İLK AŞKIM SENDİN ANNEM
İlk Aşkım Sendin İlk ne zaman gördüm? Nerede gördüm seni. Hatırlamıyorum. Nasıl gördüm bilmiyorum. Ne giymiştin o gün , saçların uçuşuyormuydu rüzgarda? Sabunmu kokuyordu, Beyaz zambakmı yoksa? Nasıl gördüm ilk defa? Camdamı, sokaktamı? İlk nasıl gördüm seni Yakındanmı uzaktanmı? hiç, ama hiç bilmiyorum. Yüzün yine ay gibi parlıyordu sanırım, yada,güneş gibi sımsıcak. Bilmiyordum gözlerine nasıl bakılacak. Ama kokunu... Kokunu hatırlıyorum emsalsiz. Hiç unutmadım eksiksiz. Çok güzeldi sebepsiz. Öyle bir kokuyduki, buram buram. Her yerden duyardım, Uzak bile olsam. Sen olmasan ölecek gibi olurdum. Belkide hayat denizinde boğulurdum. Her gece yanımdaydın rüyalarımdaydın. Kirpiklerin hep buğulu. Gözlerinden akardı hayallerin. Okşarken yüzümü. Süt kokardı ellerin.
İnsana ve Hayata Dair
CİNLERİN DÜĞÜNÜ "Bu yağmur, delilik vehminden üstün, Karanlık, kovulmaz düşüncelerden. Cinlerin beynimde yaptığı düğün, Sulardan, seslerden ve gecelerden..." (Necip Fazıl KISAKÜREK) Kasaba,her zamanki uyuşukluğunda. Gündüzleri kadınlar ev işi, çamaşır, bulaşık, çoluk çocukla uğraşırken erkekler kahvede "Ver papazı, al maça kızını! " diye diye akşam ediyor. Çocuklar, eski traktör lastiklerini değnekle sürüp eğleniyor. Kimi kendisini kamyon şoförü, kimi ise otobüs kaptanı zannediyor. Bu sonsuz bozkırın ortasında kalan küçük kasabada zaman geçmek bilmez, insanlar aynı yeknesaklığın içinde çırpınır dururdu. Can sıkıntısı insana neler yaptırmazdı ki... Çocuklar bile imkânsızlıklardan olsa gerek yarı mucit sayılırdı. Şeker pancarından arabalar, traktör bilyelerden kızak tekerleği, tahta ve çividen futbol oyunu, küçük halı tezgâhı, kibritten ve mukavvadan fotoğraf çerçevesi... İcat edilecek her şeyi bitirdikten sonra yine can sıkıntısı basar, bu sefer kasabanın uyuşuk köpeklerini kuyruklarına teneke kıstarmak şartı ile yarıştırırlardı. Bu yarışların varış noktası her zaman mezarlığın tepesi olurdu. Tenekenin verdiği acı köpekleri hoplatır, yere çarptıkça çıkardığı korkunç ses zavallıları koşturur, acı acı bağırtırdı. Bu harikadan kendinden geçen çocuklar,hiç yarın cehennem ateşinde nasıl kavrulacaklarını düşünmezler idi. Çocuklara bu oyunu kasabanın Aziz amcası öğretmiş idi. Bu; elli yaşlarında Selanik göçmeni idi. Kısacık boylu, şehla bakışlı, devamlı bir hinlik düşünen, zalimlikte Yeşilçam'ın kötü adamlarına rahmet okutan,kadim Anadolu köylülerinin bin bir tanesinden bir tanesiydi. Gündüzleri işte böyle geçen kasabanın geceleri ise genelde acansların izlenmesinden sonra hareketlenirdi. Erkekler kendilerini kahvelere zor atar, sabahtan yarım kalan maça kızının
Edebiyat
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Tasa(vvuf)
Gönül kapısını sadece bir 'karşılık' umuduyla çalanlar, eli boş dönünce yolu terk ederler. Oysa hakiki aşık, kapı açılmasa da eşikte beklemeyi vuslat sayar.
Tasavvuf
Alıntı ile yerli yerinde bölümüm..
Bu Koreli erkekleri de anlamış değilim. Karın bıçaklanmış kan içinde. Bu sakinlik ben meditasyon yaparken bile yok vuuu la ilahe illallah 🙄🙄. Bunlar da mimik oynamıyor be uiyy nenem Yarabbi. 🤔 Zahmet olacak ama biraz oynasan mı yerinden sayın antinkuntin ismi olan beyefendi 🙃 🍿Dear x " Sen yanımda olduktan sonra bir çadırla kuru ekmek yeter. " Yıldız Gezgini Mümkünse böyle bayat ekmeğimi yalnız yemeyi tercih ederim. Adam sanki film izliyor (hoş film de izlense bile duygu geçirilir ya!😬)
Film
Vouu! İşte bu!
Gönderi kullanım dışı
Vuu müthiş bir alıntı.

Ebrar Yalçın

@bercestemisali
·
Satırlar arasındaki hislerim
Bu ibretli hadisenin tesiri içine hapsolmuştum.
Alıntı