İşte çalışma programımızdan rasgele seçtiğim birkaç konu başlığı:
İnsan Öfkesi, İntihar Anatomisi, Var Olmak Olasılığı, Aşkta Suikast, Diktatörlerin Müzik Tutkusu, Güçsüzlerin Güç İhtirası, Kansız Cinayet Sezgisi, Normal Beynin İşkence Haritaları, Ahlakın Suç Egemenliği, Ait Olmak Sendromu, Suç Eyleminde Adalet Ölçütü, Sahip Olmanın Patolojisi, Vertigo, Sekizinci Boyuttan Sahnımlar, Yönetmek Fobisi ve bu gibi...
Dehaların önemli bir bölünün epilepsi nöbetleri geçirdiği ve daha da büyük bir bölümünün nöbete eşdeğer semptomlar gösterdiği çok iyi bilinmektedir. Julius Caesar, Aziz Pavlus, Muhammed, Petrarca, Swift, Büyük Petro, Richelieu, Napolyon, Flaubert, Guerrazzi, De Musset ve Dostoyevski ölümcül derece büyük nöbetler geçiriyorlardı; Swift, Marlborough, Faraday ve Dickens'in vertigo sorunları vardı.
Hastanelerin ilaç harcamalarını şişirip vertigo hastasına sezaryen ameliyatı faturası kestiğini biliyor muydunuz?
Dahası ölülere sağlık hizmeti verildiği iddiasıyla SGK' dan para talep edildiğini?
Bay Vertigo yayımlandığında birtakım maymunların ve ahmakların beni öldürmeye çalışmalarını seyretmeme gerek kalmaz. Çünkü zaten ölmüş olurum ben, onlara güleceğime emin olabilirsiniz – göklerden ya da yerin dibinden, nereye gideceksem oradan...
Hitchcock'un konuşmaya ve açıklamalara güvenmediği, iletişim kurmak için hareketi sözcüklere yeğlediği; bu tercihin filmlerinin form ve içeriğine yansıdığı açıkça belli oluyor. Bu durum özellikle senaristleri zora sokuyordu; ne de olsa onların görevi filmi kelimelendirmekti. Öykü toplantılarında Hitchcock, insanların hilekarlığı, iyiliği ve kötülüğü barındırma kapasitesi, bu dünyada kimsenin gerçekten masum olmadığı gibi ilgi duyduğu fikirleri tartışırdı. Yazarlar bu fikirleri anlatan zarif diyaloglar hazırlarlar ve sonunda aksiyon ile imgeler uğruna filmden çıkartıldığını görürlerdi. Örneğin, Hitchcock Vertigo (1958) ve Sapık (1960) adlı filmlerinde birçok sahneye aynalar yerleştirmişti; Öldüren Hatıralar (1945) filminde ise kayak izleri gibi paralel çizgiler vardı; Trendeki Yabancı (1951) adlı filmdeki cinayet sahnesi gözlük camındaki yansımalarla gösterilmişti. Hitchcock açısından bu gibi imgeler insan ruhunun çift yönlülüğünü sözcüklerden daha iyi anlatıyordu ama kağıda dökülünce oldukça uyduruk gibi görünüyordu.