7/10
·144 syf.··
2026 17. kitabı
𝑩𝑬𝑵 𝑮𝑬𝑳𝑫İ𝑴𝑴𝑴 Güzel bir hafta sonu diliyorum kıymetli okur dostlarım... Bugün size Hayykitap ‘ndan çıkan @mecitomurozturk ' ün değerli kaleminden #duayıyenidenkeşfetmek  kitabının yorumu ile geldim... #kitabınkonusu Modern çağın insan ruhunda yarattığı o derin tahribat ve yalnızlık hissiyle başlıyor kitap. Yazar, günümüz insanının hız, tüketim ve yoğun uyarıcılar arasında kendi iç sesini nasıl kaybettiğini adeta yüzümüze çarpıyor. İşte bu kriz dalgası içinde, insanın Yaratıcı ile kurduğu en temel köprü olan “dua” eylemi de nasibini almış ve mekanikleşmiştir. Kitabın değindiği temel mesele tam olarak bu: İnsanlar duayı sadece zor zamanlarda hatırlanan bir istek listesi ya da otomatiğe bağlanmış, anlamı üzerine düşünülmeyen dinsel bir rutin olarak görüyor. Yazar, okuyucuya duanın bu sığ algıdan kurtarılması ve acilen yeniden keşfedilmesi gerektiği çağrısını yapıyor. Sayfalar ilerledikçe dua, sadece dille söylenen sözler olmaktan çıkıp çok katmanlı bir psikolojik, felsefi ve ruhsal eyleme dönüşüyor. Yazarın inşa ettiği bu felsefe, nihayetinde insan yaşamındaki en olgun meyvesini veriyor. O da duanın gerçek anlamda keşfedilmesinin, insanı ulaştıracağı son durağın tam bir teslimiyet ve sükûnet hâli olduğu gerçeğidir. Duanın kabul edilip edilmemesi kaygısından bütünüyle sıyrıldığınızda, Yaratıcı ile kurduğunuz o anlık bağın kendisi en büyük ödüle dönüşüyor. Kitap, duayı yeniden keşfeden insanın hayata, acılara ve beklentilere bakışının radikal bir biçimde değiştiğini vurguluyor. Dünyada ama dünyadan özgürleşmiş bir bilge bilinciyle bizi baş başa bırakıyor. ꫂ❁ “İnsan en çok çaresiz kaldığında değil, dua etmediğinde yalnızdır.” ​(s. 9) ꫂ❁ ​“İnsan bazen istediğinin değil, istediğini isteme hâlinin şifasına muhtaçtır.” ​(s. 38) ꫂ❁ ​"Dua, kalbin Allah ile dertleşme
Duayı Yeniden KeşfetmekMecit Ömür Öztürk · Hayy Kitap · 202699 okunma
Viktor E.Frankl/ Anlam, Özgürlük ve Sorumluluk
Puan vermedi·148 syf.··
2026 34. kitabı
Viktor E.Frankl/ Anlam, Özgürlük ve Sorumluluk Viktor E. Frankl, 20. yüzyılın en önemli psikiyatristlerinden biridir. Nazi toplama kamplarındaki sağ kurtulan Frankl, bu cehennemde bile insanın hayata tutunmasını sağlayan şeyin ne olduğunu gözlemlemiş ve psikoloji dünyasına Logoterapi (Anlam Yoluyla Tedavi) ekolünü kazandırmıştır. Onun felsefesinin temel noktasında bir birinden ayrılmaz üç kavram vardır kavram yer alır: Anlam, Özgürlük ve Sorumluluk. Frankl'kitapta yer alan söyleşisinde; insan ne zevk ne mutluluk ne güç ne prestij için temel bir ihtiyaç duyar aslen ve temel olarak her insanın ihtiyacı hayatı yaşamaya değer kılan bir anlam bulma ve buna ulaşma arzusudur. Freudun ifade ettiği gibi insanın amacı haz olsaydı içgüdününün tatmini bir amaca yani haz amacına dönüşür fakat bunun da ötesinde bir haz aracı durumuna gelir anlam ve değer odaklı olan kişi bu şekilde dördü ve şerbet odaklı kişiye dönüşür şehvete düşkünlüğünün negatif karşılığı ise uyuşturucu bağımlılığının altında yatan kendine acıma isteğidir der.Frankl, hayatı anlamlı kılmanın üç yolu olduğunu söyler: 1. Eser üreterek ya da bir iş yaparak (Yaratıcı değerler)2. Bir şeyi deneyimleyerek veya biriyle bağ kurarak (Sevgi, doğa, sanat gibi deneyimsel değerler) 3. Değiştirilemez bir acıya karşı takınılan tutumla (Kaçınılmaz acıyı bir zafere dönüştürmek ,neitzche nin öldürmeyen acı güçlendirir metaforu ) Frankl bir söyleşisininde potansiyel olarak acı çekerek ama sadece mecbur kalınırsa acı çekinmeli, bu bir tercih olmamalı unutmayın yok gereği çağırmaya gerilerek gereksiz acılara katlanmak bunların hiçbir anlamı yoktur Asıl acı kişinin kurtulamadığı ve değiştiremediği koşullarda çektiği acıdır kişi bu acının üstesinden gelmek zorundadır. Sabit bir anlam yoktur: Hayatın genel, soyut bir anlamı yoktur.
