Panik atak, OKB, Depresyon, Anksiyete vb. sorunlar birer olgu. Olgu bozuk değil, algı bozuk! O halde sevinebilirsiniz. Zira mesele olgu değil, algı meselesi ise kontrol de büyük ölçüde bizde olacak demektir.
Sayfa 33 - Minel Yayın·Kitabı okuyor
Psikoloji
Siz Hasta Değilsiniz!
Panik atak, Okb, Depresyon, Anksiyete, Dehb, Otizm vb. Bunların hiçbirisi hastalık değildir; sadece bozukluktur.
Sayfa 23 - Minel Yayın·Kitabı okuyor
Psikoloji
Reklam
Eğitim demişken; Arapçada Dağ anlamına gelen "Cebel" kelimesinin, "yoğurmak, şekil vermek, eğitmek vb." anlamları vardır. İlâhi eğitim, işaret ve bildirim olan Vahyin Dağ ile olan bu anlamdaki ilişkisi ve birlikteliği ne kadar da muazzam; mübârek kitabımızdır Kur'an-ı Kerim...
Sayfa 80·Kitabı okuyor
Osmanlı'da çeşitli mesleklerde, sanatlarda kabiliyetli kişilerin oluşturduğu birlik ehl-i hiref olarak isimlendirilmiştir. Bozdoğaniyan ( بوزدغانیانcemâat-i bozdoğaniyân-ı hâssa): Saray için gürz adı verilen, topuz, şeşber gibi savaş silahları hazırlamakla muvazzaf olan bölük. Destivan دستوان (cemâat-i destivane-i hâssa): Sultanın ve maiyetinin av esnasında giydikleri destivan adı verilen özel eldivenleri üretmekle vazifeli olan bölük. Efsârdûzân اسفار دوزان (cemâat-i esfârdûzân-ı hâsaa): Yularlar, dizginler yapan grup. Kardgeran كارد گران (cemâat-i kardgerân-ı hâssa): Kârd كاردFarsça bıçak demektir. Sultan ve sarayın ileri gelenleri için sanatsal değeri olan bıçak, hançer vb. kesici aletleri üretmek ve bunların süslemeleriyle vazifeli bölük. Niyamgeran ( نیامگرانcemâat-i niyâmgerân-ı hâssa): Niyam kın demektir. Kılıç, bıçak, hançer gibi aletlerin kınlarını hazırlamakla vazifeli bölük. Müşâharehoran (cemâat-i müşâharehoran-ı hâssa): Sarayda görev yapan şairler, müzisyenler ve çeşitli ulema sınıfı mensuplarının yer aldığı bölük. Müteferrika ( متفرقەcemâat-i müteferrikagân): Müteferrika, diğer sanatçı ve zanaatçıların toplanmış olduğu grup. Arşivlerde cemaat-i müteferrika-i ehl-i hiref olarak da geçer.
Ataklık düşüncesizlik ile bayağılığın çocuğudur. Bize lazım olan düşünmek... Ne yapıp edip birkaç asırdır yabancısı olduğumuz düşünmenin tekrar divanesi olmalıyız. Ve "medeniyet" "uygarlık," "kıyam" "diriliş" vb. gibi büyük kavramlarla konuşup beri yandan derme çatma yapılar kurmak ve bile birbirimize bunların hamasetini yapmak yerine,önce bu hamasetin nerede kökleştiğini, neden ondan bir türlü yakamızı kurtaramadığımızı anlamak, tekrar o eski görkemli yapıları inşa edecek fikri irfani olgunluğa erişinceye kadar, her defasında çeşitli tezgâhların kurbanı olan eksik noksan girişimlerden, geçersiz, verimsiz teşebbüslerden artık ölümüne pişman ve tövbekâr olmak gerekir.
Sayfa 31·Kitabı okuyor
Kapitalizmin gelişimi özel mülkiyetin sınırlarını da genişletmektedir. Bu eğilim ile birlikte tekelci rekabetin doğal sonuçlarından biri olan bilginin denetlenmesi (başka türlü satışa sunulamaz) birleşince "telif haklar" biçiminde bilginin mülk edinilmesine yol açmaktadır. Bilginin bu tarz mülk edinilmesi ve kitle iletişim araçları üzerindeki tekelci kontrol, aydınların sisteme entegrasyonunu artırmıştır. Bilginin geliştirilmesi için gerekli teknik olanakların tekellerin elinde olması, bu aletleri kullanarak gerçekleştirilen bilimsel buluşların mülk edinilmesinin de yolunu açmıştır. Böylece bilim adamı tekeller, tekelci sistem için çalışmak durumuna getirilmiştir. Bilginin mülk edinilmesi ile birlikte, bir tek sanat veya bilimsel eserin sahibini de küçük mülk sahibi haline getirir. Böyleleri giderek, daha çok para edecek, daha çok piyasa için üretim yapmaya başlarlar. Bu yolla bilim ve sanat adamları, bilimden ve sanattan uzaklaşarak, pazar için üretimin tüm özelliklerine uygun (ambalaj, reklam vb.) üretim yaparlar. Bu süreç, aydınların topluca, devlet için üretim yaptığı, ideolojinin üretildiği merkezlerde (Toplumla İlişkiler Başkanlığı, Üniversiteler, Gazeteler vb.) toplanmalarının yolunu açar. Böylece aydın, bazı ayrıcalıkları olan, ama burjuvazi için çarpışan "düşünce şövalyesi haline, tıpkı bir kiralık katil haline gelir. Bu tersi taraftan, işçi sınıfının çıkarlarının aydınlarca savunulmasını hem güçleştirir, zorlaştırır, hem de bu yolu seçen aydını militanlaştırarak sınıfla bütünleşme noktasına getirir. Bu noktada Gramsci'nin organik aydın tanımının önemi ortaya çıkmaktadır. Bu organiklik ise doğru biçimde ancak devrimci parti saflarında kurulabilir. Devrimci parti saflarında, örgüt disiplini altında gerçekleşmeyen bir organiklikten söz etmek, gerçekte işçi
Reklam
Reklam