XIX.yüzyılda Balkan milletlerinin birbiri ardından imparatorluktan ayrılıp bağımsız devletlerini kurmaları ekonomik , sosyal ve düşünsel değişimlerin sonucudur. Şüphesiz bu önlenmesi olanaksız tarihi bir gelişim idi.
XIX. yüzyıldan itibaren şeriat tarafından düzenlenen sosyo-ekonomik ve politik sistem kolonyalist Avrupa'nın elinde yapısal olarak parçalandı. Bu da demek oluyor ki içi boşaltılan şeriat, artık kişinin hukuki durumunun modern devlet tarafından konumlandırılabilmesi için gerekli bazı hammaddelerin tedarikine indirgenmişti.
Erken XIX. yüzyılda ve ondan önceki on iki yüzyıl boyunca İslam'ın ahlaki yasası olan şeriat, örfi hukuk ve yerel örfi pratiklerle başa çıkmış ve hem toplumu hem de yönetimi düzenleyen en üst ahlaki ve yasal kuvvet olmuştu. Bu, paradigmatik bir "hukuk"tu; toplumlar ve onları yöneten iktidardaki hanedanlar tarafından yüksek ve genel normların merkezi bir sistemi olarak kabul ediliyordu.
Pericles yazıldığı sıralarda çok tutulmuştur, ama XIX. ve XX. yüzyıllarda neredeyse hiç sahneye konmamışur. Anlatılamayacak
kadar karışık olan konunun belki tek ilginç yanı, gencecik Marina 'nın korsanlar tarafından kaçırılarak bir geneleve satılmasıdır. Eskiden eleştirmenlerin kutsal bildikleri Shakespeare'e hiç yakıştıramadıkları bu genelev faslında , Ortaçağ'ın masal havasından
çıkıp, Elizabeth Çağı Ingiltere'sinin çiğ gerçekleri içine düşeriz ansızın. Genelevi işleten kadın, Marina'nın kız oğlan kızlığını
değerlendirmek amacıyla, bir çeşit reklam kampanyası düzenler. Sokaklarda bir tellal, bu el değmemiş genç kızın herkese
satılmadan önce, en çok para verene teslim edileceğini bağıra çağıra
ilan eder. Gelgelelim Marina eşsiz erdemi sayesinde hem kız oğlan kız kalmanın, hem de geneleve gelen müşterileri ahlaksal açıdan yola getirmenin çaresini bulur. Oyunun sonunda, hiçbir suçu olmadan başına türlü felaketler gelen Pericles, kızı Marina'ya da , öldüğünü sandığı karısı Thaisa'ya da kavuşur.
Anadolu'da İlkçağın eserlerini hep Hıristiyanlar yok etmiş. Bizanslılar dünya harikalarının taşlarını, mermerlerini taşıyıp kilise yapmışlar, heykelleri parçalayıp, yazı anıtlarını yakmışlar. Hıristiyan Orta çağının yıkıcılığından, yağmacılığından ne kurtulmuşsa, onu da XVIII - XIX'uncu yüzyıllarda Fransızlar, İngilizler, Almanlar gelip almışlar, müzelerine götürmüşler. Sonra da barbar Türkler yıkıcı Türkler deyip suçu bize yüklemişler.