Anlam, Özgürlük ve SorumlulukViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayınları · 202632 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Rune Sembollerinin Uyanışı
Puan vermedi·264 syf.··
Beğendi
·
2026 90. kitabı
Hayat Yolculuğunda Yönünü Mü Kaybettin? Gelin Sembollerin Gücünü Konuşalım çıkan kitap bizim sadece Viking çizgi filmlerinde,dizilerinde gördüğümüz o meşhur Rune işaretlerinin aslında hayatımızın tam ortasında kullanabileceğimiz birer enerji anahtarı olduğunu anlatıyor. Sayfaları çevirdikçe sadece bir alfabeden ziyade, günlük hayatta tıkanan enerjileri açmak için kullanabileceğimiz somut frekanslarla karşılaşıyoruz .Kitap çoğunlukla sembollerin pratik işlevlerine odaklanıyor. Hayatımıza maddi kazanç ve hak edilmiş bereketi çekmek için Fehu Hastalıklardan sonra bedeni ayağa kaldıran, o saf direnci ve gücü veren Uruz Çevremizdeki negatif gözlerden, nazardan veya bizi aşağı çeken enerjilerden korunmak istediğimizde Thurisaz sembolü resmen bir kalkan. Doğru kelimeleri bulmak, bilgece kararlar almak için Ansuz Hayat yolculuğumuzda yönümüzü çizip güvenle ilerlemek için Raido İçimizdeki o yaratıcı gücü, körelen ilhamı tetiklemek için Kenazı Fırtınalı dönemlerde hayatta yolumuzu kaybetmemek için de meşhur denizci pusulası Vegvisiri İşin köken kısmında ise acayip iddialar var; Atlantis ve Mu gibi kayıp kıtaların batışıyla yeryüzüne dağılan kadim bilgeler, bu sembolik dili farklı coğrafyalara taşıdığı , sembollerin aslında Göktürklere, oradan da Orhun Kitabelerindeki damgalara kadar uzanan derin bağları olduğunu anlatılıyor. Yazarın bu detaylı ve derin araştırması, insana kesinlikle farklı bir vizyon katıyor, yeni araştırma kapıları açıyor. Bence Akıcı ve görsel destekli bu çalışma, spiritüel konulara körü körüne inanmak yerine, sembollerin pratik gücünü hayatında denemek ve sorgulayarak yeni kapılar açmak isteyenler için net bir rehberlik sunmuş.
Kadim Bilgilerin Işığında RuneŞebnem Ekşib · Ceres Yayınları · 202323 okunma
ne kitaptı ama..
7/10
·114 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 11:58
Bu kitap hakkında çok fazla şey söylemek geliyor içimden.İlk 50 sayfayı okuyunca çok sıkılmıştım,çok fazla detay vardı,akmıyordu bir türlü.Beklentim farklıydı öncelikle,iyi mi kötü mü bilmiyorum.Ama yüzleşme anı geldiğinde generalin içini döktüğü kısımlar daha heyecanlıydı,daha akıcıydı. •İlk başta Konrad'a hakk veriyordum,sırf müziğe ilgi duyuyor diye dışlanıyormuş gibi hissetmiştim,onunla daha fazla empati kurmuştum. •Generalin konuştuğu kısımlar geldiğinde detayların bir anlamı varmış.Generalin bazı dediklerine katıldım,bazılarına katılmadım,bazıları çok düşündürdü. •Mesela soruların cevapları bazen kelimelerle değil de hayatla da verilebiliyormuş.Bazı dostluklar göründüğü kadar masum değilmiş.Eğer aralarında gerçek bir dostluk olmasaydı, Konrad'ın öldürmek isterken yaşadığı tereddütü, ardından kaçışını ve 41 yıl sonra geri dönüşünü anlamlandırmak mümkün olmazdı.Çünki bence de dost olmayan biri gözünü bile kırpmadan öldürür,öldüremese de kaçmazdı.Arkadaşı olarak gördüğü kişi umrunda bile olmazdı çünki. •Hayatın anlamı üzerine;yaşlandığında veya olayların üzerinden uzun zaman geçince soruların cevapları,intikam almak,aldatılmış olmak bile o kadar önemsiz oluyor ki,hiç bir anlamı kalmıyor yani. •Veya insanların "başka türlü" olması o kadar kabul edilebilir bir şey ki(karakterlerden birinin yaratıcı, diğerinin öldürücü olması gibi).Yani sırf bu insani özellikler,hayattan aldıkları zevkler,hayat amaçları farklı diye yargılanması saçma olur,ki insanlar ne kadar çabalasalar da,değiştiremeyecekleri şeyler var.Uyumluymuş gibi rol yapmak ne zamana kadar sürdürülebilir ki? •Genel olarak bana çok şey kattı,bu kadar detay olmasaydı da iyi olurdu yine de,200 sayfalık bir kitap okumuş gibi hissediyorum bu yüzden.Bu
