"Ağızda menekşe tadı bırakan lokumlar, emdikçe on saniyede bir renk değiştiren nefis karamelalar, iki dudağının arasına koyduğun anda eriyiveren minicik şekerler de yapar Bay Willy Wonka. Tadını hiç yitirmeyen çikletler, koskocaman şişirdikten sonra iğneyle patlatıp ağzına atabileceğin şeker balonları hazırlar. Bir de kimselerin bilmediği bir yöntemle, si-yah benekli gök mavisi kuş yumurtaları yapar; bunlardan birini ağzına attın mı yavaş yavaş küçülür, küçülür, bir de bakarsın dilinin ucunda minicik, pembecik bir yavru kuş kalmış.."
Sayfa 23 - Can Çocuk Yayınları·Kitabı okudu
Roman
Dağlar ile taşlar ile Çağırayım Mevlâm seni Seherlerde kuşlar ile Çağırayım Mevlâm seni Sular dibinde mâhiyle Sahralarda âhû ile Abdal olup yâhû ile Çağırayım Mevlâm seni Gök yüzünde İsâ ile Tûr dağında Mûsâ ile Elimdeki asâ ile Çağırayım Mevlâm seni Derdi öküş Eyyûb ile Gözü yaşlı Ya’kûb ile Ol Muhammed mahbûb ile Çağırayım Mevlâm seni Hamd ü şükrullah ile, Vasf-ı Kulhüvallah ile Daima zikrullah ile, Çağırayım Mevlam seni Bilmişim dünya halini Terk ettim kıyl ü kâlini Baş açık ayak yalını Çağırayım Mevlâm seni
Edebiyat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Doğru tasavvur et, iyi hisset, yanılma, aklarıma, iş tecrübe edilmiş bilgidedir, nasihattedir, doğrudadır, bunları ve doğruları şaşar sanma. Otururken Okurken Dinlenirken Yürürken Konuşurken Uyurken Dinlenirken Gülerken Yerken, içerken EDEBLİ OL YAHÛ! EDEP YAHÛ! EDEP YAHÛ! EDEP YAHÛ! EDEPSİZDE EDEP OLMAZ YAHU YA HÚ! YA HÛ! YA HÚ!
Araf yayınları·Kitabı okuyor
Eğer derviş isteselerdi ya sen gidecektin ya ben' demiş.
Sultan Abdülkadir Geylânî Efendimiz ile Seyyid Ahmed er-Rifâî Efendimiz sohbet ediyorlarmış. Hindistan'dan bir heyet gelmiş. Efendim, ta'zîm tekrîm ile hürmet ile demişler ki: 'Bizim şeyhimiz vefât etti. Bize bir şeyh efendi lütfen gönderiniz.' Hindistan'dan gelmişler Bağdat'a. Peki' demişler. O heyet çıkmış. Dönmüş Seyyid Ahmed er-Rifâî Efendimiz'e; 'birâder iyi ki şeyh istediler. Eğer derviş isteselerdi ya sen gidecektin ya ben' demiş. Işte derviş onlar. Yah, şeyh çok da derviş az.
Sayfa 257·Kitabı okudu
Din
Aşk-ı mecâz hakîkate köprüdür.
Aşk-ı mecâz hakîkate köprüdür. Bir insan sevebilmeli. Neyi? Neyi olursa olsun. İnsan olsun, hayvan olsun, çiçek olsun. O sevgi seni hakikate götürebilir, köprü çünkü. Bir çiçeği sevdin, peki bunun sâhibi kim, yaratıcısı? Seni oraya götürür o çicek. Hayvan da öyle, insan da öyle. İşte Mecnûn diyor ya 'Leylâ Leylâ derken' Vaktâ ki vuslât, 'aa' diyor Mecnûn 'Ben seni değil, senin perdenin arkasındakine meğer işık olmuşum.' Siliniveriyor, illâ Mevlâ'nın aşkı kalpte tulû ediyor. Leylå Leylâ derken Mevlâ'yı buluyor. Mecâz-ı aşk hakîkat-i aşka kóprü oluyor. (Şimdi birinle dertleştik. Evdekilerden şikâyetçi. Eşinden evlâdından. Hak dost gayrısı yok dedim. Doğru dedi. Heh, bunu kafaya koy. Eger sevilecek bir şey varsa, mecâz olan aşk neyse o seninle beraber gitmiyor azîzim ebediyete. Oyle bir şey sev ki o senden ayrılmasın ebeden. Hakîkat-i aşk o. Işte o da Allah sevgisi. Gözümüz görmüyor ama nişânesi bütün kâinâtı sarmış.
Sayfa 193·Kitabı okudu
Din
Sonra diyorlar ki; yok Efendimiz, Allah izin vermezse Peygamber Efendimiz şefâat edemezmiş. Vermiş yâhû, rahmeten li'l-âlemîn. Evliyâlar da şefâat edecek, şehitler de şefâat edecek hattâ sâlih mü'minler de şefâat edecek. Allah'ın izniyle.
Sayfa 146·Kitabı okudu
Din