"Burç" hanının öyle muhteşem bir görüntüsü yoktu; ama ben, zamanın etkisi ve ocağın isiyle kirişleri kararmış bu viran evleri, posta arabalarıyla yolculuk edilen zamanlara ait bu hanları, yakında birer anı olup çıkacak bu sallanan yapıları severim. Geçmişe aittir onlar, tarihin bir parçası, bir şeylerin devamıdırlar; yollarda maceraların yaşandığı dönemlere ait Yol hikâyelerini hatırlatırlar.
"Burç" hanının iki yüzyıllık, belki de daha eski olduğunu ilk bakışta fark ettim. Taş ve sıvaları güçlü ahşap iskeletin sağından solundan dökülmüştü, "X" ve "V" kirişleri yıpranmış çatıyı hâlâ yılmadan ayakta tutmaya çalışıyordu. Çatı, dayanaklarının üstünde, tıpkı bir sarhoşun alnından kayan kasketi gibi hafifçe yana kaymıştı. Giriş kapısının üstündeki demir levha sonbahar rüzgârında gıcırdıyordu. Yerel bir sanatçı, Glandier şatosunun kulesinde görüldüğü gibi, sivri bir çatıdan ve bir ışık bacasından yükselen bir tür kule resmi yapmıştı üzerine. Bu levhanın altında, eşikte sert çehreli bir adam, alnındaki kırışıklıklara ve çatık kaşlarına bakılırsa, hayli karanlık düşüncelere dalmış gibiydi...
Sayfa 83 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 7.Basım, Eylül 2025·Kitabı okuyor
... Günün birinde baştan başa parçalarına ayrılacak insan; belki Düşünce'nin, İstenç'in öğeleri bulunacak. Ama bunu yapanların karşısına hep o X –bir zamanlar benim de gelip çarptığım şey– çıkacak ve onu çözemeyecekler. Bu X, SÖZ'dür. SÖZ, onu kabule hazır olmayanları yakar, yok eder. SÖZ, durmaksızın TÖZ'ü doğurur.
Sayfa 110 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları III.BASIM, HAZİRAN 2020·Kitabı okudu
Son olarak sahilde köpeğiyle koşu yapan bir kadının yanına yaklaşıp Karl Marx hakkında ne düşündüğünü sordum. Kadın tepeden tırnağa süzdü beni, kekeledi;
"Marx iyi biri. Güzel konuşuyor, belki oyumu ona verebilirim," dedi. Ardından da "Bir çikolata olsaydınız neli olmak isterdiniz?" diye sordum.