Mumlar Sonuna Kadar YanarSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20246,7bin okunma
BU GÜNÜN TARİHİ- Bütün Yarınlara
10/10
·152 syf.·
Beğendi
·
2026 82. kitabı
Selam. ekin ✧ sayesinde başlayabildiğim ve kesinlikle hakkının verilmesine ihtiyacım olan bir kitaplayız bu gün. Bir de Balçın ile okumaya karar verince tüm bu süreç daha büyüleyici bir hâl aldı. All Tomorrows’a başlamadan önce bile beni sarsacağını biliyordum çünkü ben hortlaklardan değil, biyolojiden korkuyorum. Bir canavarın saldırmasından çok, bir gün bambaşka bir şeye dönüşebilecek olmamız fikri beni rahatsız ediyor. İnsan bedeninin ve evrimin sınırlarının ne kadar esnek olduğunu düşünmek bile ürkütücü geliyor. Bu yüzden kitabın yarattığı korku, klasik bir korku değil; insanın kendi potansiyelinden duyduğu korku. Kitabı okumaya başladığım ilk anda kendimi sanki bir Star Wars evrenindeymiş gibi hissettim; ancak bu kez yaratıkların yalnızca var olduğu değil, biyolojik olarak nasıl işlediğinin de anlatıldığı bir versiyonuydu bu. Genişletilip filme uyarlanabilecek muazzam bir potansiyel taşıyor. Üstelik bütün bunların arkasındaki kişinin henüz genç yaşlarda bu fikri ortaya atmış olması hayranlık uyandırıcı. O tasarımlar, o düşünce biçimi, o ölçekte bir hayal gücü... İnsan ister istemez etkileniyor. Daha da etkileyici olan şey ise yaratıkların yalnızca ilginç görünmesi değil, gerçekten yaşayabilecekmiş hissi vermesi. Çok büyük bir biyoloji bilgisine sahip olduğumu iddia edemem ancak bildiklerim ve sonrasında yaptığım araştırmalar sayesinde yaratık tasarımlarındaki ustalığı görebildim. Gözleri olmayan bir canlıya farklı algı organları verilmesi, ağır uzuvlara sahip bir türün vücut dengesinin düşünülmesi gibi detaylar bile yazarın konuya ne kadar hâkim olduğunu gösteriyor. Sadece biyoloji de değil; tarih, felsefe, coğrafya ve hatta sosyoloji bilgisi de satır aralarında kendini belli ediyor. Böylesine özgün, cesur ve hayal gücü yüksek bir eserin yaratıcısının Türk
Duygu ve Düşünce
All Tomorrows Bütün YarınlarC. M. Kösemen · Kara Karga Yayınları · 042 okunma
-SON-
Puan vermedi·560 syf.··
2026 23. kitabı
• Dura Mater, Serkan Karaismailoğlu’nun Mater serisinin üçüncü ve son kitabıdır. Beynin en dış katmanı “dura mater”den adını alır. Seri boyunca beyin katmanları metaforuyla zihin, duygular, ilişkiler, yapay zeka ve gerçeklik algısı derinlemesine işlenir. Kitap, önceki ciltlerden devam ederek gerçek ile sanal dünya arasındaki sınırların iyice bulanıklaştığı bir hikâye sunar. eÜtopya gibi sistemler üzerinden beyne sinyaller gönderilerek yaratılan simülasyonlar, beden-zihin ayrımı, yapay zekânın karanlık yüzü ve etik sorunlar ön plandadır. Bol bilimsel bilgiyle harmanlanmış bir macera olsa da bazı okuyuculara göre bilimsel açıklamalar ağır basar ve sonu biraz yarım ve mutsuz bırakır. • Benim Yorumum: Serinin finali olarak beklentiyi yüksek tutan bir kitap. İlk iki kitapta daha akıcı hikâye ve karakter odaklı ilerlerken, Dura Mater’de bilimsel açıklamalar ve felsefi derinlik ağır basıyor. Bu yönüyle çok eğitici ve düşündürücü; beyin, AI ve simülasyon teorisi sevenler için muazzam. Ancak hikâye bazen bu bilgiler altında eziliyor, karakterler gölgede kalabiliyor ve sonu birçok okuyucuyu tatmin etmiyor (ben de dahil). Yine de seriyi tamamlamak isteyenler için okunması gereken, nörobilim meraklılarına hitap eden özgün bir eser. Akıcı dili ve yaratıcı kurgusuyla değer veriyor. Özgür Yüce • Herkese keyifli okumalar diliyorum ..! • ⁠Kitaplarla kalınız..!
Dura MaterSerkan Karaismailoğlu · Elma Yayınevi · 20217,7bin okunma