13 Ekim 1987SalıSevgilim,Her gün kötücül bir düşü kurmak ve onu taşımak artık kılgıyı gerektiriyor. Sana böyle bir yük bırakmak istemezdim ama sen akıllı ve güçlüsün çabuk unutursun.Bu durumdan kimse kimseyi ya da kendini sorumlu, suçlu saymasın, çünkü suç yok yalnızca ırmağın akışına bir müdahale söz konusu!Her anın niye'sini sorgulayan bir varlığın saygısızlığını yok etmek için kararlaştırılmış bir eylem bu! Çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte! Bu tükenişle hiçbir yeni yaşama başlanamaz, bu nedenle tüm sevdiklerime elveda diyorum. Ben'i bağışlayın! Bunu en çok annemden babamdan ablamdan ve Kağan senden diliyorum. Dostlarımdan da!Nilgün Marmara ÖnalSeni hep sevdim Kağan!Hoşçakalın!P.S.1 Cenaze töreni istemiyorum, mümkünse yakınız lütfen!P.S.2 Kuşlar ölünceye kadar iyi bakınız onlara.3 Sahneden çekilirken yaşamıma karışmış herkesi selamlıyorum.4 Kağan arzu edersen ileride, daktiloya çekilmiş olan şiirleri bastırabilirsin.
Ne var ki sorduğu sorular jilet gibi keskindi. Basit görünüyorlardı, ama öyle değillerdi. Bunun bir örneği, Euthydemos'la diyaloguydu. Sokrates ona, aldatmanın ahlaksızlık sayılıp sayılamayacağını sorar. "Elbette sayılır," diye cevap verir Euthydemos. Apaçık ortada olduğunu düşünür. Sokrates ona şöyle sorar: Ya bir arkadaşın kendini çok kötü hissediyorsa ve kendini öldürebilecekse, sen de onun bıçağını çalarsan? Bu da aldatmak olmaz mı? Şüphesiz ki olur. Fakat böyle yapmak ahlaksızca değil de ahlaki değil midir? Her ne kadar aldatıcı bir edim olsa da kötü değil iyi bir şeydir. Eli kolu bağlanan Euthydemos, "evet" der. Zekice bir karşı örnek kullanan Sokrates, Euthydemos'un aldatıcı olanın ahlaksızca olduğu yönündeki genel yorumunun her durumda geçerli olmadığını göstermişti. Euthydemos bunu ilk kez fark ediyordu.
Ben yaptığımı çok iyi
YAPTIĞIM İÇİN DEĞİL,
Yaptığım kadarıyla
MUTLU OLDUĞUM
için seviyorum.
SEN YAPAMAZSIN
Diyenlere de buradan
SELAMLARIMI
GÖNDERİYORUM.
Hayat irade ya da niyetle yönetilmiyor. Hayat bir sinir ve lif sorunudur, hücre sorunu. Düşüncelerimiz, bu ağır oluşan hücrelere girip gizlenir, tutkularımız buralarda düş kurar. Sen kendinin güven içinde olduğunu sanırsın belki, güçlü olduğunu düşünürsün. Ama hayatımız, bir odanın ya da bir sabah göğünün rastgele rengine; bir zamanlar sevdiğimiz, anı yüklü bir güzel kokuya, bir şiirin unutulmuş bir dizesine, çoktandır çalmadığımız bir parçanın kadansına bağlıdır.