Yerlerde ve göklerde nice ayetler vardır... (Yusuf Suresi, 105)
Güvercinler hu çeker, serçeler, kırlangıçlar kendi lisanlarına münasip şen şakrak tesbihatları ile yeryüzü yeniden yaratılırken, Yaratıcı'nın sayısız isim ve sıfatlarından kendi idrakçiklerine düşen miktarı kadarına, aşk ile zakirlik ederler... "Vekeeyyin min âyetin fi-ssemâvâti vel-ard..."
Tanrı bir varsayımdır; ama ben sizin varsayımlarınızın yaratıcı isteminizin önüne geçmesini istemem. Bir tanrı yaratabilir misiniz? Öyleyse tanrılar hakkında tek söz söylemeyin bana! Oysa pekâlâ yaratabilirsiniz Üstinsanı. Belki kendi kendiniz değil kardeşlerim! Ama Üstinsanın babalarını ve atalarını yaratabilirsiniz kendinizden: en iyi yaratınız olsun bu!
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"İnsan, ruhu kendisi yaratmamıştır, onun yaratıcı olmasını ruh sağlamıştır... Ama insanın içine öyle nüfuz etmiştir ki, ruhu kendisinin yarattığına ve ona sahip olduğuna inanma gafletine düşer insan".
Yapay Zekâ ve İçimizdeki Kadim Savaş: Firavunu mu Büyütüyoruz Hz. Musa’yı mı? İnsanoğlu tarih boyunca yalnızca tabiatı anlamakla yetinmedi; ona hükmetmek, onu yeniden kurmak, hatta kimi zaman yaratıcı rolüne soyunmak istedi. Cansıza can verme arzusu, bu kadim arayışın en dikkat çekici tezahürlerinden biridir. Eski Yunan mitolojisinde Prometeus’un ateşi çalması, Yahudi geleneğinde Golem’in topraktan şekillendirilip harekete geçirilmesi, modern edebiyatta Frankenstein’ın ölü parçalarından yeni bir varlık meydana getirme teşebbüsü hep aynı derin arzunun farklı kılıklara bürünmüş hâlidir: İnsan, kendisine verilmiş olan kudreti emanet bilmek yerine, o kudretin sahibiymiş gibi davranmaya başladığında yaratıcı rolüne soyunur. Bugün yapay zekâ tartışmalarının merkezinde de bu kadim arzu var. Mesele yalnızca daha gelişmiş makineler yapmak, daha hızlı hesaplama sistemleri kurmak veya insan emeğini kolaylaştıracak araçlar üretmek değildir. Mesele, insanın kendisini merkeze koyduğu, hakikatten kopuk anlam dünyasını insana rağmen sürdürme serkeşliğidir. Daha derinde, insanın kendi ontolojik yerini unutması ve gafleti kurumsallaştırmasıdır. İnsan nedir? Makine nedir? Akıl nedir? Ruh nedir? Bilgi ile hikmet aynı şey midir? Taklit ile hakikat arasındaki fark nerededir? Yapay zekâ bu soruları teknik bir mesele olmaktan çıkarıp yeniden insanın varoluş meselesi hâline getirmiştir. Yapay zekâ alanındaki canhıraş gayret makine ile insanın arasındaki bir savaş değildir. Asıl savaş insanın içindedir. Daha açık söylemek gerekirse bu savaş, insanın içindeki Firavun ile Hz. Musa’nın savaşıdır. Firavun, yalnızca tarihî bir zalim figürü değildir; insan nefsinin en uç hâlidir. “Ben sizin en yüce rabbinizim” diyebilecek kadar kendini büyüten, kudreti kendinden bilen, mülkü emanet değil
Din
İnsanın henüz tanımadığı bir Kudret Sahibi'ni sevmesi ve O'na karşı saygılı yaşamaya çalışması mümkün olmaz. Bu sebepledir ki tüm peygamberler kavimlerinden evvel emirde kevni ayetler üzerinden yegâne tek bir yaratıcı tanrı olarak Allah'a şehadet etmelerini istemişlerdir. Söz gelimi, ilk resul Hz. Nuh (a.s.), kavmine şöyle seslenmiştir: "Görmediniz mi Allah nasıl tabaka tabaka yedi semayı yaratmış? Ayı göklerde aydınlık, güneşiyse ışık kaynağı kılmış. Allah sizi bitki gibi yerden bitirmiş sonra sizi toprağa iade edip oradan çıkaracak. Allah size yeri yaygı gibi yaymış orada kendinize yollar edinesiniz diye!" (Nuh, 71/15-19) Benzer ayetler peygamberlerin dilinden Kur'an-ı Kerim'de yaygın bir şekilde bulunmaktadır.
Sayfa 68·Kitabı okudu
Altmış kadar oyunun yazarı, Londra Ekonomi Okulu'nun kurucularından, Fabian Derneği'nin önde gelen üyelerinden ve hem Nobel Edebiyat Ödülü'nü hem de Oscar'ı (Pygmalion eseriyle) kazanan tek kişi olan İrlandalı George Bernard Shaw, -bu terimi nasıl tanımladığınıza bağlı olarak- hem dinî inanç sahibiydi hem de değildi. Darwin'in “Hıristiyanlığa ölümcül bir darbe indirdiğini” düşünüyordu ama Bergson'un "yaratıcı evriminden" de çok etkilenmişti. The Quintessence of Ibsenism [Ibsenciliğin Özü] adlı bir kitap yazarak Ibsen'e ilişkin kendi yorumlarını ortaya koydu: Kendi kuşağını materyalizmden kurtarmaya çalıştığını, yaşamın amacının kendini geliştirmek, kendini gerçekleştirmek olduğunu; ahlâkın sabit olmayıp evrildiğini, standartların asla ebedi olamayacağını, bize nasıl yaşayacağımızı öğretme hususunda modern Avrupa edebiyatının Kutsal Kitap'tan daha önemli olduğunu ve amacın "Mozartvari neşe" olduğunu söylemişti.
Sayfa 101·Kitabı okuyor
Felsefe-Düşünce