefahat tuzaklarını kime anlatırsın? Kime anlatırsın öldürücü yarışmaları, tüketici başarıları? Kime anlatırsın kahramanlıkla insanlığın taban tabana zıt olduğunu? Ve insana insanın çektiği acıları unutturmak için yaratılmış veya yapılmış bütün güzelliklerin lanetli olduğunu belki de bu yüzden hayatımızın büyük bir bölümünün güzellikler kurbanı bir hayat olduğunu kime anlatırsın?
Sayfa 325·Kitabı okudu
1000Kitap
Bir masaya üç zar atıldığında, ya hepsi iki gelir veya üç, dört ve beş veya iki, altı ve bir. 'Vay be, ne büyük mucize der misiniz? Her zarda aynı sayı gelebildiği gibi, o kadar da değişik sayı gelebilir! Ey ne büyük mucize! Üç zarda birbirini takip eden üç sayı geldi. Vay büyük mucize! Tastamam iki altı ve öteki altının altı geldi!' Bir fikir adamı olarak bu şekilde haykırmayacağınıza eminim, zira zarların üstünde belli sayıda rakamlar olduğundan, içlerinden birinin gelmemesi olanaksızdır. "Rastlantının keyfine göre, karman çorman karışmış bu atomların insanın yaratılması için gerekli o kadar çok şey varken, nasıl bir insanı meydana getirmiş olabileceğine şaşıp kalıyorsunuz. Ama bilmiyorsunuz ki, bu madde yüz milyon kez, bir insan yaratmak niyetiyle yol alırken, bir insan meydana getirmek üzere gereken veya gerekmeyen bazı şekillerin çok veya çok azını kullanmak üzere, bazen bir taş, bazen kurşun, bazen mercan, ba-zen bir çiçek, bazen bir kuyruklu yıldız biçimlendirmek için duraklamıştır. Öyle ki, sürekli değişen ve kıpırdanan sonsuz miktar malzeme arasında, gördüğümüz az sayıdaki hayvanları, bitkileri ve madenleri yapabilecek maddelerin karşılaşmış olması da, aynen, yüz defa zar atışında bir kere çift gelmesinin mucize olmadığı gibi, bu karşılaşma da mucize değildir. Ayrıca, bu kadar kıpırdaşmadan bir şey oluşmaması imkânsızdır ve bu şey, meydana gelmesi için ne kadar az gereken olduğunu tahmin edemeyen bir şaşkın tarafından daima hayranlıkla karşılanacaktır.
Bak, hele bak şu kaşlara. Vay kahpe, nasıl da yolu yoluvermiş be! Nasıl da benzetmiş kendini İstanbul’un karılarına. O İmpala’lar, oChrysler’ler içine kurulmuş giden artist gibi karılarına. Ne benzetmesi canım? Düpedüz İstanbul bağının üzümü bu. Bak, hele bak şu gözlere. Fıldır fıldır. Çakır ela. Çakır ela ne kelime? Çavuşüzümü bunlar. Yemeli bunları Bayram. Dibine dek somurmalı, yutmalı.
Sayfa 171·Kitabı okuyor