"Ah -dedi- insanlar uykularındaki kadar masum, çocukları kadar yalın, yaşlılar kadar dingin yaşasalar zamanı, acı, dünya haritasından silinir, herkes her sevinci aynı incelik ve içtenlikle hak ederek yaşardı. Kimse doğayı yaralamazdı böyle.
Bu ilişkide benim için kronoloji yoktu; sadece onun
varlığını ya da yokluğunu biliyordum. "Her zaman" ile "bir gün" arasında durmadan gidip gelen bir tutkunun işaretlerini biriktiriyorum,
Şimdi onun hayatta her şeye acelesi olduğu gerçeğine (belki de sırrına) ortak olmuştum. Firdevs'in hayatı, karakteri, duyguları adına öğrendiğim en yalın bilgiydi bu. Daha sonraları, söylediklerini sık sık kafamda döndürdükçe, içinde sakladıklarını da keşfetmeye başlayacaktım. Her şeye geç kalmanın kızgınlığını üzerinden atamıyordu, hayal ettiği ne varsa uzaklarda bir yerdeydi ve zaman geçtikçe daha hızlı yürümesi, hatta koşması gerekiyordu ama nefesi yetmiyordu, yorulmuştu şimdiden.
"Tüm içtenliğim ve ciddiyetimle söyleyeyim, böcek olmayı bile istedim şiddetle. Ama ne yazık ki bunu bile başaramadım. Değerli okuyucularım, yemin ederim ki her şeyi tam anlamıyla algılamak bir hastalıktır. İnsanın günlük yaşamı içinde yalın bir anlama gücü, XIX. Yüzyıl aydınının anlayış gücünün yarısı, hatta dörtte biri bile yeterlidir. Hele bu insanlar yeryüzünün en duyarsız, en fırsatçı kentlerinden biri olan Petersburg’ta yaşamaktan paylarını almışlarsa, daha azı bile yeter. Eh, kentlerin de fırsatçı olanları ve olmayanları vardır."