Aşk-ı mecâz hakîkate köprüdür.
Bir insan sevebilmeli. Neyi?
Neyi olursa olsun.
İnsan olsun, hayvan olsun, çiçek olsun.
O sevgi seni hakikate götürebilir, köprü çünkü. Bir çiçeği sevdin, peki bunun sâhibi kim, yaratıcısı?
Seni oraya götürür o çicek. Hayvan da öyle, insan da öyle. İşte Mecnûn diyor ya 'Leylâ Leylâ derken'
Vaktâ ki vuslât, 'aa' diyor Mecnûn
'Ben seni değil, senin perdenin arkasındakine meğer işık olmuşum.'
Siliniveriyor, illâ Mevlâ'nın aşkı kalpte tulû ediyor.
Leylå Leylâ derken Mevlâ'yı buluyor.
Mecâz-ı aşk hakîkat-i aşka kóprü oluyor.
(Şimdi birinle dertleştik. Evdekilerden şikâyetçi.
Eşinden evlâdından. Hak dost gayrısı yok dedim.
Doğru dedi. Heh, bunu kafaya koy.
Eger sevilecek bir şey varsa, mecâz olan aşk neyse o seninle beraber gitmiyor azîzim ebediyete.
Oyle bir şey sev ki o senden ayrılmasın ebeden.
Hakîkat-i aşk o. Işte o da Allah sevgisi. Gözümüz görmüyor ama nişânesi bütün kâinâtı sarmış.