Girişimcilere kredi sağlayacak bankaların oluşturulması, sanayicilere sağlanan muafiyetler ile birlikte ülkede yerli malının kullanımını arttırmak için de kanuni bazı düzenlemelere gidilmiştir. 9 Aralık 1925'te yerli kumaştan elbise giyilmesine dair kanun kabul edilmiştir. Kanunun birinci maddesine göre genel bütçeden ve belediyelerden bedeli ödenen kumaş, elbise ve ayakkabı, serpuş ve yatak araç gereci ile memur ve hizmetliye tekdüze elbise ve kundura giydiren bütün şirketlerin iştira edeceği veya ettireceği bu nevi levazımın yerli mamulatından tedarik edileceği belirtilmiştir. Bu kanun Meclisten geçerken görüşmeler sırasında söz alan Aksaray Milletvekili Besim Bey, memleketin tarihten beri birçok kez düşmanlığa maruz kaldığını söylemiştir. Bu yüzden asırlardır Türk'ün yorulmuş, ezilmiş, sefil ve yoksul kalmış olduğu yorumunda bulunmuştur. Düşmanların milletin harimi ismetine kadar tecavüz ettiğini fakat bir mucize ile buna engel olunduğunu ifade etmiştir. Fakat o düşmanların, Türk Milletini silahla yenemeyeceğini anlayınca iktisaden mahvetmek için ellerinden geleni yaptıklarını vurgulamıştır. İstiklali siyasinin, istiklali iktisadi oluşturulmadan tam manasıyla gerçekleşmeyeceğini savunmuştur. Memlekette turşunun bile Avrupa'dan geldiğini, yiyeceği, içeceği, giyeceği her şeyi Avrupa'dan gelirse bunun neticesinin iyi olmayacağı görüşünü kürsüden paylaşmıştır. Kanunun Mecliste kabul edilmesiyle birlikte emekli Yüzbaşı Naim Bey'in öncülüğüyle İzmir'de 1926 yılının başında Yerli Mamulâtı Müstehlikler Cemiyeti oluşturulmuştur. Cemiyet İzmir'deki okullarda dikiş ve biçki yurtlarında konferanslar vermiştir. Bundan başka ders kitaplarına yerli malının önemi hususunda makale, vecize konulması isteğini dile getirmiştir. Aynı maksatlarla İstanbul'da 1929 yılında Yerli Mallarını
Mavi Gök Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
... Ebubekir Sıddık (R.A.) resulün yerine otururken minberde verdiği hutbede buyurduğu, Arap lisanında, ‘Ey Müslümanlar! Eğer Muhammed’e tapıyor iseniz Muhammed ölmüştür; yok eğer Muhammed’in rabbine tapıyorsanız o diridir ve ona asla ölüm yoktur. Her daim var olan ve olacak olan bir Tanrı’dır.’ dedi. Müslümanlar bu sözden gayet etkilenince söz Arapçada vecize haline geldi. Araplardan birisi öldüğü vakit musibete uğrayan kişiyi teselli etmek maksadıyla ‘Muhammed öldü’ derlerdi. Eğer Hakk Teâlâ murad etseydi kimsecikler ölmezdi ve şimdi Muhammed Resulullah hayatta olurdu.
Sayfa 246 - İş Bankası Kültür Yayınları, 5. Baskı, 2009 (Farsça aslından çeviren: Mehmet Taha AYAR)·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
BEDİHÎ:
Bedihî: Âşikâr, belli ve açık olma. Ânsızın zuhur eden. Delil ve isbata muhtaç olmayacak derecede açıklık. (Yevmiye: Adamın bir âli vardır ki bellidir. İş gelir gelir, taklidi olmayan bir yere varır.): 31. El: 31. Piç-a-piç: Karmakarışık, pek dolaşık, kıvrım kıvrım: 31. Vecize: İbaresi kısa, mânâsı geniş kıymetli söz: 31.
Sayfa 26 - I İNSAN, İBDA Yayınları·Kitabı okuyor
Lûgatçe
Eskiden okul defterlerinin üzerinde gözümüze çarpan bir söz vardı: “Çok çalışan kazanır!” İşte bu söz de birçok vecize ve atasözü gibi ancak yarım gerçeği yansıtıyor. Gerçeğin tamamı şöyledir: “Çok çalışmak ve çalışma sırasında öğrenmek, düşünmek, planlamak sayesinde insan başarılı olur.”
Gizemli yazar
Bir Frank birçok söz söylemek için çırpınıp dururken, bedenini hırpalarken bir Türk bir an nargilesini ağzından çıkarır, yarım ağızla iki sözcük söyler, ve onu bir vecize ile ezer geçer.
Sayfa 2·Kitabı okudu
"Türk gibi güçlü"
Bir Frank birçok söz söylemek için çırpınıp dururken, bedenini hırpalarken bir Türk bir an nargilesini ağzından çıkarır, yarım ağızla iki sözcük söyler, ve onu bir vecize ile ezer geçer.
Sayfa 2 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı