Din ve yönetim.— Devlet, daha açık söylemek gerekirse, yönetim, hâlâ yeterince olgunlaşmamış bir çoğunluğun bekçisi olarak kurulduğunu bildiği ve dinin korunması mı yoksa ortadan kaldırılması mı gerektiği sorununu onlar adına değerlendirdiği sürece, büyük ihtimalle her zaman dinin korunması yönünde karar verecektir. Çünkü, kayıp, mahrumiyet, korku ya da güvensizlik durumunda, yani yönetimin sıradan insanın ruhsal acılarını dindirmek için doğrudan bir şey yapamayacağını hissettiği zamanlarda, din bireysel ruhu tatmin eder. Hakikaten de, evrensel, önüne geçilmez ve şimdilik kaçınılmaz olan kötülüklerin (kıtlık, ekonomik krizler, savaşlar) tam ortasında bile din çoğunluğa sakinleştirici, sabırlı ve güven verici bir tutum kazandırır. Devlet yönetiminin kaçınılmaz ya da tesadüfi kusurlarının veya hanedanlık çıkarlarının tehlikeli sonuçlarının dikkatli bir gözlemci için görülebilir hale geldiği ve onu daha dikkafalı olmaya yönelttikleri herhangi bir yerde, daha az kavrayışlı insanlar Tanrı'nın elini gördüklerini düşünecekler ve yukarıdan gelen düzenlemelere sabırla boyun eğeceklerdir (ki bu, kutsal ve insani yönetim biçimlerinin iç içe geçtiği bir anlayıştır). Böylece, iç barış ve gelişimin sürekliliği korunmuş olacaktır. Bir rahipler sınıfının kendi sadakati pahasına yönetici güçle anlaşmaya varamayıp onunla çatışmaya girdiği nadir durumları saymazsak, halk duygularının birliğinden, herkesin aynı fikirlere ve amaçlara sahip olmasından doğan güç, din tarafından korunur ve onun damgasını taşır. Her zaman olduğu gibi, devlet rahipleri nasıl kazanacağını bilir çünkü devlet ruhları hayli özel ve örtük biçimde eğiten bu rahiplere ihtiyaç duyar ve dışarıdan bakıldığında tamamen farklı bir çıkarı temsil ediyor gibi görünen hizmetkârlara nasıl değer vereceğini bilir. Rahiplerin