"Bir daldan diğer bir dala konup özgürce uçmak, kendisi için vazgeçilmezdi. Yaban mersini favori yiyeceğiydi ve ormanda bu meyvenin çeşitli versiyonları mevcuttu. İstediği meyveden yiyor, hiç yorulmadan da karnını doyuruyordu. Ama bu durum, yaklaşık üç ay olan yaz mevsimi için geçerliydi. Kendisine dost olan orman, kış gelince acımasız ve merhametsiz bir düşman hâline geliyordu. Bütün kuşlar için olmasa bile, birçok kuş türü için geçerli bir kuraldı bu."
Alıntı
Melankoli nöbetleri,hayaller ve iç çekmeler, Arzular ve gözyaşları zavallı aşıkların kaderi.
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Okuduğum kitaplara, duyduklarıma göre Asla dikensiz olmazmış gerçek aşkın yolu.
Alıntı
Sonbahar ise yaz tati­linin sonundan başka bir anlam taşımayan can sıkıcı bir mevsim­di. Ne de olsa küçük bir çocuktum, dökülen yaprakların yetiş­kinlere çağrıştırdığı geçmişe özlem, romantizm, aşk gibi kav­ramlardan habersizdim.
Hatırla, hatırla. Teyzem ise hatırlamamak, mektuba hâtıralardan başka şeyler yazmak için didiniyordu. Neyi hatırlayacaktı? Her yıl biraz daha mânasızlaşan yaz tatillerini, yâni her yaz biraz daha büyüyüp kimi âşık olan, kimi evlenen, fakat hepsi de her yaz kendinden biraz daha kopup giden yeğenlerini mi? Yoksa her evlât evlendirişte biraz daha kuruyan ablayı mı? Hele o ve o'nunla birlikte büyüyen yaşama korkusu nasıl hatırlanırdı? Nasıl hatırlansın? İçinde, o kalp dedikleri yerde, kalbinde "çirkin kız gururu"nun kaskatı direnişini yakalayıvermişti bir gün.. O'nu kırdığı bir gün. Nasıl başladığını bilmiyor, ama artık çirkin olduğuna, çirkinleştiğine inanıyordu. Öbürlerine hiç benzemeyen bu gururun bütün güzel ve iyi şeyleri alaya almak isteyen ancak bu alayda avunabileceğini sanan acısı ile uzun uzun pençeleşti. Zafer teyzemin olmuştu sonunda, ama o çirkin kız gururuna karşı değil. Öteki-zavallı- elleri sarkık, omuzları düşük, bırakıp gitmişti. Sonra beş, on günlük dinlenme ihtiyaçları yüzünden hastahane kapılarına taşınmalar başlamış, zerre kadar duygulu olmayan, bir makinadan dökülür, bininci defa tekrarlanır gibi ayaküstü verilen öğütler, asla yaptırılmayacak reçeteler başlamıştı.
Sayfa 220·Kitabı okuyor
“Hiç bir şeyin tesellisi edemeyeceği, her gün gitgide artmakta, güçlenmek de olan bir gönül sızısı, bir kalp ağrısı hissetti içinde. Hiç bir şeyin farkında değildi artık. Yaz mıydı, kış mıydı, bahar mıydı, güz müydü? Güneşli bir gökyüzü altında mıydılar, yoksa gökten yağmur mu yağıyordu? Kuşlar mı öpüşüyordu, baykuşlar mı? Dalya çiçeklerinin mi mevsimiiydi, papatyaların mı? Hiç bir şey bilmiyor, bir şeyi gözleri görmüyordu artık. Yorgun, düşünceli ve tek bir fikrin peşindeydi. Gecenin siyah karanlığında görülen ve kaybolan bir hayalin kaybolduğu noktaya bakıyormuş gibi gözleri hep o noktada, hareketsiz ve dalgındı.”
Alıntı