ben bu dünyaya
büyük cümleler kurmaya gelmedim.
bir yanlışlığın
altına atılmış imza olarak geldim.
çocukluğum,
yanlış adrese bırakılmış
bir mektup gibiydi.
.
ne zaman mutlu olmaya kalksam,
bir yerlerden
eski bir acı çıkıp geldi
eteklerime yapıştı.
ölmeyi çok düşündüm…
ama ölüm de
fazla ciddi bir iş gibi duruyordu.
.
ben o kadar ciddi biri değildim.
sonra
susmayı düşündüm…
ama susmak da
fazla bilgece bir duruş gibi geliyordu.
.
ben o kadar akıllı biri değildim.
bir ara
insanlığı anlamaya kalktım.
bir kuyunun içine eğilip
... sağlık tüm diğer dış mülklerin karşısında o kadar ağır basar ki, doğrusu belki de sağlıklı bir dilenci hasta bir kraldan daha mutludur: Mükemmel bir sağlıktan ve kusursuz bir bedenden gelen sakin ve neşeli bir karakter; açık, canlı, keskin ve doğru. kavrayan bir zekâ; ılımlı, yumuşak bir irade ve bunlara ek olarak, iyi bir vicdan: işte bunlar, yerini hiçbir rütbenin veya zenginliğin dolduramayacağı üstünlüklerdir: Çünkü bir kişi kendisi için neyse; yalnız kaldığında ona eşlik eden ve başka birisinin ona veremeyeceği ve ondan alamayacağı şey ne ise, bu açıkça onun sahip olabileceği şeyden ya da başkalarının gözünde olabileceği şeyden daha önemlidir: Akıllı bir insan tamamen yalnız kaldığında, kendi düşünceleriyle ve hayalleriyle müthiş bir eğlence hisseder, bununla birlikte, aptal bir kişi sürekli partiden partiye, oyundan oyuna, seyahatten seyahate ve eğlenceden eğlenceye katılsa da, can sıkıntısından kurtulamaz. İyi, ılımlı, sakin bir karakter yetersiz koşullar altında memnun olabilir; buna karşın, hırslı, kıskanç ve, kötü bir kişi tüm zenginliğe rağmen memnun değildir.
Ortaçağ, iktidar mücadelesi ile geçecektir ve insanlık tarihinin karanlık bir dönemidir. Din adına, inanç uğruna insanlara baskı, işkence yapıldığı, insanların acımasızca öldürüldüğü, düşünce, inanç, vicdan özgürlüğünün tanınmadığı bir dönemdir. Başlangıçta kitlelere hitap eden hıristiyanlık, sonraları çağrısını hükümdarlara yöneltmiş ve büyük nüfuzunu terazinin otorite kefesine koymuştur. Kilise ve devlet birbirinden ayrı oldukları müddetçe kişi siyasal gücün baskılarına karşı kiliseye sığınabilme olanağını bulmuştur, ama bu iki güç birleştikten be dini doğmalar aynı zamanda siyasal toplumun da yasaları haline geldikten sonra, artık kişi için sığınabileceği bir yer kalmamıştır. Kilise İsa’nın öğrettiklerini unutmuş görünmektedir. Tanrının küçük bir modeli olması nedeni ile insana saygı, inanç özgürlüğü, kardeşlik, Tanrı katında eşitlik gibi ilkelerin üzerinde durulmaz olmuştur… Ve “benim ülkem yeryüzünde değildir” diyen İsa’nın vekilleri papalar, yeryüzü iktidarı peşine düşmüşlerdir. Kilise siyasal gücün yanı sıra kendi baskı mekanizmasını da kurmuştur, kilise, artık inancı bütün olmayanları, tek gerçek olarak ilân ettiği dogmaları gözü kapalı kabul etmeyenleri engizisyon gibi inandırıcı metodlarla doğru yola getirmektedir…